Ertan Aksoy hazırladı: 'Tarikatlara bakış...'

Sosyal Demokrasi Vakfı Başkanı (SODEV) ve AKSOY Araştırma Şirketi'nin kurucusu Ertan Aksoy; gündemdeki son gelişmeleri, verilere dayalı analizlerle, siyasilerin gündem belirleyen açıklamalarını ve bu açıklamaların toplum üzerindeki etkilerini Cumhuriyet için değerlendiriyor. İşte Ertan Aksoy'un bu haftaki değerlendirmesi...

cumhuriyet.com.tr

Dünyanın her yerinde, özgürlüğü bir kez olsun deneyimlemiş toplumlar, özgürlükten kolay kolay vazgeçmiyor. Çünkü biliyor ki, itiraz edebilme hakkı, refah artışı, toplumsal barış, gelir adaleti, özetle insanca yaşam için neye ihtiyacı varsa bunun yolu özgür bir toplumdan geçiyor.

Bugün artan otoriter yönetimler aksini anlatsa da dünyanın farklı coğrafyalarından insanlar daha özgür ülkelere göçme arzusu taşıyor. Hatta, kısıtlı tatil sürelerini bile o ülkelerde geçirmeye çalışıyor. Turist olarak gittiğinde o toplumun insanlarını taklit ediyor. Onlar gibi giyiniyor, onlar gibi eğleniyor, kısaca bir an bile olsa onların yaşamının bir parçası olmaya çabalıyor.

Ülkemizde temel hak ve özgürlüklere dair, bir çok dönemde çok olumlu örneklerle karşılaştığımız söylenemez. Bu dönemlerde özgürlüklerin sekteye uğradığına tanıklık ettik. Fakat bir dönem var ki, geçici olmaktan öte, sol olmasın da ne olursun mantığıyla dinci tarikatlar de dahil her şeyin önünü açtı. Tohumunu ekti, yeşertti, büyüttü… O dönemin başlangıç noktası 12 Eylül 1980 darbesidir.

Atatürkçü(!) söylemleri öne çıkaran 12 Eylülcüler yeşil kuşağın var olması için solu kırdığı gibi, siyasal İslamın da önünü açtı. 2000’li yılların başına kadar yürüyen bu süreç, AKP’nin iktidara gelmesi ile birlikte koşmaya başladı. Nitelikli okullar imam hatipleştirildi, tarikatların önündeki küçük pürüzler temizlendi, siyasal islam karşıtı tüm görüşler dışlayıcı ve özgürlük karşıtı olmakla suçlandı. Kendilerinden olmayanlara bürokraside yaşam hakkı tanınmadığı gibi gelecekte imam hatipli olmayanların işinin zor olacağına dair alt mesajlar da parti kurultaylarında verildi. En temel amaç toplumu laiklikten uzaklaştırıp daha fazla siyasal islamın etrafında toparlamaktı. Fakat olmadı.

Türkiye toplumu, tüm yönlendirmelere, baskıya, çabaya rağmen büyük bir sınav verdi. Daha fazla muhafazakarlaşmak yerine, daha fazla laikliğe ve bir arada yaşama sarıldı. SODEV’in 2020 yılında yaptığı bir çalışmaya göre, laikliğe olumsuz bakanların oranı yalnızca yüzde 10,3’te kalıyor. Laikliğe bakış böyleyken, laikliğin dibine adeta bir dinamit gibi yerleştirilmeye çalışılan tarikatlar için toplum ne düşünüyor birlikte bakalım.

Emeği ve inancı sömürü üzerine kurulu bu tarikatların savunucularının önemli bir kısmı, bu yapıların çocuklara iyi eğitim verdiğini iddia ediyorlar. Hatta geleneksel eğitimin yerine bu yapıların eğitiminin gelmesi gerektiğini savunanlar da var. Biz de bu konuya toplumun nasıl baktığını anlamaya çalıştık. “Çocuğunuzun eğitimi için seçme hakkınız olsa ne yapardınız?” diye sorduk.

Yanıtlar aşağıdaki gibi:

Görüldüğü üzere tarikat eğitimini tercih edenlerin oranı yüzde 8,8’de kalıyor. Bu oran AKP seçmeni içinde sadece yüzde 14,3.

Belirli bir konuya dair insanların gerçek düşüncelerini anlamak için dahil olma arzusunu anlamaya çalışırız. Örneğin, şirketlerin çalışan memnuniyetlerini ölçerken, çalıştığı şirkete dair asıl duygusunu almak için “bugün olsa yine x şirketine çalışmak için başvurur muydunuz?” diye sorarız.

Şirketteki her konuya tam puan veren çalışanların, bu soruya çok kez “kesinlikle hayır “yanıtı verdiğine tanıklık ettik. Tarikatlara dair bu konuyu anlamaya çalıştık. Bunun için “Çocuğunuzun dini bir tarikata üye olmasını ister misiniz?” diye sorduk.

Yanıtları birlikte inceleyelim:

İstediğini belirtenlerin oranı yalnızca yüzde 10,2. Bu oranın AKP seçmeninde yüzde 18,9, MHP seçmeninde yüzde 4,9 olduğunun altını çizmek isterim. İnsanlar, iyi olan, güzel olan ne varsa çocuğu için ister. Çok net görünüyor ki, toplum, tarikatları çocukları için iyi olan olarak görmüyor.

Bir diğer konu tarikatların kapatılması veya denetimlerin artırılması konusu. Toplumun bu konuya bakışını “Türkiye Cumhuriyeti'nin Cumhurbaşkanı siz olsaydınız, ülkede faaliyet gösteren dini tarikatlara yönelik hangisini uygulardınız?” sorusu ile anlamaya çalıştık. Yanıtlar bize tarikatlara mesafelilik konusunda toplumun siyasilerden daha ileride olduğunu gösteriyor.

Beraber inceleyelim:

Toplumun yüzde 37,7’si yetkinin kendisinde olması halinde tamamen kapatacağını, yüzde 40,5’i çok sıkı denetleteceğini, yüzde 16,9’u rutin denetim yaptıracağını belirtiyor. Tarikat savunucularının yaptığı gibi tamamen önünü açacağını belirtenlerin oranı yalnızca yüzde 5.

Tüm veriler bize AKP’nin “dava” adı altında toplumu Cumhuriyetin birikimlerinden uzaklaştırma çabasının çöp olduğunu gösteriyor. 12 Eylül’den bugüne incelediğimizde, son 40 yılın toplumsal mühendislik projesinin koca bir hiçe dönüştüğünü görüyoruz.

Toplum, emeği sömüren, kadını sömüren, çocuğu sömüren, inancı sömüren, birkaç yüzyıl geriden gelen gerici tarikatların değil “Medeniyet öyle kuvvetli bir ateştir ki, ona kayıtsız olanları yakar, mahveder” diyen Mustafa Kemal’in izinden gidiyor.