Dizilerde oynamak ruhumu öldürebilir!

Mucize 2 Aşk filminin başrol oyuncusu Mert Turak, Herkes bana Aziz karakterinin nasıl düzeldiğini soruyor.

17 Aralık 2019 Salı, 02:00
Dizilerde oynamak ruhumu öldürebilir!
Abone Ol google-news

Mert Turak yaklaşık 20 yıldır sahnede. İstanbul Şehir Tiyatroları’nda daha önce birkaç kez seyrettiğim Turak’ın oyunculuğunu çok beğenirim. Sahnede duruşu, karakteri üstüne giyişi, vurgusu, tonlaması ayakta alkışlanmayı hak eden bir sanatçı. Bunu da hâlâ amatör ruhlu olmasına bağlıyor Turak. Hevesi, tiyatro ve oyunculuk söz konusu olduğunda hiç bitmeyen azmi ve heyecanı, sevdiği işi yaptığını her haliyle gösteriyor bize. 

Mahsun Kırmızıgül’ün devam filmi “Mucize 2 Aşk”ta yine Aziz karakterini canlandıran oyuncu ile gazetemizin müzesinde buluştuk. 

Aziz karakterini yüreğinde yaşatıyor Turak. Karakteri o kadar benimsemiş ki, başarısı da buradan geliyor belli ki... Engelli birini canladırmanın zorluğunu soruyorum, “çok uzun süre çalıştım” diyor. Turak, “Gerçek Aziz karakterini önce benimle tanıştırmadı Mahsun. Etkilenirim diye düşündü. Önceleri biraz sinirlenmiştim neden tanıştırmıyor diye. Birinci filmin galasında tanıştım Aziz Ağabey ile. İlk önce duruşuna, yürüyüşüne, gülüşüne baktım. Karaktere hazırlık aşamasında, engelli çocukların eğitimlerini seyretmek için rehabilitasyon merkezlerine gittim. Yaklaşık beş ay rehabilitasyon merkezlerinde onların hidroterapilerini takip ettim. Bir de Aziz’in hastalığına da (Serebral palsi) tam bir çocukluk menenjiti, belli bir ismi yok 60’larda zaten hastalığın... Bakımsızlık olabilir, çocuk felci... her şey olabilir. Dolayısıyla ben birçok hastalığı izleyip Mahsun’un kendi arkadaşını anlatmasının üzerine bir karakter inşa ettim” diyor. 

Birinci filmi hatırlıyorum, deli diye bakılan Aziz’i daha çok gözleriyle anlatıyordu Turak. Ama sonrasında biz seyirciler gördük ki Aziz deli değil, bakımsızlıktan ya da cehaletten ona deliymiş gibi davranılıyor. Turak, “ Aslında Aziz’in içinde bir çirkin ördek yavrusu durumu vardı. Çocuk kendini ifade etse, onu biri anlasa, dinlese belki sorun çözülecekti. Birinci filmde bu öğretmenle oluyordu, ona inandığında; tabii koşulsuz sevgi sonra ikinci filmde karısıyla oluyor. İkinci filmle ilgili Mahsun’la konuşurken ‘Mert, buna bir devam filmi olarak bakma. Bu başka bir film; sen düzeliyorsun, sen düzeldikten sonra da insanlar o Aziz’i de çok merak ediyorlar’ dedi. Hakikaten de doğru, ben 5 yıldır hangi taksiye binsem ‘Abi o adam nasıl düzeldi ya...’ diye soruyorlar” diyor.

Turak’ın oyunculuk hayatının en zor rolü bence Aziz karakteri. Daha zor bir rol gelir mi diye soruyorum, gülüyor oyuncu ve diyor ki: “Birinci filmde Aziz için en zor rol derken ikincisi daha zor çıktı. Neden, Mahsun 32 sayfa yazmış ‘Aziz ilk filmdeki gibi sakattır’, 42 sayfa vermiş ‘Aziz’in kolu yavaş yavaş açılmaya başlamıştır’ bir 27 sayfa daha yazmış ‘Aziz’in kolu beline kadar inmiştir’ sonra 36 sayfa daha yazmış ‘Aziz neredeyse düzelmiştir’ ve bir 45 sayfa daha ‘Aziz düzelmiştir’... Şimdi bunun fiziksel olarak yolculuğu tamam ama inan beni zorlayan manevi ve duygusal yolculuğu oldu” diyor. 

Turak, gece yattığında, tuvalete kalktığında, yemek yerken, yürürken, telefonu tutarken, toplu taşıma kullanırken, kısacası hayatının merkezine oturtmuş Aziz karakterini. Onun gibi görünmek yetmez onun gibi de hissetmeli demiş kendi kendine ve sonuç olarak ortaya hepimizin ağızı açık seyrettiği bir Aziz çıkıyor. 

Aziz ile Mert’in bir benzerliği var mı, ben de herkes gibi merak ediyorum ve soruyorum. Turak, “Hiç ama hiç ilgisi yok. Aziz Ağabey ile karşılaştığımda kendisine de söyledim. ‘Ben senin kadar temiz değilim; ben çok daha kirliyim sana göre... Ben nasıl görünüyorum, spor salonunda kaçta bitiyor işim, kaçta hangi toplantım var ben sana göre çok kirliyim’ dedim. ‘Neden filmi izleyelim’ diye soruyorlar; kardeşim saf ve koşulsuz bir sevgi görmek istiyorsan git gör. Sosyal medyada kızlara bakıyorsun, baklavalı erkeklere bakıyorsun, kimse metroda karşısında oturan erkeğe, vapurda karşısında oturan kıza bakmıyor ki. Coşkun Öktel’in şiirinde dediği gibi ‘herkes böylesine ödün vermez; tetikte ve uyanık bu nasıl bir dünya, biz zaten bu kalın kabuklarımızla sizler gibi bir incelik yaratamazdık’...” diyor. 

‘RUHUMU GERİ ALABİLİR MİYİM?’

Turak’a soruyorum “Niye dizi yapmıyorsun?” cevabı çok net: “Nasıl dizi yapacağım; haftanın 6 günü yüzünde iki kilo makyaj ve yönetmen gelene kadar bir sürü asistanla çalış. “Ruhunuzu öldürmek istiyorsanız dizi yapın... Paul Giamatti kendini oynuyordu ‘Dondurulmuş Ruhlar’ diye bir film. Depresyona giriyor, bir bakıyor dergide bir tane reklam: “Depresyonda mısınız? Sevgilinizden mi ayrıldınız? Hayat zor mu gidiyor? Bize gelin ruhunuzu sizden alalım.” Gidiyor bir MR makinesi gibi bir şeye giriyor. Işıklar sesler; bir çıkıyor; topun içinde bir tane tin tin tin nohut tanesi düşüyor; doktor diyor ki ‘Ruhunuz bizde; artık çok rahatsınız’. Giamatti hafiflemiş hissediyor ‘İçimdeki sıkıntı artık yok’ diyor. Tiyatroya provaya gidiyor, içi boş oynayamıyor. Geri dönüp diyor ki ‘Ruhumu geri alabilir miyim?’ Şirket ‘Kusura bakmayın, bir mafya babası sizin ruhunuzu satın aldı’. Metresi sizin ruhumuzla Rusya’da televizyon dizilerinde oynuyormuş’ diyor. Giamatti diyor ki ‘Ne dizilerde mi oynuyormuş? Ruhumu öldürebilir, ruhumu geri versin hemen! ”