‘En vahim virüs cehalet’ - Karantina Sohbetleri: Ayşe Kulin

Karantina Sohbetleri’nin bugünkü konuğu yazar Ayşe Kulin. Edebiyatımızın usta kalemi yaşadığımız günlerden çıkarılacak dersler olduğunu söylüyor.

27 Mart 2020 Cuma, 09:48

Yazar Ayşe Kulin kısa bir süre önce kalça ameliyatı geçirmiş evinde dinleniyordu. Fizik tedavi, nekahat derken birden koronavirüs salgını patladı ve Kulin’in evde kalış süresi de uzadı haliyle. Sağolsun bizi kırmadı ve hem salgına dair düşüncelerini paylaştı hem de okuduğu kitaplarla bizlere ilham oldu.

Merhabalar Ayşe hanım. Nasılsınız, nasıl geçiyor bu karantina günleri, evdesiniz sanıyorum..

Evet, ameliyat sonrası nekahate bir de korona yasağı eklendi.

Çok geçmiş olsun.. Zor oluyor mu, yardım alıyor musunuz bari? Kalça ameliyatı sıkıntı yaratabilir bazen.

Yok benimki çok başarılı geçti. Fizik tedavinin faydası büyük!

Nasıl geçiyor peki karantinada hayat? Bir gününüzü tarif etmenizi istesem..

Eşim ve ben 65 üstü olduğumuz için ev hapsindeyiz. Ameliyat sonrası yardıma gelen kişi hafta sonu evine dönüyor. İnternet üstünden alışverişi öğrenmekle meşgulüz ama biten ilaçlar nasıl alınacak, orası meçhul. İnsan özgürlüğün ve sağllığın kıymetini böyle olaylarla takdir ediyor!

Haklısınız, bu karantinanın en büyük öğretisi belki de bu oldu. Çalışabiliyor musunuz peki, ve eğer çalışıyorsanız ne var tezgahta?

Şu an tezgah bomboş. Büyük emekle yazılan son kitap “Her Yerde Kan Var”, fuarların iptali ile son darbesini de yedi. Ben sadece okumak, müzik dinlemek ve düşünmekle yetiniyorum…

Neler okudunuz şu son günlerde, belki ev hapsi yaşayan diğerlerine de ilham olur…

Başucumda Roderic H Davison’un “Osmanlı-Türk Tarihi (1774-1923)” adlı kitabı, elimde ise Jenny Erpenbeck’in “Gidiyor Gitti Gitmiş” adlı, günümüzün göç sorunuyla ilgili müthiş bir roman var. İlk kitap yüzelli yıla yayılan kazanımlarımızın nasıl heba olduğunu gözüme sokuyor, diğeri ise günümüz medeniyetinin, medeni diye hayran olduğumuz batının perperişan halini. Kısacası beni umarsızlığa garkeden 2 kitapla boğuşmaktayım.

BUNDAN DA DERS ÇIKARAMAZSAK...

Bu salgınla ilgili hisleriniz neler? Bir yazar olarak ne düşündüğünüzü çok merak ediyorum doğrusu. Bu küresel salgının, bu olağanüstü krizin ardından uygarlık yeni bir yön alır mı, insanlık nasıl dersler çıkarır, ya da çıkarmalı dersiniz?

Bundan da ders çıkaramaz isek zaten yok olalım ki bari doğanın ve varlıkların geri kalanı kurtulsun. Bu virüs nasıl türedi onu bilmek beni aşıyor ama sistemin kesinlikle değişmesine işaret ettiğini görmemek için kör olmak lazım.

Sizce Türkiye nasıl bir sınav verdi bu krizde? Hükümet doğru adımları, doğru zamanda atabildi mi?

Kriz kapıya dayandığında, paniği önlemek için şeffaf olamadı ama doğru işleri yaptığına inanıyorum, en azından çaba harcadığını düşünüyorum. Mevcut hükümetin en vahim virüsün cehalet olduğunu idrak etmesi gerekiyor. Cehalet koca Osmanlının çöküşünde başat etkenlerden biriydi. Genç Cumhuriyet hastalıklara, yoksulluğa olduğu kadar cehalete de savaş açmıştı ama kökünü kazımayı başaramadı. Her türlü kötülüğün üstesinden bilinçle, bilimle, eğitimle gelinebileceğini idrak etmesi için önünde bir sınav var bir de ders var. Camileri kapattılar yalanını yıllarca haykıranlara camileri mecburen kapatmak nasip olmaz mı? Bu bir ilahi derstir bence. Siyaseti yalana dolana başvurmadan da yapabiliriz. Halk da daha eğitimli ve bilinçli olsa (italyanların da bir farkı yok aslında) daha hafif atlatılabilecek bir bela bu kadar yıkıcı olmazdı. Ben ülkemde alınan tedbirleri yerinde buluyorum, dilerim tepe noktaya bir an evvel geliriz ve inişe geçeriz, ama iyi bir ders de almış olarak!!!

UTANMA DUYGUMUZU NE ZAMAN YİTİRDİK?

Bu arada siz de sosyal medyada ya da televizyonlarda gördünüz belki, 65 yaş üstü vatandaşlara sokakta tuhaf bir muamele başlamış durumda. Kimileri işi aşağılamaya dek vardırıyor, oysa onlar bu hastalığın müsebbibi değiller, aksine en çok korunması gereken kişiler... Bu anlaşılmaz muamelenin sebebi ne sizce, neden toplum böyle garip tepkiler veriyor?

Bu sürede hiç seyretmediğim tv programlarına da göz atar oldum. Yemek yarışmalarından moda programlarına kadar her birine katılan gençlerin, hanımların, beylerin ve bilgi yarışmalarına katılan özellikle genç insanların cehaletine, şirretliğine, bayalığına ve hakkaniyetsizliğine şaşırıp kalıyorum. Biz ne ara bu hale geldik, utanma duygumuzu ne ara yitirdik? Acaba oğullarımıza annecim, kızlarımıza babacım demeye, abileri abla, ablaları abi diye çağırmaya başlamamızla mı bu kadar mantık dışına taştık, ne dersin Emrah?

Belki de... Tüm bu yaşadıklarımızdan bir roman çıkar mı sizce? Size bu anlamda ilham veren şeyler de oldu mu bu süreçte?

Beni her geçen gün daha 1 karamsarlığa sürükleyen olaylarla dolu geçti yeni yıl. Savaşlar, kavgalar yetmedi bir de virüs çıktı başımıza! Şu anda sadece sağ ve sağlıklı kalmaya çalışıyorum. Korona Günlerini yazacaksam, buna ihtiyacım olacak.

Çok teşekkür ederim bu güzel söyleşi için.. umarım sağlıkla atlatırız bu günleri. Okurlarınıza bir mesajınız olur mu buradan?

Evde oturacak aklı selimi olanlar Ela Başak Atakan’ın “Bir Şifa Bağımlısının İtirafları”nı okusunlar, çok eğlenceli ve düşündürücü bir kitap. Hepinize sağlık dilekleri ve sevgiyle.

Çok teşekkürler.. görüşmek umuduyla…