Belma Ötüş Baskett: ‘Hemingway, Mustafa Kemal’e hayrandı’

Ernest Hemingway üzerine doktora yapan, Hemingway Society üyesi Belma Ötüş Baskett'in Sonsuza Dek Hemingway adlı çalışması; çocukluğu, yapıtları, yaşadıkları çevresinde, usta yazarı farklı yönlerinin yanı sıra Türkiye yıllarıyla da anlatıyor.

13 Ekim 2020 Salı, 23:59
Abone Ol google-news

‘HİÇ’LİĞİ UZUN YILLAR İÇİNDE HİSSETTİ!’

Sonsuza Dek Hemingway, Nobel ve Pulitzer ödüllü Ernest Hemingway'in çocukluğu, yazarlığa nasıl adım attığı, eserleri, yaşadığı ve dolaştığı yerler ve daha birçok konu hakkında derin bilgiler sunuyor. Hem Hemingway'i farklı yönleriyle anlatıyor hem de başarısının altında yatan sırları keşfe davet ediyor.

Ernest Hemingway üzerine doktora yapan, Hemingway Society üyesi Belma Ötüş Baskett'in Sonsuza Dek Hemingway adlı çalışması; çocukluğu, yapıtları, yaşadıkları çevresinde, usta yazarı farklı yönleriyle anlatıyor.

‘HEMİNGWAY İLE BİR ÖMÜR BOYU İLGİLENMEKTEYİM’

- Sonsuza Dek Hemingway’in kitaplaşma sürecini anlatır mısınız?

Hemingway ile bir ömür boyudur ilgilenmekteyim. Bu kitap çoğunlukla doktora tezimden sonra yaptığım araştırmaları ve çalışmalarımı ve dünyadaki Hemingway eleştirilerinin değişimini kapsıyor. Dünyada Hemingway ile ilgili yerleri gezdim, havalarını soludum, özellikle çok sevdiği son evinin bulunduğu Küba’yı ve bu izlenimlerimi de kitaba yazdım.

- Ernest Hemingway’i ilk ne zaman okudunuz ve neler hissettiğinizi sormak isterim zira sonrasında deyim yerindeyse peşini bırakmadınız. Yapıtlarını incelediniz, makaleler kaleme aldınız, onun üzerine doktora yaptınız ayrıca Hemingway Society üyesisiniz.

Hemingway’in bazı yapıtlarını öğrenciyken okumuştum. Değişik konularının ve üslubunun özgünlüğü dikkatimi ve beğenimi çekti. Okumamı derinleştirdikçe ödüllendiğimi hissettim ve peşini bırakmadım. Hemingway ölümsüzleştikçe de haklı olduğumu gördüm.

CİNSELLİK, ÖLÜM VE HEMİNGWAY

- Lisede Tabula adlı okul gazetesinde düzenli şiir ve öyküleri basılan Hemingway’in ilk kitabı Üç Öykü ve On Şiir. Hem Tabula’daki şiir ve öykülerini hem de bu ilk kitabını nasıl değerlendiriyorsunuz?

İlk yazıları, devam ettiği lisenin edebiyat gazetesi olan Tabula’da yayınlanmış. İleri sınıflarda gazetenin baş yazarı olmuş. Lisedeki İngilizce dersi öğretmenleri yazdıklarını çok beğeniyor ve teşvik ediyorlar. Gazetenin her sayısında şiirleri ve öyküleri basılıyor.

Basılmış ilk kitabı Üç Öykü ve On Şiir’deki şiirler konuşma diliyle yazılmış ve çoğu açık saçık diyeceğimiz cinsten, bir yeni ergenin cinsellik ve cesaretle ele aldığı konularda. En iyi şiirleri, “Gençlikle Beraber”, “Oklohoma” ve “Montparnasse”da derin ve keskin gözlemleri var.

Basılan üç öyküden ilki “Michigan’da babasının yazlık evinin olduğu bölgede başından geçenlerle ilgili. Delikanlı bir yazar olarak sevginin doğuşu, içkinin etkisi ve cinsel duygular öne çıkıyor.

“Mevsimsiz” ve “Bizim Moruk” adlı ikinci ve üçüncü öykü Avrupa’da yaşayan Amerikalılar hakkındadır ve spor önemli rol oynar. Bizim Moruk kaza sonucu beklenmedik anda ve biçimde ölür. Bu öykü ile yaşam ve ölüm düşünceleriyle daha ilk baştan ilgilendiği belirgindir.

‘GENELDE AMERİKAN ROMAN GELENEĞİNE UYDU’

- Biçemini ne yönde bir hatta, hizada buluyor Hemingway? Kahramanlarını da çağınca ve özellikle hangi edebiyatçılardan esinle oluşturuyor?

Başlarda Sherwood Anderson gibi gençlerle ve gençlik sorunlarıyla ilgilenmiş aynı onun gibi duygulara önem vermiş ve cinsel dürtüleri değerli bulmuştur. Genelde Amerikan roman geleneğine uyarak Fenimore Cooper, Herman Melville ve Mark Twain gibi, Amerikan mitlerini, masallarını ve Amerikan gerçeklerini ön plana çıkarmıştır. Hemingway’in yarattığı son kahraman olan Yaşlı Balıkçının ataları Billy Budd, Ahab Kaptan ve İshmael’dir. Dayanma gücünü de Ralph Waldo Emerson’un kendine güvenme felsefesinden almıştır.

‘İÇSEL YOLCULUĞU KARAKTERLERİNDE YANSIR’

- İncelemede, Hemingway’in yapıtlarındaki temel dayanağının izini sürerken, içsel yolculuğunun önemine hangi bağlamda dikkat çektiniz?

Hemingway’in zaman dizgisel olarak tanımladığım içsel yolculuğu zamanla olgunlaştığının ve derinleştiğinin göstergesidir. Geçen yıllara ve değişen ve daha felsefileşen perspektifini kendi yaşına paralel olarak yarattığı karakterlerinde yansıtmıştır.

Hemingway’in yaşamı boyunca yaptığı bu içsel yolculukla insan nasıl yaşamalı ve nasıl ölmeli sorularına yanıt aramış ve gerçeği bulmaya çalışmıştır. Bunu bütünüyle kendini vererek, tüm aklını, duygularını ve yazı yeteneklerini kullanarak yapmıştır.

- Çağdaşı Amerikan yazarları gibi adeta kesif yaşam izlenimlerinden mürekkep bir yazar…

Hemingway’in Paris’te geçirdiği yedi yıl onun gelişmesine, dünya görüşünü genişletmesine çok yardımcı olmuştur. Avrupa’da beraber bulunduğu diğer Amerikalı yazarlar, Scott Fitzgerald, Gertrude Stein ve Ezra Pound’la kıyaslanınca oradaki yaşamlarını yansıtan en iyi yapıtı Hemingway yazmıştır: Taşınabilir Ziyafet.

‘TAKSİM, BOĞAZ VE RUMELİ HİSARI’NI ÇOK SEVDİ’

- Hemingway’in Toronto Daily Star gazetesine yazdığı döneminden bahseder misiniz? Türkiye’ye geliyor…

Toronto Star gazetesine yazdığı dönem Birinci Dünya Savaşından sonra gazetenin onu Paris’e yolladığı dönemdir. Eşi ile Paris’te oturuyor ve ilk oğlu orada doğuyor. Kurtuluş Savaşının sonunda gazete onu Türkiye’ye gönderiyor, tarih Eylül 1922. Simplon-Orient ekspresiyle İstanbul’a gelmiş ve aynı trene Kırkağaç istasyonundan binerek ayrılmış. O zaman İstanbul Avrupa’nın en uzak köşesi. Eşi Hadley gitmesini “çok uzak” diyerek engellemeye çalışmış.

On beş gün kaldığı İstanbul onu çok etkiliyor. Tüm yapıtlarında büyük bir şehir hakkında yazmaya başlayınca, önce İstanbul’u hatırladığı Boston’daki J.F. Kennedy kütüphanesinde bulunan müsveddelerde görülebilir. Yazılarından İstanbul’u gündüzü ve gecesiyle iyi tanıdığı belli oluyor. Şehirdeki eğlence yeri olarak Taksim’i yeğliyor ve gecenin ileri saatlerinde Boğaza gitme adetinden de haberli. Taksim’den sonra eğlenceye Rumeli Hisarı’nda devam ediyor.

‘HEMINGWAY, MUSTAFA KEMAL’E HAYRANDI’

- Hemingway’in Mustafa Kemal ve Kurtuluş Savaşına ilişkin güçlü duyguları ve izlenimleri var. Neler yazmıştır? Türkiye izlenimleri hangi yapıtlarına esin olmuştur?

Hemingway dünyayı, “Başlarında Mustafa Kemal olan kafası kızmış bir milleti yeterince önemsememekle” suçlamıştır. Yazılarında Türk askerinin saldığı korkuyu dolaylı fakat etkili biçimde betimlemiştir. Yazıları günü gününe Toronto Star gazetesinde basılıyordu ve Türkiye’den gelen en doğru ve en ilginç haberler olarak çok beğeniliyordu.

Mustafa Kemal’e hayrandır. Sonra aynı notları Çağımızda adlı yapıtında kullanmıştır. Hemingway’in İstanbul anıları en hazmedilmiş, yoğrulmuş biçimleriyle de Kilimanjaro’nun Karları adlı uzun öyküsünde görülür. Harry ayağı kangren olmuş, Kilimanjaro Dağı’nın eteğinde yatarken rüya- hayal olarak anılarını tekrardan yaşar ve yazmak istediği ve yazamadığına hayıflandığı konular işgal altındaki İstanbul ile ilgilidir.

Bu dönem Hemingway’in çıraklık dönemine rastlar ve üslubunun gelişimine çok katkısı olmuştur. Gazeteye en çok haberi, en az sözcükle ve sıfat kullanmadan yollarken ilginç yapmayı da ihmal etmemesi gerekiyordu. Keskin gözlemlerini duru bir dille yansıtmayı bu dönemde geliştirdi. Haberleri telgrafla yolluyordu, telgraf çok pahalıydı, Hemingway’in bir yeteneği de çok değerli olayları az telgraf parası vererek iletebilmesiydi.

‘DİL KONUSUNDA FAULKNER’LE ANLAŞAMIYORDU’

- Dil konusunda Faulkner’le kavgalı Twain hayranı Hemingway’e ilişkin neler söylemek istersiniz? Neydi aralarındaki sorun?

Hemingway dil konusunda Faulkner ile anlaşamıyordu. Üslupları birbirine zıttı. Faulkner Hemingway ‘e göre ağdalı bir dil kullanıyor, duyguları abartıyor ve çok uzun cümleler yazıyordu. Faulkner da Hemingway’in dilini çok basit buluyordu.

Faulkner, “Ernest Hemingway okurken asla sözlüğe bakma gereksiniminiz olmaz” demişti. Hemingway’in karşılığı, “Zavallı Faulkner derin duyguların büyük sözcüklerden geldiğini sanıyor” olmuştu.

Hemingway’in en beğendiği yazar özellikle üslubu bakımından, Mark Twain’di. Hemingway ömrü boyunca “Tüm Amerikan edebiyatı bir kitaptan, Mark Twain’in yazdığı Huckleberry Finn’den gelir” savını vurgulamıştır.

‘HEP SAVAŞÇI BİR İDEALİSTTİ’

- Savaşçı bir idealist, bir dünya yurttaşı… Akışına bırakmış bir boşvermiş… Kaba saba bir erkek, ağır abi… Gözü kara bir avcı… Romantik bir aşık… Bir serdengeçti… Bohem bir derbeder… Hangisi / hangileri Hemingway?

Bunların hepsi değişik zamanlarda ve değişik durumlarda söylenmiştir, bazıları doğrudur ama sadece karizmalı ve çoğunlukla sığ bir Hemingway “persona”sı yaratmaya yaramışlardır. Yazar Hemingway gittikçe derinleşmiş, olgunlaşmıştır ve onu betimlemeye yetmezler. Savaşçı bir idealist olduğu doğrudur ve hep öyle kalmıştır. Savaş karşıtı olmasına rağmen İspanya İç Savaşına idealist bir anti-faşist olarak katılması bunun ispatıdır. Romantik bir aşık olduğu da doğrudur. En aşağı dört kez aşık olmuş, büyük ümitlerle evlenmiş ancak son eşiyle özlediği beraberliği kurabilmiştir.

HEMINGWAY’İN AYSBERG KURALI!

- Vahşi hayvan avına çıkmak üzere 1933’te gittiği Afrika’da yazdığı Afrika’nın Yeşil Tepeler’inde en açık ifadesini buluyor av tutkusu. Boğa güreşlerine olan ilgisi de hayli eleştirilir. Bu bağlamlarda yazarlığında özellikle erilliğin ve öldürme anlarının etkisi nasıl gözlemlenir?

Afrika’nın Yeşil Tepeleri kitabı büyük avı konu alarak Afrika’nın dünyada tanınmasına yardımcı olmuş, Afrikalıları mutlu etmiştir. Hemingway’in büyük avda uygulanmasını beklediği kurallar vardır. “Temiz öldürmek” yani hayvana eziyet çektirmeden öldürmek. Boğa güreşçilerine hayranlığı, onların cesaretinedir. Öldürme anında kılıç havadayken tanrılaşan 50 kiloluk bir insan 500 kiloluk bir boğaya meydan okumaktadır.

Afrika’nın Yeşil Tepeleri kitabının okuyucuların pek de üstünde durmadığı yönü Hemingway’in yazarlık üzerine düşüncelerini içermesidir. Titizlikle uyguladığı aysberg kuralını da burada açıklamıştır. Aysberg’in (buzdağının) sadece sekizde biri su yüzünde gözükür, sekizde yedisi su altındadır, gözükmez. Yazar da bildiklerinin sadece sekizde birini yazıp, sekizde yedisini hissettirerek yapıtına derinlik katar. Hemingway hep öyle yapmıştır.

‘DÖRT GÜN SİPERDE YARALI YATTI’

- Kendisinin de Yaralı olarak bir siperin yıkıntısı altında dört gün yatacak denli ölümün eşiğine geldiği Birinci Dünya Savaşının tüm kuşağının ülkülerini ve inançlarını sarstığına ilişkin, 1920’lerin başında Gertrude Stein’ın ortaya attığını imlediğiniz, ’inancını yitirmiş kuşak’ gerçeğinden payını nasıl almıştı? ‘Silahlara Veda’nın bu büyük yazarı dediğiniz gibi bir daha tam eski kendi gibi olmayacaktı.

1918 yılında Birinci Dünya Savaşı sona erince, hayatta kalanlar savaş öncesi alışılagelmiş güven duygusunu bir daha hiç duymamak üzere yitirmiş bulunuyordu. Bu yitirmişlik duygusu bu kuşağa adını verdi. Savaşta alınan fiziksel yaralar nispeten çabuk kapandı ama ruhsal yaralar iyileşmek bilmedi. İnsanlar hem savaşta hem barışta geçerli olacak yeni kurallar arıyorlardı. Gelenekler ve eski ahlak anlayışı anlamını yitirmişti.

“‘HİÇ’LİĞİ UZUN YILLAR İÇİNDE HİSSETTİ!”

Silahlara Veda romanının kahramanı savaşı bırakarak kişisel bir barış imzalar. Gerek Hemingway’in gerek romanın kahramanı Henry’nin dizi iyileşir ama ruhsal olarak bir boşluğu HİÇ’liği uzun yıllar içinde hissedecektir. Felsefi bir deyim olarak NADA / HİÇLİK her yanı dolduruyordur. Yaşama anlam katmak kişilerin çabasına kalmıştır. Bu bomboş, anlamsız dünya en iyi Güneş Yine Doğar romanında betimlenir. Romanda yeni ve 21. yüzyıla da uyacak ahlak kuralları önerilir.

AMERİKA’NIN YİTİK KUŞAK YAZARLARI

- “Amerikan edebiyatını, dünya edebiyatı katına yücelten bu ’inancını yitirmiş kuşak’ yazarları olmuştur” diyorsunuz. Neden?

Amerikan edebiyatını dünya edebiyatı katına yüceltenler bu yitik kuşak yazarlarıdır çünkü değişen dünyanın ilk habercileri onlar olmuştur. Onlara artık dar gelen Amerika sınırlarından kurtulup, o sıralar dünyanın edebiyat ve sanat merkezi olan Paris’ten feyiz aldılar. Uluslararası bir etkileşim söz konusu oldu. Daha önce başlamış olan doğacılık (natüralizm) akımını en yüksek noktasına çıkardılar.

- Yerinde geç olgunlaşmış bir çocuk gibi kırılgan, yerinde muhatabına yumruğu hem de eski bir boksör olarak basabilecek denli öfkeli… Ne komünist ne sosyalist, her zaman antifaşist! İspanya’da bu uğurda bizzat uğraşıyor da. Şiddet ve siyasetle ilişkisinin düzlemine ilişkin neler söylersiniz?

Hemingway ömründe bir kez siyasete bulaştı çünkü özgür düşünce ve özgür yaşam faşizm tehlikesi altındaydı. Tek bu sırada siyasal konuşma yapıp İspanya İç Savaşına para ve gönüllü toplamaya yardım etti. Bununla kalmayarak İspanya’ya gitti ve bu çabaya bizzat katıldı. Şiddet ve savaşın ancak yüce bir ideal uğruna kabul edilebileceğinde ısrarlıydı.

‘BABASI ERİLLİK, ANNESİ DUYGUSALLIK KATTI’

- Ya yetiştiği çevre... Onu o yapan etkenlerin en derininde, sıfır noktasında neler var? İçine doğduğu, yetiştiği şartlar içinde sizin dikkatinizi neler çekmiştir?

Hemingway doğduğu dar, püriten Orta Batı Amerika şartlarını hep zorladı. Evde annesi müzikle, kızlarla ilgilenmesini isterken, babası ona üç yaşındayken bir olta aldı. On yaşına gelince babası tarafından bir tüfek armağan edildi. Babası onu spora teşvik ediyor ve bazen hastalarına giderken yanında götürüyordu.

Hemingway babası tarafından erilliğe teşvik edilirken, annesi duygusallığının gelişmesine yardımcı oldu. Kendi kişiliğini bulması için uzaklaşması gerektiğinin bilincindeydi. Liseyi bitirir bitirmez Avrupa’ya gidip savaşa katılma yolları aradı.

‘ANLAMLI BİR YAŞAM İÇİN ÇABALADI’

- Ve ölüm ile arasında giderek kapanan mesafe… İntiharı anlık değil planlayarak adeta ritüelize etmesi… Kitapta da irdeliyorsunuz bu gerçekleri… Burada da dile getirir misiniz?

Hemingway daima anlamlı bir yaşamı olsun diye çabaladı. En önemli ve anlamlı uğraşı yazmaktı. Afrika’ya ikinci gidişinde geçirdiği uçak kazasında başından yaralanmıştı ve ondan sonra tansiyon hastası oldu. O zamanki moda tedavi olan (şimdi sakıncalı bulunup pek uygulanmayan) elektro şok seanslarına sokuldu. Bu onu çok yıprattı. Artık yazamıyordu yani yaşamının anlamı kalmamıştı. İstediklerini yapamayacağı için yaşamak istemedi. Zaten babasının intihar ettiği tabancasını böyle zamanlar için hep yanında taşımıştı.

‘BUGÜNÜN AHLAK VE ÇEVRE DEĞİŞİMİNİ ÖNGÖRDÜ’

- Ölümsüzlüğü yakalamış olan Hemingway’e gerek eleştirmenin gerek okurların bugünkü yaklaşımlarını nasıl buluyorsunuz?

Hemingway üzerine neredeyse bir yüzyıldır araştırma yapılıyor ve bu çalışmaların ışığında ona atfedilen maçoluğun abartılmış olduğu anlaşılıyor. İlk gençliğinde lisede sadece sporla meşguldü gibi gösterilerek kitabını yazdığı Kadınsız Erkekler sınıfına sokulmuştu halbuki ciddi araştırmalara göre lisede kız arkadaşı var.

İtalya’da askerdeyken mektuplaştığı kız var. İlk aşkı Francis lise arkadaşı ve komşusu. Lisede Marta adlı operanın temsilinde Francis arya söylerken Hemingway okul orkestrasında çello çalıyormuş. Bu ilişki epey uzun sürmüş ve Hemingway iki yapıtında kadın karakterlere Francis ismini vermiş.

Hemingway yapıtlarının hala önemini koruması onun bugünün ahlak değişimini öngörmesi ve bugün ekolojik değerler olarak beğendiğimiz fikirleri belirtmiş olmasındandır. Hele Afrika’nın Yeşil Tepeleri bugünkü çevre duyarlılığıyla örtüşür. Hemingway’in yazdıkları değişmiyor ama biz okurlar değişiyoruz ve yeni perspektifimizden okuyunca Hemingway’in yazdıklarını hala ilginç ve geçerli bulabiliyoruz.

- Yeni tasarılarınızı sorarak bitirelim söyleşimizi?

Hele bu zorunlu tecrit döneminde çok şey yapılabilir çünkü verdiğim konferanslar ve devam ettirdiğim kitap kulüpleri durdu. Başka Amerikan yazarları hakkında başlanmış projelerim var, onları bitirmek isterim. Bir de anılarımı yazmaya teşvik ediliyorum.

Sonsuza Dek Hemingway / Belma Ötüş Baskett / Bilgi Yayınevi / 260 s. / 2020.