‘Hiçbir kriz çaresiz değil ama ben an itibarıyla tünelin ucunda ışık göremiyorum’

İktisatçı Prof. Dr. Serdar Sayan: Yılsonuna dek istihdam oranının yüzde 40’a inmesi, küçülmenin yüzde 9’u bulması, enflasyonun da yüzde 12 çıkması, dolar kurunun 8 TL’ye yükselmesi beni şoke etmez. Daha kötüsü de olabilir.

31 Ağustos 2020 Pazartesi, 06:00
‘Hiçbir kriz çaresiz değil ama ben an itibarıyla tünelin ucunda ışık göremiyorum’
Abone Ol google-news

TOBB Ekonomi ve Teknoloji Üniversitesi (TOBB ETÜ) Sosyal Politikalar Araştırma Merkezi (SPM) Direktörü ve İktisat Bölümü öğretim üyesi Prof. Dr. Serdar Sayan, işsizlikte Covid-19 salgını atlatıldıktan sonra bile ciddi bir düşüş beklenmemesi gerektiğini vurgulayarak şu anda küçük işletmeler başta olmak üzere ciddi sorunların yaşandığını söyledi.

Sayan, hükümetin kentlerde kayıt dışı çalışan 4.5 milyon kişinin destek ihtiyacına sırtını döndüğünü, bunların sanki bu ülkenin vatandaşları değilmiş gibi kaderine terk edildiğine dikkat çekti. “Bir kısım müteahhitleri ne pahasına olursa olsun desteklemeye dayalı bir ekonomi politikaları demetinin eninde sonunda bu kadar işsizlik yaratacağı belliydi” dedi.

“Pandemiden sonra nereye varacağımız belli değil, ama nerede olduğumuz tablosu vahim” diyen Prof. Dr. Serdar Sayan ile Covid-19’un iş piyasasına etkilerini konuştuk.

İŞSİZLİK ORANLARI YANILTICI

- Son verilerde işsizlik yüzde 12.8 olarak açıklandı, işgücünde ve istihdamda büyük kayıp var, bu verileri nasıl okumak gerekiyor?

Pandemi sürecinde yaşananlar, işsizlik oranını anlamlı bir gösterge olmaktan çıkardı artık. Uluslararası tanıma göre insanların işsiz sayılması için iş aramaya devam ediyor olmaları gerekiyor. İşini kaybedenler ümidini kaybedip iş aramayı bırakırsa işsiz sayılmıyorlar. O yüzden de resmi işsizlik oranları artmak şöyle dursun düşüyor. İtalya, İspanya ve Yunanistan’da da benzer bir durum var: Milyonlarca insan işini kaybetti ama işsizlik oranları artmıyor. Bu ülkelerin ortak özelliği, işsizliğin pandemi öncesinde de çok yüksek olması. Yani Türkiye’de iş bulmak, Covid-19 olmasa da çok zordu. Pandemi çıkınca işini kaybedenler yeni iş aramayı bıraktı. Biz SPM olarak haziran dönemi işsizlik oranı tahminimizi yüzde 13 olarak açıklayacağız. Ama tam isabetle tuttursak bile bu oran işsizliğin gerçek boyutlarını yansıtan bir gösterge olmayacak. Bu oranın artık dikkate alınmamasını gerektiren belli başlı iki neden var: Birincisi, işsiz kalanlar iş aramayı bırakınca tanım gereği işgücünden de çıkarak işsizlik oranı hesabının dışında kalıyorlar. İkincisi de işten çıkarmanın yasaklanması ve çalışanların (günlük 39 lira devlet desteği sağlanarak) ücretsiz izne çıkarılması. Bu insanlar fiilen işsiz olsalar da kâğıt üzerinde istihdamda gözüküyorlar. İşin aslı ücretsiz izne çıkarılanların kayda değer bir bölümü Covid tehdidi ortadan kalktıktan sonra da tekrar işe dönemeyecek. Çünkü dönecekleri bir işyerleri olmayacak.

- Yani işsiz sayısı daha da artacak...

Korkarım öyle. Özellikle hizmet sektörlerindeki küçük işletmeler ayakta kalamıyorlar. İşsizlik pandemi sonrası daha da yüksek bir platoda seyredecek maalesef. Covid-19 bütün dünyayı vurdu ama Türkiye’nin ek talihsizliği bu şoka zaten krizdeyken maruz kalması oldu.

BENZERSİZ BİR KRİZ

- Ama hükümet krizi kabul etmiyor, düşen işsizlik rakamlarıyla övünüyor da?

Açıklamaya çalıştığım gibi işsizlik oranındaki düşmenin kozmetik bir şey olduğunu herkes biliyor. Benzersiz bir kriz yaşıyoruz. Şimdi artık geniş tanımlı işsizliğe, eğreti istihdama vb. bakmak lazım. 44’ten 39 saate inen haftalık çalışma süresi vb. göstergeler istihdam kaybını bariz biçimde gösteriyor ama işsizlik oranı artmıyor.

4.5 MİLYON KİŞİYE YOK MUAMELESİ

- Garanti ödemeleri destekleri hanelere mi aktarılsın diyorsunuz?

Pandemi başladığında 2 milyon aileye biner lira destek sağlamanın tutarı 2 milyar liraydı. Osmangazi Köprüsü’nden geçmeyen araçlar için bu yıl devletin ödeyeceği garanti parası o 2 milyon haneye ayrılan paradan fazla. Bu şirkete garanti edilen para bu yıl pandemi yüzünden askıya alınırsa, işini, gelirini kaybeden işçi, esnaf ailelerinden 2 milyonuna daha destek verilir. Şirket köprüden geçiş yapan araçlardan geçiş ücretlerini almaya devam eder. Ama bu yılın özelliğine binaen garanti paraları askıya alınıp bu kaynak pandemi mağdurlarına aktarılır. Makul olan budur. Böyle bir dönemde bunun yapılmasını da uluslararası tahkim dahil hiç kimse engelleyemez

- Bu yoksullaşma nereye varır, bir sosyal patlama olur mu?

Umarım olmaz tabii ki. Önemli olan bu insanların şu anda çektikleri sıkıntıdan kurtulması. Gerçekten nasıl geçiniyor bu insanlar ben bilmiyorum. Yoksulluktan kırılan 4.5 milyon kişiye sırtını çeviriyorsun, ama 3-5 şirketin aldığı garanti paralarını kuruş eksiltmeden, bir gün geciktirmeden ödüyorsun. Zaten artık kişi başına gelirde orta gelir tuzağı seviyesinin de altına indik bu inşaat sevdası yüzünden. Müteahhitler kazandıkça Türkiye kaybediyor. Bütün ekonomi politikası, faizlerin düşük tutulması, kamu bankalarının kredi musluklarını açması vs hep müteahhitler için.

YOKSULLARA YARDIM ENGELLENİYOR

- İş piyasasında nasıl bir yıkıcı etki bekliyorsunuz?

Nereye varacağımız belli değil; belirsizlik çok fazla ama nerede olduğumuz tablosu çok vahim. Geniş tanımlı işsizlik oranı neredeyse yüzde 25’i buldu! İkinci dalganın gelmesi halini düşünemiyorum bile. Ama sadece kayıtlı çalışanlara destek var. O da yetersiz. Günde 39 lirayla ne alınır? Kayıt dışı çalışırken işini kaybedenlere o da yok. Hiçbir destekten yararlanamıyorlar. Salgın öncesinde Türkiye’de 4.5 milyon kadar kayıt dışı kentli çalışan vardı. Bunların önemli bir bölümü de faaliyetleri genelgeyle durdurulan konaklama, yeme içme, taşımacılık gibi sektörlerde çalışıyordu. Bunlardan işlerini kaybedenler hiçbir destekten yararlanamıyorlar. Oysa bu 4.5 milyon kişi başka seçeneği olmadığı için kayıt dışı çalışıyordu. Bugüne dek yoksulluğa mahkûm ederek çalışmalarına göz yummuşuz. Ama dolaylı vergilerini (hem de en zenginlerle aynı oran üzerinden) ödemişler. Askerlik yapmışlar. E şimdi bu insanlar ömründe ilk kez desteğe bu kadar ihtiyacı olduğu sırada yok muamelesi görüyorlar. Üstelik sivil toplumun belediyeler aracılığıyla bunlara yardım etmesini de devlet engelliyor. Akıl almaz bir durum. Dünyada görülmemiş bir şey. İlk önlem paketinde 2 milyon haneye bir defaya mahsus olmak üzere biner lira verildi. Sonradan aile sayısı artırıldı. Bu destekler çok yetersiz. Ama KÖİ projesi olarak inşa ettirilen köprülerde, yollarda garanti edilen sayının altında kalan araç geçişleri için bunları yapan şirketlere vaat edilen paralar kuruşu kuruşuna ödeniyor. Mesela Osmangazi Köprüsü zaten yapan şirket dışında hiç kimse için ekonomik kalkınma için hiçbir önceliği, aciliyeti olmayan bir proje. Pandemi mücbir sebep doğurdu, köprüden geçmeyen araçlar için ödenecek garanti paraları bu yıl ödenmeyecek dense kim karşı çıkabilir.

2001 ÖNCESİNİN HASTALIKLARINA DÖNÜYORUZ

- “Dükkânlar boşaltılıyor” dediniz seri iflaslar mı olacak?

Pandemi yüzünden iş yapamaz hale gelerek fiilen kapatmış birçok küçük işletme pandemi sırasındaki zararını toparlayamayacağını düşünüyor. Bu durumda kâğıt üstünde varlığını sürdüren şirketi açık tutmanın bir anlamı yok. Artık dükkânlar boşaltılmış. İşsizlik asla salgın öncesi seviyesine dönemeyecek. Zaten Covid-19 öncesine dönmek bile yüzde 13.7’ye dönmek demekti. Ama oraya dönmek bile zor artık.

- Şimdi de Kanal İstanbul gündemde ama?

Evet, maalesef. Arazi bitti. Arsa üretmek için şehirlerin üstüne kat çıkılmasına sıra gelecek herhalde. Yabancılara arsa satmak yeteri kadar döviz, istihdam, büyüme yaratmıyor.

- Ekonomik sorun yumağının temelinde inşaat mı var?

Evet. Sürdürülebilir olmayan bir büyüme stratejisinde yıllardır ısrar ediliyor. Para politikasında, maliye politikasında hep günü kurtarmaya dayalı önlemlerle idare ediyoruz. Kamu borcunun milli gelire oranı artıyor. Kamu bankalarının görev zararı büyüyor. Merkez Bankası dolaylı yolla bütçe açığını fonluyor. Yine 2001 öncesinin hastalıklarına dönüyoruz. Mesela döviz tevdi hesaplarının sürekli artması gidişata olan güvensizliğin göstergesi.

TÜNELİN UCUNDA IŞIK GÖRMÜYORUM

- Bir çıkış yolu görmüyor musunuz?

Atılacak adımlar tabii ki var. Ama gidişatta o adamların atılacağına dönük bir kararlılık ve ciddi bir program görmüyorum. Durumun vahametine uygun bir önlemler bütünü lazım. Şimdiye kadar yapılanlar en iyi ihtimalle bugünü kurtarır. 3 ay sonra, bu yıl bittikten sonra ne olacak? Hiçbir kriz çaresiz değil ama ben an itibarıyla tünelin ucunda ışık göremiyorum.

- Yılsonu işsizlik, büyüme, enflasyon ve kur tahmininiz var mı?

Bu pandemi ortamının belirsizliği devam ederken tahmin yapmak yerine beni hangi rakamlar şoke etmez onları söyleyeyim. İstihdam oranının yüzde 40’a inmesi beni şoke etmez. Küçülmenin yüzde 9’u bulması beni şoke etmez. Enflasyonun yüzde 12 olması ve dolar kurunun 8 TL olması da. Bunların hiçbirinin olmasını dilemem ama olursa da vay canına bunları da hiç beklemiyordum demem. Maalesef daha iyi olmasını beklemek için çok nedenimiz yok.