39. İstanbul Film Festivali: “Kız Kardeşim”

İstanbul Film Festivali’nin online seçkisinde yer alan “Kız Kardeşim” güçlü oyuncu kadrosuyla öne çıkan bir film.

25 Mayıs 2020 Pazartesi, 13:43
Abone Ol google-news

Bu yılki İstanbul Film Festivali seçkisinde ölüm ve kayıp ve yas gibi temaları işleyen filmler öne çıkıyor ilginç bir şekilde. Adıyla bile bu temanın etrafında şekillenen “20 Yaşında Öleceksin” bir yana, “Daha Büyük Bir Dünya”da (“Un Monde Plus Grand”) ölen kocasının yasını tutan bir kadının hikâyesini, “5 Kusursuz Sayıdır”da (“5 è il numero perfetto”) öldürülen oğlunun intikamını almak üzere silahını kuşanan babanın başından geçenleri, ve “Davacı”da (“Litigante”) yavaş yavaş ölmekte olan annesiyle başa çıkmaya çalışan bir kadının yaşadıklarını izledik. Stéphanie Chuat ve Véronique Reymond’un 70. Berlin Film Festivali’nde gösterilen filmleri “Kız Kardeşim”de ise ikiz kardeşi terminal kanser hastası olan bir kadının hikâyesine tanık olduk en son. Şunu da unutmadan ekleyeyim, Jia Zhang-ke’nin “Deniz Mavileşene Dek Yüzmek” adlı filminde de yaşlılık bu yukarıda saydıklarıma ek bir tema olarak göze çarpıyor, ki gerek “5 Kusursuz Sayıdır” olsun gerek “Davacı” olsun, bu yılki seçkide bu temayı da işleyen filmler olarak sayılabilir.

Soldan sağa: Martha Keller, Stéphanie Chuat, Véronique Reymond, Nina Hoss

Chuat ve Reymond ikilisinin ikinci uzun metrajlı filmi olan “Kız Kardeşim” (“Sshwesterlein”) ünlü bir tiyatro oyuncusu olan Sven ile ondan sadece 2 dakika küçük olan ikiz kız kardeşi Lisa arasındaki ilişkiyi anlatıyor. Sven’in terminal bir kanser olması, onu her şeye rağmen yaşatmak isteyen, en azından kalan ömrünü kaliteli bir şekilde yaşamasını arzu eden Lisa’nın çaresizce çırpınmasına yol açacaktır. Lisa bir yandan İsviçre’de bir özel okulun müdürlüğünü üstlenen kocası ve iki çocuğuyla kendi hayatını rayında tutmaya çalışırken, bir yandan da Berlin’de yaşayan ama çoktan kendi dertlerine gömülmüş annesini idare etmekte zorlanmaktadır. Üstelik Sven için yazdığı ve onu tekrar sahneye çıkaracak ve belki de hayata yeniden bağlanmasını sağlayacak oyunu da yazıp bitirmesi gerekmektedir.


Lisa rolünde Nina Hoss’un (ki kendisini Christian Petzold’un filmlerinden, ya da mesela “Homeland” dizisinin 7. sezonundan hatırlayacasınız) üst düzey bir oyunculuk performansı sergilediği “Kız Kardeşim”’de Chuat ve Reymond ikilisi özellikle de oyunculara alan açacak bir senaryo ile yola çıkmış ve hemen her karakterin Lisa ile olan ilişkisinde belirginler çatışmalar kurarak beklenen bir finale doğru giden filme başka taraftan bir derinlik katmışlar. Sven’in ölmekte olduğu gerçeği zaten başından beri belli ve bir noktadan sonra kaçınılmaz son hızla yaklaşıyor, ama yakın çevrelerindeki insanlar (aile, eş, arkadaş, iş gibi) bu duruma nasıl tepki veriyor, asıl drama orada yatıyor. Lisa’nın yavaş yavaş anladığı çok çarpıcı bir gerçek var ki, kendisi hariç kimse Sven’in yaşayacağına inanmıyor ve inanmadıkları gibi tüm planlarını da o çok kısa bir süre sonra ölecekmiş gibi yapıyorlar. Lisa’nın çaresizliğinin önemli bir kısmı da burada yatıyor zaten. 


Belgesel pratikleri kurmacadan çok daha fazla olan Stéphanie Chuat ve Véronique reymond sık sık aktüel kamera çekimlerine başvurdukları filmlerinde gerçeklik hissini yaratmakta hiç zorlanmamışlar. Buna bir de birinci sınıf bir oyuncu kadrosu eklenince (Berlin’de Sven’in hastalığı ağırlaşmadan önce “Hamlet” oynadığı Schaubühne Tiyatrosu’ndaki rejisör rolünde tiyatronun gerçekteki yöneticisi, efsane yönetmen Thomas Ostermeier’i; Lisa’nın kocası rolünde Lars Von Trier filmlerinden hatırlayacağımız Danimarkalı oyuncu Jens Albinus’u; Lisa ve Sven’in anneleri rolündeyse yine çok önemli bir oyuncu olan ve Claude Lelouche, Billy Wilder gibi yönetmenlerle çalışmış Martha Keller’i izliyoruz) ortaya güçlü bir film çıkıyor. Filmin gizli kahramanıysa Hamlet’i yeniden oynayacağına inanan ama ölümün yaklaşmakta olduğunu da fark ettiği için kendini olmadık durumlara sokan Sven rolündeki Lars Eidinger kanımca. Olivier Assayas ve Maren Ade gibi yönetmenlerin filmlerindeki performanslarıyla dikkatleri üzerine çeken Eidinger’in büyük bir yıldıza dönüşmesi an meselesi gerçekten de.