Başka bir boyutun ezgisi

Deniz Gezgin'in yeni kitabı YerKuşAğı, insanın kalıncadan sıvasına dönüştüğü kibirden, egodan, hırstan; dünyanın kendi etrafında döndüğü yanılgısından sıyrılmak için güzel bir anımsatıcı.

19 Ağustos 2020 Çarşamba, 17:49
Abone Ol google-news

Empati. Sözlük anlamı, kişinin kendisini başka bir bilincin yerine koyarak söz konusu bilincin duygularını, isteklerini ve düşüncelerini, denemeksizin anlayabilme becerisi. İnsanların dünyaya yüksek empati yeteneği ile geldiği ve sonrasında bu özelliğinin zayıfladığı söylenir. Bir bebeğin, başka bir ağlayan bebek gördüğünde ağlamasının sebebinin de bu yüksek empati yeteneği olduğu söylenir.


Tüketime dayalı modern toplum, “insan”ın zaten azalmaya meyilli empati yeteneğini adeta köreltiyor. İşte bu aşamada Deniz Gezgin’in YerKuşAğı kitabı, kendine özgün bir parantez. Arayışta bir yaşam alanı. Eserin en baskın özelliği, insanların insanlara dair empati kurmaya isteksiz ve belki de biraz da bundan dolayı yetersiz olduğu yerde; hayvanların, doğanın, taşın, toprağın, dilinden konuşabiliyor olması.


Soyut anlatımı, derin betimlemeleri sevenler için yoğun kıvamda bir çalışma. Öyle ki bazı cümlelerin büyüsü, derinliği, hikayeyi takip ederken duraksamaya yol açıyor, “Yerin dibinde sanılana çıkıyor, hiçbir şeysiz”, “Zaman kanadından kopan tüydü” gibi…


HAGRİN, ŞURİ VE MOY…

Anlatımın soyutluğu ve derinliği, karakterlerden birisine “Bir ismim vardıysa da hatırlamıyorum” dedirttiği yerde okuyucuya da karakterin cinsini, türünü sorgulatıyor. Sahi Hagrin, bitki mi, insan mı?


İnsan türünün frekans algılama aralığı, daha düşük aralıklardaki bazı sesleri duymasını engeller.

YerKuşağı çalışmasıyla Deniz Gezgin, insanoğlunun frekans aralığını genişletiyor, duymadığı canlı hatta cansız varlıkların bile varlığından haberdar olmasını sağlıyor.


Çok anlam yüklesek de anlam büyüklükleri, çağın yarattığı dev aynasından yanılsamadan kaynaklanan değerlerden hoş bir soyutlanış… Gökkuşağı kadar canlı bir yerkuşağı bu yolculuk, mutlaka insanın içinden geçen ve içine doğru…


SARSICI BİR ANIMSATICI

İnsanın kalıncadan sıvasına dönüştüğü kibirden, egodan, hırstan; dünyanın kendi etrafında döndüğü yanılgısından sıyrılmak için güzel bir anımsatıcı.


İşte bu tüm kötü duygu ve çağrışımların insanda yarattığı birikim ve hissiyat, yine yazarın bir paragrafta anlattığı gibi, bir yanıyla da bir çeşit modern toplum tasviri:

“Bir yere uzaklardan, adını, yönünü hatırlayamayağı kadar uzaklardan, kök kokularına tutuna tutuna vardı. Bedeni tırpanlanmış, sesi kelimelerle örtülmüştü. Günler gecelerce yabanıl çığlıklarla haykırdığıydı, kayaların keskin yüzlerine çarpan, suların oyuğunda biriken, dağların yuvarladığı, bulutların sarmaladığı sesler. Duyanın yüzünü buruşturan, tarih öncesinde tadılmış bir acı yemiş sanki. Sesini kıpır kıpır taşıran ateş, o yemişin ağacını, kök saldığı bahçeyi, ağza bulaşan tadı çağırıp pençeleriyle açtığı çukurda birikti.”

TAMAMLAYAN SARMAŞIK
Müzik ve yazın, birbirini besleyen bir sarmaşık gibidir. Ondandır, bazı yazı ve kitapları okurken arkada bir sese ihtiyacımız, ondandır aralarındaki uyum ve tamamlanış. Kesinlikle denemeye değer; Deniz Gezgin’in bu çalışmasını okurken fonda Evgeny Grinko’nun eşsiz çalışmalarını deneyin.

Öyle ya, bazı müzisyenler bazı parçalarını, belki de hiç tanımadıkları yazarların bilmedikleri eserleri için yazarlar, farkında olmadan. Kadersel ya da tesadüfi, bulması gerekenlerin birbirini bulmasındandır bu kavuşma, tamamlanma hali.


YerKuşAğı, seksen sekiz sayfalık hoş bir anlatı, sayfa sayısının üstünde bir irdeletici. Kutsal bir arayışın yolcularına samimi bir mola yeri.

YerKuşağı / Deniz Gezgin / Can Yayınları / 88 s. / Haziran 2020