Doç. Dr. Bolgün uyardı: "Daha dibe gidiyoruz"

Doç. Dr. Evren Bolgün: Kur 7.38’lerden 7.20’lere düşünce kur indi demek için erken. Bu şekilde yaklaşarak kalıcı kur trendi başlatmamız çok zor.

17 Ağustos 2020 Pazartesi, 06:00
Doç. Dr. Bolgün uyardı:
Abone Ol google-news

Işık Üniversitesi Öğretim Görevlisi Doç. Dr. Evren Bolgün, Türkiye ekonomisinin 2013'ten beri yaşadığı enflasyon üzerindeki kur artışına uzun süre dayanmasının mümkün olmadığına dikkat çekerek, “Doların yılı 7 liradan kapatacağı ihtimali her geçen gün düşüyor” dedi. 

Türkiye son yıllarda sürekli iniş patikası izlediğini daha dip seviyelerin görünmediğini vurgulayan Bolgün, Türkiye'nin en can yakıcı sorunun da işsizlik olduğunu işsiz kalanların rahat işe dönemeyeceklerini bunun da ciddi sosyal sorunları beraberinde getireceğini ifade etti. Bu dönemde insanların ihtiyaçları dışında borçlanmaması gerektiğini anlatan Evren Bolgün ile kur şokunu ve koronavirüsün ekonomi üzerine etkilerini konuştuk. 

MAALESEF AYNI HATALAR TEKRAR EDİYOR

* Şu anda Türkiye ekonomisinde yaşanan kur şokunun nedenleri nelerdir, nerelerde hata yapıldı?

Albert Einstein, "Aynı şeyi tekrar tekrar yapmak ve farklı sonuçlar beklemek deliliktir" demiştir. Maalesef yine aynı hatalar tekrar ediyor. Hata nerede yapıldı? Ocak 2020'den itibaren faizin enflasyonun altına indirilmesiyle yapıldı. Mevduat faizleri de negatife çekildi. Şu anda enflasyon yüzde 11.8. Geçen ayki net mevduat faizi yüzde 6.5. Bu sürdürülebilir bir durum değil, kur şokuna girerken birinci hata bu.

Aşarı derecede negatif faiz uygulaması. İkincisi Merkez Bankası'nın (TCMB) para politikası. Ben buna 2020 model para politikası diyorum. Çünkü son 20 yıldır bunun benzerini görmedik. TCMB kamunun elindeki dövizleri swap kanalıyla piyasaya satıyor. Böyle bir sistem sürdürülebilir değil. TCMB haziran ve temmuz aylarında 45-50 gün arasında dolar kurunu 6.84-6.87 arasında sabit tuttu. O zaman da TL/dolardaki bu sabitliğe fazla kanmamak lazım demiştim. Tek seferde hızlıca yukarıla çıkacak diye de uyarmıştım. Döviz rezervlerini de gereksiz yere erittik. 2 yılda 105 milyar dolar TCMB rezervi kullanıldı. TCMB'nin şu anda swap hariç net rezervleri eksi 33 milyar dolara düşmüş. Kur şokunu tetikleyen üçüncü konu döviz rezervinin erimesidir.

Dördüncü konu döviz gelirindeki ani duruş. Bunu pandemi yüzünden tüm dünya yaşadı. Turizmi Türkiye için çok önemli döviz girdisi sağlıyor. Geçen yıl 35 milyar dolar gelmişti, bu yıl en iyi ihtimalle 20-25 milyar dolar eksi yazacak. İhracatta da yaklaşık 26 milyar dolarlık bir döviz kaybı olacaktır. İki kalemden 45 milyar doların üzerinde eksi yazacağız. Yılbaşından bu yana portföy çıkışlarını da sayarsak 60 milyar doları buluyor. Doğrudan yatırımlar da düşüyor. 

Türk halkı sisteme güvenmediği için son 7 yılda 100 milyar dolar döviz satın aldı ve tarihin en yüksek seviyesine geldik. Bunu engellemek için yapılan tüm çabalar bir işe yaramadı. Yüzde 1'lik kambiyo vergisi, valör uygulaması hiç bir işe yaramadı.

FAİZ YÜKSELTİLMELİ

* Düzenleme yapılırken uzmanların uyarıları dikkate alınmıyor mu? 

- BDDK Aktif Rasyosu var. Ben buna Yerli ve Milli Rasyo diyorum. Aktif Rasyosu Basel kriterlerinin dışında İstanbul kriterleri herhalde uygulanıyor. Kredi büyümesini özellikle bireysel tarafta çok ciddi patlattık. Yüksek miktarda ihtiyaç, konut, taşıt kredisi verdik. BDDK bir bakıma bankalara risk al diyor. Riski kontrol etmesi gereken kurum risk alınması yönünde telkinlerde ya da zorlamalarda bulunuyor. 

Bu uluslar arası risk kurallarına aykırı bir durum. BDDK birkaç adım sonrasını düşünmeden düzenleme yaptığı açık. Şu andaki uygulamalar banka aktif kalitesini bozmakta, kredi artışını frenlemek için verilen TL, kur üzerinde baskı uygulamakta. Şimdi bir hafta içinde aniden yüzde 7 yükselen kuru kontrol altına almak için de yine her zamanki aynı hatalar yapılıyor. Yine Merkez Bankası dolaylı vergi artırıyor. Gösterge faizini artırmayıp etrafından dolanıp fonlama maliyetini yukarıya çekiyor. Mesajı piyasaya doğru vermek istiyorsanız resmi faizi şu anda yüzde 11.8 olan enflasyonun üzerine çekersiniz. Bu yaklaşım para politikasının etkinliğini zayıflatıyor. Kur 7.38'lerden 7.20'lere düşünce kur indi demek için erken. Bu şekilde yaklaşarak kalıcı kur trendi başlatmamız çok zor. 

DÜZENLEMELERİN DÜZENSİZLİĞİ

* Türkiye ekonomisinde kriz sadece kur endeksli düşünülüyor, sizce Türkiye ekonomisinin asıl sorunları nelerdir?

Türkiye'deki tüm krizler genelde kur kaynaklı olmuş. Herkes TL'nin değer kaybına bağlı olarak yatırım kararlarını alıyor. Türkiye'nin en büyük sorunu işsizlik. Yüzde 30'un üzerinde geniş tanımlı işsizlik oranıyla karşı karşıyayız. 10 milyonun üzerinde işsiz var. 3.5 milyon kişi de ciddi şekilde fakirlik seviyesine indi. Enflasyon çok yüksek. Hazine'nin nakit açığı artıyor.  Vergi gelirlerinde tahribat nedeniyle hükümet dolaylı vergilere ciddi şekilde yükleniyor. Bu yıl büyük olasılıkla kurumlar vergisi geliri ile ÖTV çok yakın gelecek. 1 yıl içinde yaklaşık 170 milyar dolar dış finansman ihtiyacı var. Türkiye'nin yaklaşık 200 milyar portföy çıkışları da dahil dolar döviz ihtiyacı olduğu ortaya çıkıyor. Bu sistemin sürdürülebilirliği önemli bir problem. 

Son dönemlerde artan bir risk de düzenlemelerin düzensizliği. Lani kamuun sistem müdahaleleri. Bunun içine SPK, BDDK, TCMB ve Rekabet Kurumu ekleyebiliriz.  Son bir yılda 4 bini aşan düzenleme yapıldı. Bu müdahaleler ileriye dönük riskleri de artırıyor. 

V ŞEKLİ BÜYÜME OLMAYACAK

* Kurdaki çıkış nasıl durdurulabilir, hükümet elindeki tüm enstrûmanları kullandı mı?

Hükümet tüm estrûmanları kullanmadı tabii ki. En başta TCMB'nin gerçek anlamda reel bir faiz artışı yapması gerekiyor. TL en değersiz konuma gelmişken manşet enflasyonun üzerinde TCMB gösterge faizi yüzde 12'ye çekmesi gerekirdi. Bunu bugün değil dolar hızla arttığı haftada TCMB'nin olağanüstü toplanıp faizi artırsaydı kur bu seviyeye gelmezdi. 

Tabi sorunu kalıcı çözümü de bu değil. Merkez'in faizi yüzde 8.32 iken piyasanın faizi kısa vadelerde yüzde 14'e çıktıysa demek ki halihazırda yanlışlık var. TCMB gelecek haftalarda önce faizi 9.75'lere kur tarafındaki gidişat tersine dönmezse faizi de artırmak zorunda kalacak. Bu saatten sonra Türkiye'nin döviz ihtiyacını rahatlıkla çevirebilmesi için uluslar arası oyunculara bir finansman formülü ortaya getirmesi gerekiyor. Enerji inşaat büyük şirketlerin sorunlu kredi problemlerini çözmesi gerekiyor. Finansman dediğinizde hassas konu yine IMF'ye geliyor. Türkiye ekonomisi şu andaki görüntüsüyle yüzde 5 büyüme patikasını yakalaması mümkün değil. V şekli bir büyüme olmayacak. En iyi ihtimalle yüzde 3 büyür. Büyümenin kalitesi sürdürülebilirliği ve dış kaynak ihtiyacı rezerv yetersizliğinin çözülmesi gibi çok temel problemlerimiz var. Kamu kurumlarını yeniden özerk hale getirmemiz gerekiyor. Kamu bankalarında sermaye problemi tekrar ortaya çıkacak. Bankaların geri dönmeyen kredi problemi tekrar ortaya çıkacak. 

Döviz geliri olmayan tüm şirketlerin döviz şeklinde borçlanması yasaklanmalı.  Kamu tarafında liyakat ve işi bilen kişilerin atanması lazım. Bir de yapısal reformalar. Yapısal reformdan artık anladığım ekonomi değil. Sistemsel problem, parlamenter sisteme geri dönüş. Hukuk sisteminin 2007 öncesi ayarlarına geri dönmesi, bağımsız yargı gibi kavramlar geliyor. 

ESKİ SEVİYEYE GELMEK ZOR

* Kurlarda hızlı yükselişte faiz adımı gelirse çok hızlı bir düşüş de bekleyebilir miyiz?

Bu tam emme basma tulumba gibi çalışmıyor piyasalarda. Faizi enflasyonun üzerine çektiğiniz zaman kur ister istemez geriye gelecektir. Ama bu en yüksek seviye 7.38 oldu faizi yükseltiğinizde kuru 7.15-7.20'lere çekersiniz, bir anda 6.85'lere çekemezsiniz. Çünkü problemler ortadan kalkmış değil. Siz o şoku yedikten sonra şokun başladığı yere gitmeniz için doğru adımlar atarsanız bile belli süre sona gidersiniz. Rezervlerle ilgili, piyasaya yaptığınız müdahalelerle ilgili geri dönüş yapmayacağınıza göre sadece faiz artışıyla yapılacak hamle kısa vadeli kısa vadeli portföy yatırımların gelişini cazip hale getirirsiniz. Bu çok kalıcı olmayacak. Kurda yüzde 6-7 yükseliş olmuştur, ciddi bir faiz artışı yapıldığı zaman yüzde 60-70'ini geri verir. Ama 6.85 ve altına inmesi çok zor olur. Diğer adımların da birlikte atılması gerekiyor.

Goldman Sachs, 6 ay için 8 TL tahmini yapıyor. Bunu bir kenara almak lazım. Türkiye ekonomisi'nin 2013'ten beri yaşadığı enflasyon üzerindeki kur artışına uzun süre dayanması mümkün değil. Bu yıl yine enflasyonun üzerinde bir kur artışıyla kapatacağız. Bu ister istemez reel sektör bilançolarındaki tahribatı da artıracak. Türkiye ekonomisi büyük açmazlarla karşı karşıya. 

BU SAÇMALIK BİR YERDE PATLAYACAK

* Kredi çekip dolar ve altın alan var. İthalattaki artışın stokçuluk eğiliminden kaynaklandığı ifade ediliyor, bu bir yerde patlamaz mı?

Kamu bankaları yüzde 0.64 ile kredi verdi. Enflasyon yüzde 12 iken kamu bankaları 15 yıl vadeli 1-2 yıl geri ödemesiz konut, taşıt kredileri verdi. Bu saçmalık bir yerde patlamaz mı patlayacak tabii ki. Faizler daha da artacak yıl sonuna doğru. Kur daha da artarsa faiz enflasyon hedeflemesi yeni bir platoya doğru evrilir. 

BEDELİ BÜYÜYEMEMEK

* Koronavirüs salgının ekonomik boyutu ne kadar derin olacak?

Türkiye ekonomisi yüksek enflasyon, daralan büyüme, resesyonist bir stagflasyon yaşıyor bu çok net. Büyüme yok, yüksek işsizlik var. Bedeli büyüyememek tarafında ödediğini düşünüyorum. 2013'ten bu yana Türkiye ekonomisinden 200 milyar dolar gitti. Bu önemli bir sıkıntı. 

Virüse karşı Türkiye'nin attığı adımlar daha çok kredilendirme politikası şeklinde oldu. Kamu bankaları üzerinden yurttaşları borçlandırmaya çalıştık. Yurttaşı geleceklerini 5 yıl ipotek altına alacak kararlara zorladık aslında. 

* Yıl sonunda enflasyon, kur, işsizlik, büyüme öngörünüz nedir?

Enflasyon yıl sonunda yükselecektir. Yüzde 12-13 mü olacak o da döviz kurunun geleceği seviyeye bağlı. Doların yılı 7 liradan kapatacağı ihtimali her geçen gün düşüyor. Bu olursa enflasyon yüzde 11.50 olabilir. 

İşsizlik oranının hiçbir anlamı yok. Bundan sonra işsizliğe değil istihdamdaki kayba bakın. Burada yıllar öncesine geri dönüyoruz. Şu anda 2.5 milyonluk kayıp var. Bunlar rahat işe dönemeyecekler. Bu da ciddi sosyal sorunları beraberinde getirecektir.

Covid-19 öncesinde de aslında Türkiye 2018'den bu yana istikrarlı büyüme rotasında değil. Bu yıl da büyüme negatif olacak. Son 5 yıla bakarsanız büyüme yüzde 2.5'lere gelmiş. 

DAHA DİBE GİDİYORUZ

* Türkiye ekonomisi için bir kurtuluş reçetesi var mı?

Şu hapı al, her şey düzelecek öyle bir şey yok tabii. Türkiye son yıllarda sürekli iniş patikası izlediği için bu durumdan çıkışta da dibi görmeden çıkamayacağımızı düşünenlerdenim. Her yıl daha da dibe iniyoruz. 

* Daha da dibe mi iniceğiz? 

Evet öyle gözüküyor. Daha dibe doğru gidiyoruz. 2013'ten bu yana sürekli göstergeler aşağıya gidiyor. Doğru ekonomi, doğru diplomasi doğru kapsayıcı bir siyasi iç politikanın da izlenmediğini görüyoruz. Krizin dip seviyelerinin ikinci ve üçüncü çeyrek olduğunu düşünüyorum. Üçüncü çeyrekte yukarıya çıkış olabilir ama çıktığımız yer indiğimiz yerden farklı olmayacak. 2019'da yüzde 1 büyüme bu yıl sonunda yüzde 2.5 küçülmelerde kalacağız. Dolaysıyla iniyoruz. Bunun ileride büyük etkileri olacaktır. Bu seviyelerde istihdam kayıplarını Türkiye başka dönemlerde yaşamadı. 

* Yurttaşa bu dönemde neler öneriyorsunuz?

Şu anda işi olan insanların işlerine dört elle sarılmaktan başka durumu yok. İşsiz kalanın şu anda sisteme geri denmesi çok çok zor. Vatandaşın harcama tarafını çok iyi şekilde kontrol etmesi gerekiyor. Bu dönemde kredi alıp yatırım yapmak doğru bir hareket değil. Borçlanarak krediyle geleceğini ipotek altına almak yanlış bir karardır. İnsanların ihtiyaçları dışında borçlanmaması gerekiyor bu dönemde. 

Bu yıl zaten çok sıkıntılı bir yıl. Bu dönem yurttaşlar ve özellikle işsiz kalanlar açısından çok çok zor bir dönem. Bu durum sürdürülebilir değil. Ekonomimiz zaten sağlıklı değildi. Covid-19 da üzerine tuz biber ekti.