Eski İçişleri Bakanı Sadettin Tantan: 'Türkiye Başsavcılık Kurumu' kurulmalı

Eski İçişleri Bakanı Sadettin Tantan, gündeme ilişkin Cumhuriyet’in sorularını yanıtladı. Örgütlü suç şebekelerinin ülkeyi adeta ele geçirdiğini belirten Tantan, içeriden ve dışarıdan yapılan saldırılarla sistematik mücadele için Türkiye Başsavcılık Kurumu”nun kurulması gerektiğinin altını çizdi.

12 Şubat 2020 Çarşamba, 02:00
Eski İçişleri Bakanı Sadettin Tantan: 'Türkiye Başsavcılık Kurumu' kurulmalı
Abone Ol google-news

- İçişleri Bakanlığı yaptığınız dönemde, yolsuzlukla mücadelenin simge ismi oldunuz. Geçmişten bugüne baktığınızda Türkiye’deki yolsuzluk sürecini nasıl değerlendiriyorsunuz?

Osmanlı’dan beri devam eden kökleşmiş bir yolsuzluk düzeni, soygun sistemi var. Bu kötü mirası Atatürk bile engellemekte zorlanıyor, dönemin Adalet Bakanı Mahmut Esat Bozkurt Meclis kürsüsünden isyan ediyor. Bugün ise örgütlü suçun derebeylerinin Türkiye’yi ele geçirdiği halkı köleleştirildiği, yoksullaştırdığı, fakirleştirdiği bir düzen var. Oysa Cumhuriyet döneminde yoksul, fakir, eğitimsiz, yıllarca savaşarak gelen Türk milletinin yeniden kimlik ve nitelik kazanabilmesi için kurulan bir sürü kurum var. Bugünkü Türkiye’yi oluşturan yetişmiş insan gücünün o altyapılarda büyük katkısı var. Bugünkü iktidar, bütün bu altyapıları ortadan kaldırdı, ‘özelleştiriyoruz’ mantığı altında yağmalattırdı. İktidar bunu neden yaptı? Çünkü zaten bir ‘proje’ kapsamında buraya geldiğini iktidara gelirken ifade etti. Eğer devletin altyapısı bilgi ağlarının üzerine inşa edilmiş olsaydı, Türk milleti siyasetin bu kadar kirli ve kimliksiz olduğu, Türk ekonomisinin bu kadar çökertildiği bir durum ile karşı karşıya kalmazdı. Çok zengin, refah içerisinde, güvenliği üst seviyede olan bir Türkiye Cumhuriyeti Devleti olabilirdi.

- Türkiye’nin ‘istihbarat’ faaliyetleri ve istihbarat sistemi gündemde. Devlet yönetme sürecinde istihbaratın önemi nedir? Siz göreviniz boyunca bu konuda neler yaptınız?

Modern devletlerin olmasında temel altyapılar bilgi ağları üzerine inşaa ediliyor. Tarih boyunca, bilgi ağları toplumun gelişmesine katkı sağlamıştır. İngiltere, Almanya, Fransa ve Amerika örneklerine baktığımızda, bilgi ağının’ ülkeyi nasıl geliştirdiğini görebiliyoruz. Osmanlı da Teşkilatı Mahsusa gibi bilgi ağları sistemi var. Ama Osmanlı’nın çözülme sürecinde Teşkilatı Mahsusa üyeleri bireysel mücadele ederken, Osmanlı’yı yıkmak isteyen İngiliz İmparatorluğu kurumsal mücadele ediyor. Ağ sistemi güçlü olmasa da kurumsal olduğu için süreklilik arz ediyor. Cumhuriyet devrimleri sonrası maalesef bilgi ağları istenen seviyeye gelememiş. Sonrasında da “Türk halkına hizmet ediyormuş gibi görünen” insanlar görüyorsunuz ama aslında bağımlılar. NATO’ya girilmesiyle beraber de Türkiye daha bağımlı hale geliyor. Batı’dan gelen yardımlarla kendi altyapısını köreltiyor. Eğer sizin altyapınız olsaydı bu siyasi kadrolar iktidara gelemezdi. Demek ki Türkiye’de hala bir altyapı eksikliği var ve hiçbir iktidar da bu altyapı eksikliğini gidermedi. Biz uğraştık ama yapamadık.

‘KULLANILABİLİR KİŞİLER SİSTEME GETİRİLDİ’

- İçişleri Bakanlığı gibi yüksek bir pozisyonda görev aldınız. Fakat söz ettiğiniz “sistem”, sizi sonradan dışına mı itti? Bunu nasıl yorumluyorsunuz?

Yıllar içinde ülkenin gidişatından rahatsız olan siyasetçi, bürokrat, iş insanı, yüzlerce isim sayabiliriz. Bunlar milletin, devletin hafızalarında, arşivinde olan isimler. Bunlar ülkenin gidişatına dur demek için mücadele ederek geldiler. Burada siyasi, güvenlik ve ekonomik bağımlılığınız sizi esir alıyor. Bir noktadan sonra sizi esir alan sisteme zarar verirseniz, tasfiye edilirsiniz. Bu aşamada, sistemin kullanılabilir insanları tercih ettiğini gözlemliyoruz. Sistem, Türkiye’yi içinden çıkılmaz bir durumun içine sokuyor. Bakanlık dönemimde farklı adlarla yaptığımız operasyon ve projeler var. Bütün bunlarda sistemi açığa çıkarmak için mücadele ettik.

“YANLIŞ SİSTEMDEN, DOĞRU İNSANIN ÇIKMA ŞANSI YOK DENECEK KADAR AZ”

Son günlerde gündemde olan Enver Altaylı’dan örnek verelim. Enver Altaylı 20 yaşında Kara Harp Okulu’ndayken Harp Okulları kapatıldı. Herkes istediği üniversiteye gidebildi. Enver Altaylı da Hukuk Fakültesini bitirip bir anda MİT’te görevlendirildi. Suç Enver Altaylı’da mı yoksa onları atayıp Amerika’ya, Almanya’ya gönderende mi? Suç sistemde. Yanlış sistemden, doğru insanın çıkma şansı yok denecek kadar az. Bugün de bilerek bu sisteme “zihinsel hizmet” verenler ve ülkesine hizmet ettiğini zannederek o sisteme hizmet edenler var. Benim görev değişikliği sürecimde bana Gümrüklerden Sorumlu Bakanlık görevi verildi. Çok ısrar edildiği halde “halkıma ihanet edemem” diyerek kabul etmedim. Halkın bir tarafının, gerçekleri bilip sahiplenmesi lazım. Türkiye Cumhuriyeti’nin özgürlük ve bağımsızlıktan ödün vermeyen, emperyallere teslim olmayan bir kimliği var. Bu kimliğe savaş açtılar. Biz bunu kabul etmedik.

‘SORUN YÖNETİMDEKİ GAYRİ MİLLİ YAPIDA’

- Bu aşamada suçlu “devlet” midir?

Dikkat ederseniz Türkiye’de suç hep devlete atılıyor. Devlet dediğiniz, hepimiz değil miyiz? Türkiye’de yaşayan Türk vatandaşlarının bir devleti var. Türk kimliği ve tarih bilincine göre özgür ve bağımsız kurulan bir Türkiye Cumhuriyeti Devleti var. Devletin içerisindeki bazı unsurlar, kurucu iradeye karşı hareket ettiği gibi, neredeyse İstiklal Savaşı’nı olmamış gibi gösterecek şekilde ileri gidiyorlar. Bu insanlar hem devlet mekanizmasını işgal ediyorlar, hem de suçu kendilerine de değil de devlet mekanizmasına atarak mekanizmayı içten çökertmiş oluyorlar. Sorun, devletten ziyade devlet yönetme mekanizmasını işgal eden gayri milli yapılarda, devleti ele geçiren sistemdedir. Bunlar devleti suçlu göstermek istiyorlar. İnsanların devlete olan saygınlıklarını ortadan kaldırarak, Türk kimliğinin ortadan kalkmasını hedefliyorlar. Siyaseten bunu Cumhurbaşkanı yaptı. Alt kimik ve üst kimlik tartışmasıyla Türkiye’yi ayrıştırdı. Uygulamaları ile Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin kimliğini, tarihini, bilincini ortadan kaldırdı.

- Türkiye’nin nasıl bir acil önlem paketine ihtiyacı var?

Ülkemize yönelik tehditleri durdurabilmek için, ulus içinde ve dışında yeni bir altyapıya ve istihbarat içerisinden yaygın haber alma ağlarına ihtiyacımız var. Görev tanım ve tariflerinin keskin bir biçimde belirtilmesi gerekiyor. Milli kimlikli, nitelikli yetişmiş, yaşına bakmaksızın insan gücüne, mali ve ekonomik anlamda altyapıya, devlet şirketi gibi algılanabilecek büyük enerji şirketlerine ihtiyacımız var. Ülkeyi bağımlılıktan ancak böyle kurtarabiliriz.

'Türkiye Başsavcılık Kurumu' kurularak, hukuki zeminde iç ve dış tehditlere karşı gerekli mücadele verilebilir.

'YENİ BİR ULUSAL STRATEJİ BELGESİNİN OLUŞTURULMASI LAZIM'

Süratle bilgi aktarılmasına ihtiyaç var. Bilgi laboratuvarlarımıza akacak bilgiye ihtiyacımız var. Bu laboratuvarlar ise, milli kimlikli devlet üniversitelerinde ve araştırma enstitülerinde kurulmalı. Buralar, sadece Batı’ının basınını ve sosyal medyasını takip edip insanların beynini yıkamayacak. Tamamen bilgiyi halkla paylaşacak, halkı bilinçlendirecek. Bu bilgileri ülke menfaatlerine göre eyleme dönüştürebilecek. Türk milletinin, doğumundan ölümüne kadar yetişmesi, hizmete sokulması, ulus içinde ve uluslararası alanda görevlendirilmesine dair bir “ulusal strateji belgesinin” yeniden yazılması gerekiyor. Bu, devlet politikası olarak yapılmalı ve yeni teknolojiler gibi güncellenmeli.

-'Türkiye Başsavcılık Kurumu' kurulmalı dediniz. Bu kurumun görevi ne olacak?

ABD, İngiltere, NATO’nun içinde, Kandil’i koruyan ülkelerin Sincar’da, Suriye’de ve hatta Türkiye’nin her yerinde istihbarat ofisleri var. Türkiye’yi tehdit ediyorlar. Bunlara karşı mücadeleyi lafla veremezsiniz. Amerika, İngiltere, Fransa ve Almanya gibi devletlerin sistemi, istihbarat ağları üzerine kurulu. Bu ağlar, halka gelecek zararı, halkın haberi olmadan ortadan kaldırıyor. Almanya, Fransa ve İngiltere’de Başsavcılık Kurumu var. Hatta, diğer AB ülkeleri de Avrupa’daki suçları önleyebilmek için böyle bir kurumu kurmak istiyor. Avrupa’da AB’den dolayı ortak mücadele etme anlayışı var. Mevcut durumda Türkiye’nin böyle bir kabiliyeti yok.

'KLASİK YÖNTEMLERLE OLMAZ'

Türkiye’de suçlarla topyekun mücadele edilebilmesi için ortak arşiv, ortak bilgi birikimi ve ortak uzmanlık alanlarını içinde barındıran bir kuruma ihtiyaç var. Bu birikim, ileri teknoloji ile de desteklenmeli. Çünkü yüksek teknolojinin hakim olduğu bir dünyada suçlarla klasik yöntemlerle mücadele edemezsiniz. Bunu geliştirmek için Türkiye Başsavcılık Kurumu kurmanız gerekiyor. Bu kurum, örgütlü suçlar üzerinde çalışacak. Yereldeki suçlarla ilgilenmesine gerek yok, onlarla yereldeki savcılık ve kolluk güçleri ilgilenebilir. Türkiye Başsavcılık Kurumu merkezden hem yurt içinde hem yurt dışında Türkiye’yi tehdit eden bütün örgütlü suçlara karşı mücadele edecek ve yerinde önlemler alacak, etkisiz hale getirecek. Örneğin, tehdit Almanya’da ise, Almanya’da hukuki çerçevede etkisiz hale getirebilir, Türkiye’yi tehdit eden PKK’nın yurt dışındaki mal varlıklarına el koyabilir, sosyal medyasını, gazetesine, televizyonunu hepsini etkisiz hale getirebilir. Kurumun araştırma enstitüleri ve laboratuvarları da olacak. Türkiye Başsavcılık Kurumu, enformasyon, enerji, mali ve ekonomik savaşlarla da mücadele edecek.

‘DEPREM STRATEJİ MERKEZİ GELİŞTİRİLMEDİ’

- Türkiye’nin gündemi başta deprem olmak üzere doğal afetler ve afet sonrası koordinasyon sorunu. Marmara depreminde İçişleri Bakanıydınız, siz süreci nasıl yönetmiştiniz?

Bir strateji merkezi kurmuştuk. Çünkü 99 depreminde gördük ki devletin altyapısı eksik. Her bakanlığa göre belediye başkanlarının sayısı farklı çıkıyordu. Arşiv, veri ve depreme hazırlık eksikliği vardı. Kurduğumuz merkez ile, “depremde kim nereye gidecek, iletişim eksikliği nasıl geliştirilecek”, bunlar üzerinde çalıştık. Çok kısa zamanda hangi ilde, kaç tane maden çalışanı varsa listesini hazırladık. Bu işi bilen insanların enkaz alanına gitmesi gerekiyordu. Eksik altyapılara göre projeler geliştirdik. Özel, teknolojik bir merkez kurduk. Konunun uzmanlarını getirerek işleyişi süratlendirdik. Amacımız, araştırma görevlileri ve kamudaki uzmanlarla birlikte bir havuz oluşturarak, Türk siyasetinin bilgi eksikliğini gidermek ve halkı bilgilendirmekti.

"SİSTEMİ GELİŞTİRMEK İSTEDİK, 'TANTAN HEPİMİZİ SUÇLAMAK İSTİYOR' DEDİLER"

Bu merkezin binası ve altyapısı olmasına rağmen maalesef geliştirilemedi. Bunlar artık yapılmıyor çünkü teknolojik altyapının, hukuk zemininde desteklenmesi gerekiyor. Artık zihinsel üretim, fiziki üretim ile birleştirilmiyor. Eğer ekonomik durumunuzu, yatırımlarınızı takip edemezseniz gelişemezsiniz. Bu yasal altyapıyı sunduğumuzda maalesef Bakanlar Kurulu’nda karşı çıkılarak, onaylanmamıştı. “Tantan hepimizi suçlamak istiyor” diyorlardı. Böyle bir şey yoktu.

“MUMCU CİNAYETİNDE ARAŞTIRMALAR ŞEKİLSEL KALDI”

Yakın zamanda özlemle andığımız Uğur Mumcu ve Gaffar Okkan ile iletişiminiz nasıldı? Uğur Mumcu cinayetinin arkasında sizce kim vardı? Gaffar Okkan ile hemşeriydik. Gaffar, “çocukluğunda bana özenerek polis olduğunu” söylemişti. Çok iyi bir ailenin iyi yetişmiş bir çocuğuydu. Teşkilatta da Hizbullah ile amansız bir mücadele veren bir kardeşimizdi. Hizbullah terör örgütünün ortaya çıkışında büyük katkısı oldu. 1977-78 yıllarında, polisliğimde Cumhuriyet Gazetesi’ne Oktay Bey’i(Oktay Kurtböke) ziyarete gelirdim. O zamanlar Cumhuriyet’teki herkesle tanışıyordum. Uğur Mumcu’yla da gazeteye gelip gidişlerimden birinde tanıştık. Çok samimiydik. Altyapısı, bilgi hazinesi, arşivi çok güçlüydü. Devletin içinde var olan sağlam ve milli kadrolar Uğur Mumcu aracılığıyla çıkış yapıyordu.

'BÖYLE ARAŞTIRMA OLMAZ'

Uğur Mumcu cinayetinde rol alan İranlı diplomatik yetkililer o zaman sınır dışı edildi. Araştırmalar yapıldı ama ‘şekilsel’di. Gazete haberleri üzerinden araştırma yapıldı. Böyle araştırma olmaz ki. Hem ulus içinde hem uluslararası alanda araştırmanız gerekiyor. Saldırıyı yapanların İranlı olması saldırının arkasında İran olduğunu kanıtlamaz. İran’da eğitim almış insanlar olabilir. İran Hizbullahı’ını İsrailliler kurdu. İran-Irak Savaşı’nda İran’a silah desteğini İsrail sağladı. Bugün bile, devletler kullandıkları örgütler aracılığıyla kendisini rahatsız eden güçleri ortadan kaldırıyor.