Ben gördüğümden korktum arkadaş!

Bülent Ortaçgil'in sanat yaşamı kitaplaştı: Bu Su Hiç Durmaz. İnkılap Kitabevi'nden çıkan nehir söyleşide gazeteci Mahmut Çınar imzası var. Söz üstadı, şarkılarının izinden belleğini tazeliyor, eski defterleri açıyor, o günlere dönüyor. Çocukluğu, ilk konseri, müziğinin dönüm noktaları… "Bu şarkıları kimse dinlemez" diyen anneannesi… Kitap, sanatçıyı seven herkesi, sıcacık bir buluşmaya davet ediyor

24 Mayıs 2020 Pazar, 11:16
Abone Ol google-news

Bülent Ortaçgil müziğinin dönüştürmediği kimse yoktur bence. İçinize bir yerlere yerleşir o şarkılar, hiçbir yere gitmez. Ama bizim bugünkü sohbetimizin konusu ise bir nehir söyleşi kitabı: Bu Su Hiç Durmaz. Gazeteci Mahmut Çınar’ın hazırladığı,  İnkılap Kitabevi’nden çıkan kitapta, Ortaçgil’in çocukluğundan başlayıp bugününe uzanan sanat yaşamının öyküsü var. O muhtemeşem şarkıların nasıl yazıldığını, yazarının hangi duyguları beslediğini ve  içinden geçilen zamanı gerçekten de bir nehir gibi akıtıyorlar sayfalara. Ortaçgil’in uçak korkusu, kimya mühendisliği, yurtdışına gidip gelmeleri, müzik yaşamının dönüm noktaları ve pek çok şey. Ortaçgil dinler gibi okudum ben. Çınar, iyi ki de konuşturmuş ustayı!

- Nasılsınız diye sorayım önce... 

Sağlık açısından bir sorunum yok.  Moralim yerinde. Evde oturmaktan çökmedim zaten evde çok zaman geçiriyorum. Ancak verimli mi geçti derseniz pek değil derim.

- Kitabı elime aldım ve bitene kadar bırakamadım. Ne kadar içten anlatmışsınız... Nasıl karar verdiniz anlatmaya? 

Mahmut, beni zorladı. Önce biraz itiraz ettim. Beni kim merak etsin diye... Sonra Mahmut’un benimle ilgili çok ayrıntıyı bildiğini hayatımın magazin bölümünü değil şarkılarımı hedeflediğini anlayınca duvarlarını kaldırdım. 6 ay haftada bir iki bize geldi konuştuk, konuştuk... Kaydettik sonra uzun süre redakte edildi. Tekrarlar elendi. Yani ben konuştum Mahmut sonradan yazdı.

- Nasıl hissettiniz kitabı elinize alınca? Adım adım geçmişin üzerinden geçmek iyi geldi mi?  

Evet iyi geldi doğrusu. Yazma sürecinde de ne kadar çok konuşmuşuz diye düşündüm. Mahmut’un da tüm külliyatı bilmesi hatta kimi tarihleri ve olay sıralarını benden daha iyi yönetmesi beni rahatlattı.

- ‘Çok kırılgan bir yapım vardır aslında. Hemen kapılarımı pencerelerimi kapatıp otururum içimde’ sözünüz etkileyici, aklıma kazındı. Biraz açar mısınız burayı? 

Kapılarını kapatmadan bir şey en azından ben yazamıyorum. Sanat zaten yapılmaz diye büyük laf etmemiş olayım. Ben yazamıyorum. En verimli anlarım ise tavana baktığım süreçlerdir. O an içini görürsün. Şarkı yazılırken yanımda kimseyi istemem. Uzun süre de kimseye o şarkıyı çalmam. O anlar enfekte olmaya en yatkın anlardır. Her şey kırıcıdır, fazladır. Dünya işleri çekilmezdir o anlarda.

- “Hissetmediğim bir şarkıyı söylemem, hissetmediğim biçimde olmaya da çalışmam, bana yalan söylüyormuşum gibi gelir... Olduğum gibi olmak istedim” diyorsunuz. Bu sözleriniz de inanılmaz iyi geldi bana. Sanki bu çağda herkes her şeyi yapmalı, bir dayatma var gibi…

Siz sosyal medya ve bilgisayar nesli her şeyi iki dakika merak ediyor sonra unutup başka şeylere dalıyorsunuz. Hiçbir şeyi tam yapmıyorsunuz. Biz kitap ve film nesliyiz.

- Ne olacak bizim halimiz peki? Bu görüntü ve ileti çılgınlığından kurtulmanın yolu yok ki. Ne yapmalı?

Kişisel seçme sansürünüzü kullanın. Her şeyi dinleme her şeyi seyretme zamanım yok denilebilir.

- “Olduğum şey gibi olmak istedim...” sözünüzden devam etmek isterim. İnsan ne zaman ve nasıl ‘ben böyleyim’ diyebiliyor? Sırrı ne bunu demenin?

Yarış varsa bile o yarış kendinle... Bunu içselleştirdiğinde sağ- sol, o, bu bitiyor. Birine beğendirmek için değil kendine yapıyorsun.

- Her satırda üslubunuz çok etkileyici gerçekten. Yumuşak geçişleriniz, kimseyi “öyle olduğu için” yargılamayışınız... Hiç mi öfkelenmez bir insan? Nedir bu anlayışın?

Yok yok abartmayın... Ben öfkeli biriyim isterseniz eşime sorun! Ne var ki kimseye zarar vermez benim öfkem. Üstelik çok da küfürbazımdır. Ben mükemmelci değilim. Yaşadıkça herkesin defolu olduğunu, dışarıdan göründüğünden çok farklı yanları olan ama bağırıp çağırdıklarına benzer sürüyle iş yapan insanlar gördüm. Hepimiz yalancı ve suçluyuz. Dünyayı kurtarmaya soyunmadan önce kendi iç devrimimizi tamamlamalıyız.

- Az bile söyledim bence! Sizdeki özün kaynağını merak ediyorum, çocukluk mu, müzik mi, anne mi? En derinde ne var, size o sözleri yazdıran özde?

Tek bir kaynak olamaz bence. Çocukluk, mutlu bir aile, eğitim, yasaksız baba, köreltme yanlısı değil teşvik edici okul, daha hemen aklıma gelmeyen bir sürü şeyin etkileşimi... Güzel bir tarihsel dönem...

- Peki genel olarak insanların en büyük zaafı ne sizce? İç devrimin de önünde engel… Para mı, eğitimsizlik mi, ego mu? 

Hepsi... Hepimiz hiç bilmeden, araştırmadan, kendimize içten olmadan fikir sahibiyiz.

- Keşke dediğiniz bir şeyler var mı? 

Keşke sözünden nefret ederim. Yaşam yürüyen bir şey… Geri dönüşler ancak düşlerde olur.

- Müzikten para kazanamamışsınız bir zaman, müzikten kopmamak için çareler aramışsınız ve bulmuşsunuz. Ya bulamasaydınız ne olurdu?  Müziğe dönüşünüzün dönüm noktası Çekirdek ve Fikret Kızılok muydu?   

Uçlarda hasta ruhlu biri olurdum. Çekirdek ve Kızılok'la dayanışma sonucu ikimiz de geri dönmeyi becerdik.

- Aşk bir dengesizlik işi mi hâlâ? Sensiz Olmaz’ı yazdığınızdan beri tanımı neye evrildi aşkın?

Siz değiştiğiniz için aşka yüklediğiniz anlamlar da değişiyor doğal olarak. Aşkın nerede başlayıp nerede bittiği pek değişmiyor ama ya da dengesizlikler dengelendiğinde başka bir şeye dönüşüyor diyelim. Sevgi oluyor, nefret oluyor, dostluk oluyor. Ben her şeyi çözmüş değilim bilmem ki... Bence en güzel şarkım Sensiz Olmaz değil zaten!

- Aşk deyince, sizin aklınıza ilk hangi şarkınız gelir peki?

Saçların ya da Aşk Nereye Kadar

- İnsanı en çok ilk aşkı mı etkiler, yoksa son aşkı mı? 

Her aşk kendine özeldir. Kişileri unutmayabilirsin ama duygu şiddetini unutursun. Her an geriye bakıp da yaşanmaz doğrusu. Yaşamın bütünü de aşktan ibaret değildir.

- Elbette ama sanki en çok aşka takılıp kalabiliyor insanlar… Belki "dervişler", aşkı tatmamış olanlar hariç.  

Aşk çok ortak bir şey. Az ya da çok şiddetli ama uysal bedensel ya da tinsel herkes bir çeşit yaşıyor ve anlatamadığı şeyleri bir başkasından duyunca ilgileniyorlar.

- Ben 80 doğumluyum, üniversite zamanlarımda 70’ler bir yanıyla bize büyülü gelirdi. Yarın sabah uyansak 70’lerde olsak. Nasıl bir atmosferde olurduk?

70’ler müziğin yeni yeni yaygınlaştığı yıllardı. Yapılacak çok şey vardı ve hepsi tazeydi. Ünlenmiş şarkıcı ve müzisyenler kuvvetli kişiliklerdi. Aynı şeyleri de yapmıyorlardı. Ülkede hepsi ana akımı oluşturuyorlardı. Düşünün; Cem Karaca, Timur Selçuk, Fikret Kızılok ve Ajda Pekkan hepsi özel... Bence müzik stillerini bu isimler oluşturuyordu. Şimdi müzik stilleri isimlerden daha önde. Pop diyoruz rap diyoruz rock diyoruz ve altına isimleri yazıyoruz. 70’lerden ülke daha masum daha entelektüel ancak daha az teknolojik idi. Ben yaşadım siz de buyurun gidin yaşayın.

- İstanbul'dan çıkamıyoruz ki! Acaba bugünler nasıl yazılır tarihe?

Bilim kurgu öyküsü...

- Sizde geçmişe özlem var mı? 

Zamana Sıkışmış diye bir şarkımda anlattım.  Dün bugün ve yarına sıkışmış insan! Hepsi var hepsi önemli... Ancak bugün en zor ama en güzel olanı…

- Kitapta ülkeye dair endişelerinizi de anlatıyorsunuz... Ne zaman umudunuzu kaybettiniz bu kadar, şarkı yazamayacak kadar?

Umudum tükenmedi ama vaktim azalıyor... Diyanetin bütçesi Milli Eğitim'inkini solladığında sarsıldım ben sadece. Benim düşlediğim Türkiye başkaydı.

- Nasıl bir ülke hayaliniz vardı? Azıcık paylaşsanız...

Daha eğitimli, daha demokrat, gelirin daha dengeli dağıldığı, iyi planlanmış modellere göre insanların meslek sahibi olabildikleri, dini etkileşimlerin azaltıldığı bir yer.

- Politikayla aranızdaki mesafeye de açıklık getiriyorsunuz. Bu durumun müziğinize yansımaları ne oldu? Sizi ayrı bir yere taşıyan bir etken miydi? 

Güncel politikadan hiç hoşlanmadım. Şarkılarıma da yaklaştırmadım. Ne var ki politik tercihlerim tabii var ve yaşamda politika hep çok önemli. Nerede durduğumu sürekli tekrarlamaktansa sizler gibi okuduğunu anlayıp değerlendirenler düşünsün. Şu doğru; ben kendi partimi bulamadım hala. 50 yıldır her gün gazete okurum. Her seçimde isteksizce oy veririm ancak bu politik sığlık beni bozuyor artık.  Hep tartışmalar, “Ali topu at, Ayşe ipi tut” onu düzeyine çekiliyor. Kimi şiir yazıyor çekiştiriyoruz oraya geri döndürüyoruz, “Ali topu tut.” Öteki z ye kadar gitmiş hayır a,b,c diyoruz…

- Bu sözünüz de akılda kalıyor. "Doğru dürüst yaşamak için uğraştım… Yaşamak daha önemli benim için..."  Yani ne demek istediniz? 

Yani bir şarkı yazmak tek amacım değil. Dolu dolu yaşama katılmak da güzel demek istemiş olabilir miyim?

- Salgını sürüyor, devletler ekonomiyi kurtarma derdinde. Yeni normale alışacak mıyız? Neyi özlediniz en çok, ne düşünüyorsunuz dünyaya bakınca?

Bence devlet işin sağlık bölümünü iyi becerdi. Ne var ki sosyal politikalar kötü çuvalladı. Devlet kimin devleti çok aşikâr. Türkiye'de unutturulan sınıfsal bilinç umarım filizlenir. Şu anda can derdine düşenler azaldı çoğunluk haklı olarak para derdinde. Ben ilaç endüstrisinde çalıştım. Virüs işine yabancı değilim. Yaşam tabii değişecek yoksa ölürüz bu kadar basit. Arkadaşlarımla çalmayı ve deniz kıyısında olmayı özledim en çok.

-  Salgından sonra sizce insanlar daha "iyi" mi olacak ya da umursamazlık devam mı edecek?  

 Ben gördüğümden çok korktum arkadaş! Cahillik tehlikeli. Tek kazancımız bence dayanışma duygusunun hala var olması.

- En çok sevdiğiniz Bülent Ortaçgil şarkıları listesi yapmanız zor olur mu? 

Hadi size bir liste yapayım; yoksa hepsini der çıkarım işin içinden. 

1. Şarkılarım Senindir

2. Değirmenler 

3. Benimle Oynar mısın?

4.Yolculuk

5. Çığlık Çığlığa

Oldu mu?

- Çok teşekkürler! Sürpriz oldu! Bu sıralar siz ne dinliyorsunuz? 

Avishai Cohen seviyorum ama takıntı halinde değil…

- Haydar Ergülen bence sizinle ilgili altın vuruşu yapmış, "Diyalektik mutasavvıf" demiş. Hoşunuza gitti mi bu tanım? 

Sevgili Ergülen’le Eskişehir’de tanıştım. O yazıyı çok çok beğendiğimi kendisine de söyledim. Her tanım biraz eksik kalır ya, bu da öyle. Bence Erkan Oğur benden daha fazla derviş…

 - Bitirirken anneanneyi anmak istiyorum. Gülümseten bir anınız var kitapta. "Bu şarkıları kimse dinlemez" demiş, üzer miydi o sözler sizi? 

Kızardık daha doğrusu. Ne var ki çoğunluğu temsil ettiğinin de farkındaydık