İzmir işgali unutulmasın diye!..

Hakan Dirik yazdı: İzmir işgali unutulmasın diye!..

23 Mayıs 2019 Perşembe, 20:11
Abone Ol google-news

İşgal güçlerinin İzmir’e girmesiyle, kıvılcımdan dev bir yangın ormanına dönüşen Milli Mücadele, bir asrı devirdi. 15 Mayıs 1919’da fitili ateşlenen Milli Mücadelenin 100. yıldönümü etkinlikleri, İzmir’de gazeteci Hasan Tahsin’in ilk kurşunu sıktığı yerden başladı. Etkinliklere “15 Mayıs: Karagün” sunumuyla katılan Atatürkçü Düşünce Derneği Danışma Kurulu üyesi araştırmacı Ahmet Gürer, İzmir’in işgaline ilişkin Yunanistan arşivlerinden derlediği fotoğraf ve bilgileri Cumhuriyet’le paylaştı. Türkiye’de daha önce yayımlanmamış görüntülerde işgalin ardından yaşanan vahşetin izleri görülüyor. İşgal altındaki “İzmir’in kederi” ise belgelere sığmıyor!

1212 günlük keder...

Yunanlılar, 15 Mayıs 1919’dan, denize döküldükleri 9 Eylül 1922’ye dek bin 212 günlük işgal sürecini ayrıntılarıyla fotoğraflamış. Kadifekale, Sarıkışla, valilik gibi önemli noktalar çekilen fotoğraflar dünyaya da servis edilmiş. Bölge halkının açlıktan ölmemesi için kurulan aşevlerinde Yunan askerlerin gülerek poz verdiği görüntülere yansıyor. Efsun askerlerinin yerli Rumlar tarafından karşılanışı, katledilen Türklerin yerlerde uzanan şehit bedenleri, hıristiyan din adamlarının sevinci, Kordonboyu’ndaki geçit törenleri fotoğraflarda yer alıyor.



Kambur izzet

İngiliz ve Fransız filoları komutanların 14 Mayıs 1919 Çarşamba günü İzmir’de Vali Konağı’na giderek “Kambur İzzet” diye adlandırılan işbirlikçi Vali İzzet Bey’e İzmir’in işgal edileceğini bildirdiğini kaydeden Gürer, İzmir Metropoliti Hristomos’un da saat 16.00’da Venizelos’un “İzmir’in Yunanistan’a katıldığına” dair mesajını okuduğunu kaydetti. Araştırmacı Gürer, 15 Mayıs 1919 sabahındaki durumu şöyle aktardı:

“O sabah, İngilizler; Uzunada’yı, Fransızlar; Foça’yı, İtalyanlar; Karaburun, Akşehir, Selçuk’u, Yunanlar; Yenikale’yi işgal etmişlerdi. 15 Mayıs 1919 Perşembe günü sabahı, İngiliz, Fransız, ABD ve İtalyan gemilerinin koruyuculuğunda, Yunan Ordusu’na mensup 12.000 asker, İzmir’i işgale başlamıştır.



Yunan çıkarma birliklerinin içinde, her biri 200 kişiden oluşmak üzere İngiliz, Fransız, İtalyan ve Amerikan birlikleri de yer almıştır. Yerli Rumlar, Yunan askerlerini bayraklarla karşılarken, İzmir Metropoliti Hrisostomos, etrafta koşarak, ‘Türkleri öldürün’ diye bağırmaya başlamıştır.”
Gürer, ilk kurşunun nasıl sıkıldığını şu cümlelerle dile getiriyor:

“İzmir içinde yürüyüşe geçen Yunan birliklerine yerli Rumların yaptığı tezahüratlar, İzmir’de ortamı aniden germişti. ‘Hukuk-u Beşer’ gazetesinin Yazı İşleri Müdürü Osman Nevres, sinirlerine hâkim olamayarak, Yunan alayının önünde yürüyen ‘Sancaktar’ı vurmuş ve kendisi de hemen orada Yunan askerlerince şehit edilmiştir. Yol kenarına toplanmış bulunan ve olanı biteni kavramaya çalışan çoluk çocuk, yaşlı, genç yüzlerce Türk, işgal askerleri tarafından hunharca katledilmişlerdir.”

Acı fatura

Yunanistan’dan alınan fotoğraflarda da görüldüğü üzere, işgalin ağır ve acı faturası ilk günden kesilmeye başlanıyor:

“Sarı Kışla’da komutanları tarafından karşı konulmaması emrini alan Türk askerleri Yunanlılarca insafsızca şehit edilmiştir. Daha sonra Hükümet Konağı ve diğer resmi daireleri basılarak buralardaki memur subay ve erleri türlü eziyetlerle gemilere götürüp, orada günlerce aç bırakmışlardır. Bunlardan bir kısmı da dipçik vuruşları altında zorla ‘Yaşasın Venizelos’ diye bağırmağa zorlanmış, boyun eğmeyenler

derhal şehit edilmişlerdir. Sarıkışla’da esir alınan Türk askerleri arasında yer alan, Kordon’daki özellikle yerli Rum ahalinin tüm zorlamalarına rağmen ‘Yaşasın Venizelos’ diye bağırmayı ret eden Albay Süleyman Fethi Bey, 22 süngü darbesi ile şehit edilmiştir.”

Gürel, katliamların dünyanın ileri gelen uluslarının temsilcilerinin gözü önünde ve “izniyle” yapıldığını vurguluyor:

“Yunanlılar ilk gün, Konak’ta 400 Türk’ü şehit etmiş, çevre köy ve kazalardaki olaylarla birlikte iki gün içinde 5 bin kadar Türk hunharca katledilmiştir.”



Ulusal uyanış

İşgal, aynı zamanda “ulusal uyanışı” da beraberinde getiriyor: “Mustafa Kemal, 16 Mayıs 1919 günü, 6 aylık çalışma sonunda Samsun’a doğru yola çıkar, Mustafa

Kemal Paşa, Samsun’a gelir gelmez İstanbul’a göndermeye başladığı raporlarında; başlattığı yeni mücadelenin kararlılığını, milletine olan güvenci ve inancını açıkça görmekteyiz. 20 Mayıs 1919 günü, Mustafa Kemal Paşa, İzmir’in Yunanlılar tarafından işgaline karşı duygularını ‘İzmir’in Yunan askeri tarafından işgali olayı, yakından temasta bulunduğum milleti ve orduyu düşünülemeyecek kadar ve
anlatılamayacak kadar dertlendirmiştir. Ne millet ve ne ordu varlığına karşı yapılan bu haksız tecavüzü kabul etmeyecektir’ sözleriyle dile getirmiştir.”

İşgale karşı meslektaşımızın attığı o ilk kurşun, Kuvayı Milliye direnişlerini tetikliyor: “İzmir’in işgali, Türk halkında ‘işgale karşı koyma’ şuuru uyandırmış ve yurdun her yerinde protesto mitingleri yapılmaya başlanmıştır. Bu tepkilerin ardından, Türk halkı, ‘Kuvayı Milliye’ olarak adlandırılan bölgesel direniş örgütlerini kurarak, yörelerinde düşmanla mücadeleye başlamışlardır.”