Dün aslında yarındı: 'Palm Springs' vizyonda

Yeniden başlayan sezonun ilk filmlerinden “Palm Springs” (“Yarın Yokmuş Gibi”) sürekli aynı günü yaşayan bir kadınla erkeğin başından geçenleri anlatıyor.

25 Ağustos 2020 Salı, 01:10
Dün aslında yarındı: 'Palm Springs' vizyonda
Abone Ol google-news

Sürekli aynı günü yaşamak aslında hayatımızın sıradanlığını, tekdüzeliğini anlatmak için kullanılan bir metafor. Yani her ne kadar her sabah uyandığımızda takvimden bir yaprak eksiliyor ve zamanda bir şekilde ilerliyor olsak da günlerin birbirine benzerliği, her yeni günün aslında bir öncekinden bayat oluşu gibi can sıkıcı gerçekler dibi olmayan varoluşsal bir kuyuya çekiyor bizi. Arada bir (eğer sık sık değilse elbette) böyle hissetmeyen var mıdır aramızda? Sürekli aynı metroya binip, aynı iş yerine gitmek; öğlen aynı arkadaşlarla çıkıp aynı lokantaya giderek “acaba bugün ne yesem de bir fark yaratsam hayatımda” diye düşünmek; akşam aynı metroyla aynı eve dönmek… Kimileri için hayatın mükemmelliğini sağlayan bir düzen, kimileri içinse hiçbir heyecanı kalmamış iç sıkıcı bir rutin…

YENİ KUŞAKLAR İÇİN 'GROUNDHOG DAY' Mİ?

Başrollerini Andy Samberg (“Brooklyn Nine Nine”) ve Cristin Milioti’nin paylaştığı; Max Barbakow’un yönetmenliğini üstlendiği ve Andy Siara’nın senaryosunu yazdığı “Palm Springs” (“Yarın Yokmuş Gibi”) geçen ocak ayında gösterildiği Sundance Film Festivali’nde bir rekor kırarak 17.5 milyon dolar ve 60 cent’e Hulu’ya satılmıştı (eski rekoru 69 cent farkla kırdığını söylemeye gerek var mı?). Herkes filmin “Groundhog Day”  (“Bugün Aslında Dündü”) adlı kült filmin bir yeniden yorumlanışı olduğu hususunda hemfikir elbette; keza sinema okulunun ilk günü tanışıp arkadaş olan Max Barbakow ve Andy Siara da bunu yadsımıyor. Mezuniyet sonrası ne yapmak istediklerine karar vermek için bir hafta sonu Palm Springs’e giden Siara ve Barbakow, elbette bütçe kaygılarının da etkisiyle, çölde geçen (bir çeşit tek mekan) ve nihilist bir adamın (adı Nyles) yaşadıklarına odaklanan bir filmi genel hatlarıyla oluşturuyorlar ve filmin adı da bu hafta sonuna atfen “Palm Springs” oluyor. 

Andy Samberg ve Cristin Milioti.

Nyles’ın her sabah “Uyan” diyen bir fısıltıyla gözlerini açtığı film Palm Springs’te yapılacak bir düğün gününü anlatıyor. Sevgilisiyle birlikte düğüne gelen Nyles o geceyi bir şekilde (burasını özellikle geçiştiriyorum, zira filmin tüm esprisi o günün nasıl geçtiğiyle alakalı aslında ve fazla detay vermek doğru değil) atlattıktan sonra uyuyor ve ertesi sabah yeniden “Uyan” fısıltısıyla gözlerini açtığında aynı güne tekrar başlıyor. Sinemaseverler 1993 tarihli ve Harold Ramis’in yönettiği, Bill Murray’in başrolünü oynadığı “Groundhog day”i hemen hatırlayacaktır, yukarıda da bahsetm,iştik zaten. Ancak Barbakow’un filmi Ramis’in filminin kaba bir taklidi olmaktan uzak, neyse ki. Zira düğün gecesi gelinin ablasıyla yakınlaşan ve onu da kötü bir tesadüf eseri yaşadığı döngünün içine çeken Nyles bundan sonra tekrar tekrar yaşadığı günün içinde yalnız kalmayacak ve sarah ile birlikte sonsuz gibi görünen bu döngüde çok kısıtlı bir zaman aralığının içinde oradan oraya savrulup duracaktır. Filmin bir aşk hikayesi anlattığını söylemek için çok iyi bir yerdeyiz sanki. Romantik komediye kayan yerleri çokça ama nihayetinde bir aşk filmi “Palm Springs”; zamana karşı direnen, ya da belki zamanla birlikte derinleşen… Ne de olsa zaman bu filmde en belirleyici unsur.

Filmde Oscar ödüllü oyuncu J.K. Simmons da rol alıyor.

Bu konuya biraz daha yakından bakalım… İzlediğinizde de anlayacağınız gibi kuantum fiziği ve çoklu evrenler gibi meseleler filmdeki olayları anlamak için iyi ipuçları. Şöyle ki, Nyles (ve Sarah) aslında basit bir şekilde aynı günü tekrar tekrar yaşamıyorlar; her seferinde farklı bir evrende o günü yaşıyorlar ve bir anlamda zamandan bağımsız olarak aynı günün içinde hapsoluyorlar. Yani bir sabah uyanıyorlar ve yeniden uyuduklarında (ya da öldüklerinde, sonuç aynı) onlar dışında herkes bir sonraki güne geçiyor ama Nyles ve Sarah başka bir evrene kayıp aynı günü yaşıyorlar. Çoklu evrenler teorisinde sonsuz olasılık var ve elbette bu da hikâyenin çeşitliliği açısından çok güzel fırsatlar veriyor senariste ve yönetmene. Filmin bir bölümünde hep aynı günü yaşayan ikili sürekli yeni ve çılgınca şeyler deneyerek sıkıcı hayatlarına (ya da ölümlerine) olmadık renkler katıyorlar. Bir gün kullandıkları uçak yere çakılıyor örneğin, ya da bir gece önlerinden dinozorlar geçiyor (çünkü o evrende anlaşılan dinozorlar tükenmemiş).   


Sonuç olarak zekice yazılmış, incelikle oynanmış (Samberg ve Milioit son yılların en sempatik çifti olmaya aday) ve ustalıkla çekilmiş bir film “Palm Springs”. Her sabah uyanıp da güne sıkıntıyla başlayanların (çok büyük bir nüfustan bahsediyorum herhalde) özellikle izlemesini tavsiye edeceğim; aşka inancınız tazeleyecek, hatta belki de kaderinizi sahiplenerek cesur adımlar atmanızı sağlayacak bir film. Tabii maskenizi çıkarmadan izlemeniz şart, unutmayın pandemi diye bir şey var. 

FİLMİN NOTU: 8/10