Derin ve eğlenceli

Monty Alexander Trio, Cemal Reşit Rey’de konser verdi. Salon yarıdan fazla dolu, bu oran önceki döneme göre iyi. Güleç yüzlü Monty Baba salınarak çıktığı sahneden, iki eli havada Türkçe sesleniyor: “Merhaba.”

26 Şubat 2020 Çarşamba, 02:00
Derin ve eğlenceli
Abone Ol google-news

Yıllar var CRR’ye gitmiyorum, çağdışı programı ilgimi çekmediğinden. Ancak belediyenin el değiştirmesinin etkileri buraya kadar uzanınca (bir avuç arkadaş kendimize taktığımız isimle) “Caz Mafyası” olarak 24 Şubat akşamı Monty Alexander Trio konseriyle yeni bir sayfa açtık.  

Fuayede küçük bir grup, aralarında Ankara’nın en kuvvetli müzik dükkânı Shades’in sahibi Süleyman da var. Tutkulu, sadık ve bilge adam Süleyman; Monty’yi yurtdışında defalarca izlemiş, ama kalkıp yine gelmiş. 

Monty Baba, 2012 yılında 19. İstanbul Caz Festivali’ne gelecek, Esma Sultan’da çalacaktı, ancak rahatsızlanınca programda yerini Bob Marley’nin klavyecisi Tyrone Downie almıştı. Onu ilk kez izlemek demek ki bu akşama nasipmiş. 

Salon yarıdan fazla dolu, bu oran önceki döneme göre iyi. Güleç yüzlü Monty Baba salınarak çıktığı sahneden, iki eli havada Türkçe sesleniyor: “merhaba.” Isınma hareketi babından oyun oynarcasına bir girişin ardından, saz arkadaşlarını tanıtıyor; davulda Jason Brown, kontrbasta Luke Sellick. Hepsi siyah takım elbiseli, içinde beyaz gömlek; hepsi bir örnek, Baba’nın ceketi daha parlak. 

Davul solosu esnasında piyanosunun başından kalkarak adamının önünde hazır ol da duruyor Baba. Son derece mütevazı, bir o kadar da cana yakın ve espritüel; ne de olsa Jamaikalı. 

“Marcus Garvey” çalarken duruyor, el çırpıyor. Parça içinde parça çalıyor, aradan kısa bir süre “So, What” duyuluyor. Parça sonunda Türkçe “teşekkür ederim” diyor. 

“Hope”... parçanın adını Türkçe söylemeyi de ihmal etmiyor: “Umut.” Melodiler birer inci tanesi gibi dökülüyor elinden. Adamları onu hayranlıkla ve yüzlerinden eksilmeyen gülümsemeyle izliyor, çıkardığı inlemeye benzer seslerle solo çalarken. Baba tıpkı kendi gibi çalıyor; karakterini eksiksiz yansıtıyor. Ak saçları ve babacan görüntüsüyle Lucescu’yu anımsatıyor. 

Müziğindeki ani değişimler izleyiciyi diri tutuyor. Melodi ile solo arasındaki tempo değişiklikleri alabildiğine kıvrak. Tempo tutarak, kalça sallayarak eşlik edebileceğiniz yorumlar bunlar, son derece keyifli. Arkada makine gibi işleyen sağlam bir ritim bölümü, koşar adım gidiyor. Bir çocuk piyesinin müziğini çağrıştırırcasına basit ve masum.

Modernist estetiğinin zengin ve akıcı çizgileri içinde Jamaika ritimlerine dalıyor. Müzik yaparken kendini kaybediyor ama izleyiciyi eğlenceden mahrum bırakmadan yapıyor bu işi. Bir ara “Caravan”ın ana melodisi duyulunca seyirci el çırparak eşlik ediyor. Solo piyano derinliği, onun Oscar Peterson ile aynı geleneğe bağlı olduğunu hissettiriyor.   

Repertuvarın olmazsa olmazı “No Woman No Cry.” Monk’un “Bersha Swing”ini armonika ile çalıyor. Sonny Rollins parçası “Saint Thomas” ile 90 dakikayı tamamlıyor. Bisi de kısa bir kalipso melodisiyle bitiriyor: “Banana Boat Song.”

Matematik dersinin eğlenceli olabileceğini ispatlayan öğretmen gibi Baba. Yaptığı iş, onlarca yıl boyunca geliştirdiği özgün bir tarz. Onlar günümüzde sahne alan standart caz piyano üçlülerinin en iyilerinden. Teşekkürler Monty Baba, merhaba CRR...

([email protected])