Boşa oruç tutanlar

Oruç kişinin kendini terbiye etmesinin aracı. Ama bizde ne yazık ki öfkeye bahane oluyor.

25 Haziran 2015 Perşembe, 00:25
Abone Ol google-news

Geçen gün Bursa’da iftar öncesinde pide sırasına girenler arasında bir tartışma çıkmış, sonra tartışma büyümüş sopalı ve bıçaklı kavgaya dönüşmüş. Sonuçta iki kişi yaralanmış. Bunun gibi başka yerlerde de olan Ramazan’a özgü pide kavgaları üçüncü sayfa haberlerinde azımsanmayacak ölçüde yer alıyor. Bu kavgaların bazıları cinayete de neden olabiliyor. Belki bazı kimseler Ramazan’da meydana gelen istisnai olumsuz olayları didikleyerek öne çıkardığımızı ve kötü bir manzara sunmaya çalıştığımızı sanabilir ama bu olaylar, aşırı alkol alan insanların çıkardığı kavgalardan daha az değil. O zaman ortada bir sorun var.

 

Sevap beklerken günah

Bu olaylarda kavga çıkaran insanlar, muhtemelen iftara artık az bir zaman kala sabırları tükendiğinden, bir de sinirli bir mizaca sahipseler fevri hareket edebiliyorlar. Ufak bir kıvılcımdan parlayıp, kendilerinin ve başkalarının huzurunun kaçırıyorlar. Böyle olunca da o kadar süre boşuna aç ve susuz kalmış oluyorlar. Hele bir de şiddete yönelip başkalarına zarar verince sevap beklerken günaha giriliyor. O zaman oruç amacına hizmet etmiyor. Nezaketin imkânı olacağına öfkenin bahanesi oluyor.

Oruç kişinin kendini terbiye etmesinin bir aracı. Bu terbiye sürecinin meşakkatle değil, muhabbetle olması için kişinin belli bir olgunluk ve incelik halinde olması şart. Bu hale ancak insanların sahip oldukları potansiyeli keşfetmelerini sağlayan bir manevi eğitimle ulaşılabilir. Bu manevi eğitimin illa ki dinsel olması gerekmiyor; sanat, felsefe, hobiler veya zanaat, bu eğitimin dalları.

Geleneksel toplumlarda bu eğitimin bir dalı da tasavvuftu. Tasavvuf, Mevlana’nın dediği gibi, hamlıktan pişmeye ve sonra yanmaya, yani görgü ve deneyim kazanmış olgun bir kişi olmaya götüren bir formasyondu.

 

Kendini yontma sanatı

Selçuklu ve Osmanlı toplumunda tekkeler, toplumsal hayatı örgütleyen bir işlevi yerine getiriyordu. Genel olarak insanların bağlı oldukları tekkeler vardı ve burada dayanışmanın, kardeşliğin ve nihayet hemşehri olmanın temeli olan adap öğretiliyordu. En önemlisi de kişinin kendini terbiye etmesi, yumuşak ve ölçülü bir mizaç kazanması sağlanıyordu. Örneğin burada dervişler sadece zikir çekip sohbet etmiyor, zanaatla da uğraşıyorlardı. Sabırla ve özenle bir tahtayı yontup kaşık yaparken, kendilerini de yontuyor, kendine ve başkalarına özen göstermeyi öğreniyorlardı.

 

Estetikle yoğrulmuş dindarlık

Bugün tekke ve tarikatların çoğunun böyle bir işlevi yerine getirmeleri mümkün değil. Tayfun Atay’ın bu sayfalardaki tarikatlar üzerine yazı dizisi bunu açıkça ortaya koydu. Ama bugün insanlara estetik ve etikle yoğrulmuş bir dindarlığı ihdas edecek kurumlara, her zamankinden daha çok ihtiyaç var.