Dünyayı besle, yeryüzünü önemse

1980'lerden itibaren bilinçli politikalarla küçük çiftçilik çökertildi. Ancak uygulanan tarım modeli küresel iklim değişikliğinin tetikleyicisi haline dönüştü, başta tohumlar olmak üzere gıda arz ve güvenliği bir avuç çokuluslu şirketin tekeline teslim edildi. Bu gidişat giderek dünya ve sürdürülebilirlik için tehdite dönüşünce BM 2014 yılını Uluslararası Aile Çiftliği yılı ilan etti.

31 Ekim 2014 Cuma, 13:09
Abone Ol google-news

Doğanın tahribatı, adil olmayan bir gıda sistemi ve sağlıksız beslenmeye bağlı hastalıklar...Aslında üçü de bir bütünün parçaları. Daha doğrusu neoliberal küresel politikaların...Her ne kadar küresel düzeyde açlığa karşı mücadelede önemli gelişmeler kaydedilmiş olsa da yalın gerçek hala karşımızda: Dünyada 805 milyon kişi hala yeterli gıdaya ulaşamıyor. Gelinen nokta ise 1980'lerden başlayarak uygulanan politikalarla halkların toplumların değil, dev şirketlerin çıkarlarının gözetilmesinin bir sonucu. Küçük çiftçinin bilinçli politikalarla çökertilmesi... Bir avuç şirketin insan gıda zinciri üzerinde tekel kurmasını sağlayarak büyük miktarlarda kâr elde etmelerine yol açmaları...Ve neo-liberal politikaların sonuçlarından zarar görenler yine yoksullar oldu.

Birleşmiş Milletler (BM) Gıda ve Tarım Örgütü (FAO)'nun önerisi çerçevesinde 2014 yılının, BM 66. Genel Kurulu tarafından Uluslararası Aile Çiftliği Yılı (AÇY) ilan edilmesi bu açıdan önemli. 16 Ekim'de kutlanan Dünya Gıda Günü'nün 2014 ana teması da ''Aile Çiftçiliği: Dünyayı besle, yeryüzünü önemse'' oldu.

Aslında hayli geç kalmış bir başlangıç. Aile çiftçiliğinin bilinçli olarak kaybettirilen itibarının geri kazandırılması.

Dünya genelindeki 570 milyon çiftliğin 500 milyonu aileler tarafından işletiliyor. Aile çiftçileri sektörel olarak, dünyanın en büyük işveren grubunu oluşturuyor ve gıdanın yüzde 80'ini değer olarak üretiyor. Buna rağmen çoğu aile çiftçisi, özellikle geçimini aile çiftçiliğinden sağlayanların yüzde 70'i, dünyanın gıda güvenliğinden yoksun nüfusunun yoğun olduğu kırsal bölgelerde yaşıyor."

 Dizginsiz neoliberalizm karşısında en zayıf halkalardan biri küçük çiftçi. 1980`lerin başlarında oluşturulan küresel tarım politikaları tüm dünyada özellikle de gelişmekte olan ülkelerde küçük çiftçiliği bitirmek üzere kurgulanmıştı.

Dünya Bankası (DB) yayımladığı raporlarında yoksulluk ve açlığın sona erdirilmesi için endüstriyel tarımı işaret etmişti.

Böylece bir yanda küçük çiftçiliğin ölüm fermanı hazırlanırken bir yandan da uygulanan tarım modeli küresel iklim değişikliğinin önemli tetikleyicisi haline dönüştü. Çiftcilik mesleğini zorunlu olarak bırakanların toprakları, şirketler veya daha büyük değişik yapıların elinde toplandı, çok uluslu ve yerli tarım-gıda şirketleri, Latin Amerika ülkeleri'nde yaptıkları gibi toprakları satın alarak ve çiftçilerle sözleşmeli üretim yaparak, tarımda egemenliklerini kurdular. Tarımın bir kültür, bir yaşama biçimi olduğu; hem üreticiler, hem de tüketiciler için şirketlere bırakılamayacak kadar yaşamsal öneme sahip olduğu göz ardı edildi.

İstatistikler tarım pratiklerinin 1990 ile 2005 arasında küresel gaz emisyonuna da yüzde 17 katkıda bulunduğunu gösteriyor. Tarımda makinalaşmanın artması toprak erozyonunu hızlandırdı, kullanılan fosil yakıtlar atmosferde sera gazları konsantrasyonunu artırdı. Bilinçsizce ve yaygın olarak kullanılan kimyasallar çevre kirliliğine yol açtı, insan sağlığını tehdit eder hale geldi. Çok uluslu şirketlerin tohumları, insan beslenmesinde önemli bir yer tutan yerel çeşitlerin kaybolmasına neden oldu. Temel tarım ürünleri ticareti küresel ölçekte büyük tarım şirketlerinin eline geçti, açlığa ya da tokluğa birkaç çokuluslu şirket karar verir hale geldi. Gelinen noktadan faydalanmak isteyen spekülatörler sektöre el atmış, fiyatlar borsalarda kar odaklı belirlenmeye başladı. Gelişmiş ülkelerin büyük çiftçilerine ve ihracata sağladığı devasa destekler, az gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerin üretimlerini baltaladı ve küçük çiftçilerin tarımdan kopma sürecini hızlandırdı.

 2000`li yıllar, uygulanan tarım ve gıda politikalarının artık sürdürülebilir olmadığını gösterdi. 2007-2008 yıllarındaki gıda krizi pek çok ülkede kanlı ayaklanmalar yaşanmasına sebep oldu. Yaşanan bu krizler mevcut tarım politikalarının tekrar gözden geçirilmesini sağladı.

Dünya Bankası 1980`lerdeki görüşünde bir U dönüşü yaptı 2009 yılında yayımladığı "Kalkınma için Tarım" raporunda küçük çiftçilerin desteklenmesi gerektiğini vurguladı. FAO da dünyanın böyle krizlerin bir daha yaşamaması için küçük çiftçilerin desteklenmesi gerektiğini belirtti.

TMMOB Kimya Mühendisleri Odası'ndan Türkiye'de tarım saptaması

Uygulanan yanlış tarım politikalarının etkisiyle son 10 yıllık dönemde çiftçimiz yaklaşık 30 milyon dekar araziyi (Belçika`nın toplam yüzölçümüne eşdeğer) artık tarımsal üretimde kullanmaz oldu. Buğday ekim alanları yaklaşık 12 milyon dekar daraldı, anavatanı Anadolu olan buğday her yıl milyonlarca ton ithal edilir hale geldi. Kırsal alanı terk eden küçük çiftçi ile birlikte hayvan varlığımız hızla azaldı. Çiftçimiz dünyanın en pahalı mazotunu kullanırken, verilen tarım destekleri gelişmiş ülkelerle kıyaslanamayacak kadar küçük. DSİ torba yasa marifeti ile hazırlanan yönetmeliklerle bundan böyle yapacağı tesislerin maliyetini çiftçiye yükleyeceğini açıkladı. Bunun yanı sıra toprakların kiralanması – yarıcılık sisteminde tarımsal desteklerin bizzat toprağı işleyen çiftçiye değil de toprağın mülk sahibine ödenmesi, ürün pazarlamada yaşanan zorluklar ve 639 sayılı KHK ile yeniden yapılanan Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı`nın görevleri arasından kooperatifçiliğin teşvik edilmesinin kaldırılması gibi nedenlerden dolayı, küçük çiftçilik bitme noktasına geldi. Üretim yetersizliği ithalat ile kapatılmaya çalışılmış, ancak bu seçenek sektörde bir rahatlama sağlamadığı gibi gıda fiyatlarındaki artışı da durduramadı. 2014 yılında gıda fiyatlarının, ortalama enflasyonun üzerinde, %15 olarak gerçekleşmesi uygulanan tarım ve gıda politikalarının yanlışlığını bir kez daha ortaya koyuyor.

Dünyadaki küçük çiftçilerin küresel örgütü:La Via Campesina

La Via Campesina (Çiftçi Yolu) dünyadaki küçük çiftçilerin küresel örgütü. Örgüt, görevini şöyle tanımlıyor: “Biz, toprağın kadınları ve erkekleriyiz; tüm dünya için gıda üretenleriz. Bizim, köylü olmaya, aile tarımı yapmaya ve insanlarımızı beslemeye, devam etme sorumluluğumuzun yanında omuzlarımızda taşıma hakkımız vardır. Biz, yaşam kaynağı olan tohumları koruyoruz. Gıda üretmek, bizim için bir aşk eylemidir. İnsanlığın varlığı bize muhtaçtır, bu yüzden yok olmayı reddediyoruz”.

Çiftçi Yolu, 20 yıl önce kuruldu. Şu an, 300 milyon üyeye ulaşmış, dünyanın en büyük küresel örgütü durumunda. Türkiye’nin küçük ve orta ölçekli çiftçilerinin üyesi olduğu “Çiftçi Sendikaları Konfederasyonu” da 10 yıl önce (2004’de) bu küresel çiftçi örgütüne üye oldu. Çiftçi Yolu, her dört yılda bir uluslararası kongre düzenler. Dünyadaki tarımsal gelişmeleri üye örgütleriyle birlikte bu kongrelerde masaya yatırır. Tartışır, değerlendirir. Ortak değerlendirmelerini dünya kamuoyuyla paylaşır.Bu yıl ki anmanın teması: “Yerel Köylülük Tohumları Direnişte” başlıklıdır.Türkiye’de ise, yerel tohumları geliştirmek için kamu tarafından bir çaba olmadığı gibi yerel tohumla üretim yapana da destek verilmiyor. Hükümet, sadece şirketlerin sertifikalı tohumlarına destek veriyor. Üstelik çiftçilerin yerel tohum üretip, satmaları, 5553 sayılı kanuna göre yasaklanmıştır da.Birleşmiş Milletler de, 2014 yılını küçük çiftçi yılı olarak ilan etmiştir. Küçük çiftçilerinin varlığını sürdürebilmesi kendi tohumunu kullanabilmesine bağlıdır. Şu anda tohum paket ve çuvalda tohum şirketlerinin eline geçmiş durumdadır. Zaten ürettiği ürününden tohumunu ayırıp, onunla üretime devam edebilen çiftçidir. Satın aldığı tohumla üretim yapan tarla bekçisidir.