Yazın ustası Hulki Aktunç'u kaybettik

Yazın ustası Hulki Aktunç'u kaybettik

30.06.2011 09:19:00
Güncellenme:
Takip Et:
Yazın ustası Hulki Aktunç'u kaybettik

Öykülerinde geleneksel anlatı ögelerini modernitenin olanaklarıyla ustaca harmanlayan Hulki Aktunç hayatını kaybetti.

62 yaşında aramızdan ayrılan öykücü, şair ve ressam, Cumhuriyet gazetesi köşe yazarı Aktunç’un cenazesi yarın Erenköy Galip Paşa Camisi’nde kılınacak öğle namazından sonra Karacaahmet Mezarlığı’nda defnedilecek. Aktunç gazetemizin Kültür sayfasında 2010'dan beri "Arı Düşünce" adlı köşesinde yazmaya devam ediyordu.Sağlık sorunları nedeniyle ara vermiş ama veda etmemişti. O dönme, biz de döneceği umudunu hiç kesmedik. 

Hulki Aktunç, 1949 yılında İstanbul’da doğdu. Selimiye Askeri Ortaokulu, Erzincan Askeri Lisesi (1963- 66) ve Haydarpaşa Lisesi’ni (1967) bitirdi. İÜ Hukuk Fakültesi ’ndeki öğrenimini yarıda bırakarak bir reklam ajansında metin yazarı ve yönetici olarak görev yaptı. Manajans’ta metin yazarı olarak çalıştı, ortağı olduğu Yaratım Ajans’ın yönetimini üstlendi. Reklamcılar Derneği’nin başkanlığını yaptı. Edebiyata öyküyle giren (1969) Aktunç şiir, eleştiri, inceleme, roman da yayımlamıştır. Öykü, eleştiri ve incelemeleri Soyut, Yeni Edebiyat, Yeni Dergi, Papirüs ve yönetimine de katıldığı Türkiye Defteri (1973- 75) dergilerinde çıktı. Yapıtlarında tekniğe ve yapıya özel bir önem veren Aktunç kendi kuşağını çevreleyen toplumsal sorunları konu edinirken simgelerle yüklü anlatımı, ayrıntıları ustaca kullanması ve biçim özellikleriyle farklılığını belirginleştirerek özgün bir üslup oluşturdu. Duygusallığın ağır bastığı şiirlerinde özellikle sözcük seçimiyle dikkati çeken Aktunç öykü ve romanlarında kişilerin farklı zaman kesitlerindeki yaşamlarını işlemiş, olayları atlamalı kesitlerle, konuyu gizleyerek dolaylı biçimde veren bir üslubu yeğlemiştir. İlk öykü kitabı olan Gidenler Dönmeyenler’de Sabahattin Ali ’nin gerçekçiliği ile Sait Faik’in avangardizminin bir bireşimini oluşturmaya çalışmıştır.

 

İlk romanı Bir Çağ Yangını, Füsun Akatlı ’nın ifadesiyle “bir özgürlük manifestosu” olarak karşılanmıştır. Güz Her Şeyi Bilir adlı öykü kitabında ise alışılmış anlamda öyküden bir kopuşu gerçekleştiren Aktunç, öykünün yapısına ilişkin saptamalarda bulunmuş ve bir anlamda öykü üzerine öykü yazmayı denemiştir. Öykülerin hemen hemen hepsinin bir “iç monolog” öyküsü olduğu Güz Her Şeyi Bilir ile Aktunç, Güven Turan ’ın sözleriyle, “öyküyü meddah- halk hikâyesi- öykü çizgisinde kesiştirmiş” ve “girişi, gelişmesi olan, bir kişinin üzerine kurulmuş olan bir yapıdan, çok kişili ama kişiler arasında ayrımın olmadığı bir yapıya” ulaşmıştır. Bu özellikleri nedeniyle Aktunç Güz Her Şeyi Bilir’i “kendi yazdığı hikâyeyle bir hesaplaşma kitabı” olarak değerlendirmiştir. Güven Turan, Sait Faik etkisinin Gidenler Dönmeyenler ’den itibaren sürdüğünün bir göstergesinin de Aktunç’un bütün kitaplarında rastlanan, ama en son Güz Her Şeyi Bilir’de yoğun olarak hissedilen “yiten bir İstanbul ’un yeniden yakalanması çabası” olduğunu belirtir.

“Yirmi dilin konuşulduğu bir yerde (Kadıköy ’de) büyüdüm ve dilin kendisi bana yazma isteği verdi” diyen ve yapıtlarında argoyu otantik bir şekilde kullanan Aktunç ’un dil üzerine çalışmalarının bir ürünü de Büyük Argo Sözlüğü olmuştur. Bu çalışmanın kendi edebiyat yaşamı içindeki yerini şöyle değerlendirir Aktunç: “Ben edebiyatta kendi kalbimin argosunu ortaya koymak istedim. O yüzden de hikâye yazdım, şiir yazdım, roman yazdım, sözlük yazdım, denemeler yazdım. Benim gördüğüm budur, çünkü edebiyat aslında kendisine yönelik bir argo.”

 

 

Yapıtları

Şiir: Sır Kâtibi (1989), Islıkla Tarihçe (1989), Adresim Aynalar (1991), Şarkılar (1992), İnsan Aşklarının Külüdür (1993), Istıraplar Ansiklopedisi (1994, Oğlak Yayınları), Bir Şeyin Varoluşu (1999, Varlık Yayınları), Firak (Toplu Şiirler, YKY, 2001), Sönmemiş Dizeler (2009, YKY). Şiirlerinden bir seçme, İngilizce’ye çevrildi: Twelfth Song (çev. Theo Dorgan, Tony Curtis, Orhan Koçak; 1998).

Öykü: Gidenler Dönmeyenler (1976), Kurtarılmış Haziran (1977), Ten ve Gölge (1985), Bir Yer Göstericinin Hayatı (1989), Güz Her Şeyi Bilir (1998). Toplu Öyküler I, Toplu Öyküler II (YKY, 2003) ilk 5 öykü kitabını içerir.

Roman: Bir Çağ Yangını (1981; YKY, 2001), Son İki Eylül (1987; YKY, 2001).

Deneme: Erotologya? (2000; YKY, 2002), Aforistika (2001, Sel Yayıncılık), Bir Kadıköy Oğlu (2009, Heyamola Yayıncılık).

Sözlük: Büyük Argo Sözlüğü (1990; YKY 1998).

Söyleşi: Yoldaşım 40 Yıl (Rıza Kıraç), (2008, Say Yayınları)

Sergiler: “Lacivert ile Bordo” (1965), “Şair Ressamlar” (Nâzım Hikmet, Oktay Rifat, Cemal Süreya, Metin Eloğlu, Afşar Timuçin – karma, 1991), “Ayvalık Yollarında, Sürücü Aynalarında” (2005), “Meşk” (2007), “Yoldaşım 40 Yıl” (2008).

Ödülleri: Gidenler Dönmeyenler ile 1977 TDK Öykü Ödülü; Bir Çağ Yangını ile 1980 Abdi İpekçi Roman Ödülü; Bir Yer Göstericinin Hayatı ile 1990 Yunus Nadi Ödülü; Istıraplar Ansiklopedisi ile 1995 Cemal Süreya Şiir Ödülü’nü aldı.

 

Hulki Aktunç’un 24 05 2010’da 15’de bir Kültür sayfamızda yazmaya başlamıştı. O gün yayınlanan yazısı;

Arı Düşünce

Hulki Aktunç

540 Metre Derinde

Cumhuriyet’te ilk kez yazıyor değilim. O bakımdan “merhaba” demedim. Eskilerde Kitap Eki’nde “İmzalı Kitapların Serüvenleri”ni yazmıştım. Resim sergileri üzerine de yazdım bir süre.

Şimdi de Arı Düşünce diyerek başlıyorum.

Gençlerle söyleşirken doğdu bu düşünce, bu başlık. Gündem cambazlarını, gündem belirleme alçaklarını değerlendirirken doğdu. Özetleyeyim:

İki çelişki ekseni var. Dikey çelişki (sınıfsal çelişki, sömürü çelişkisi). Ve... Yatay çelişki (temel çelişkiymiş gibi dayatılan ikincil çelişki).

Kitaplarda yoktur bu kavramlar. Ülkemizin özgül, özgün, eskil, güncel karmaşalarını gözleyerek düşüncelerimi arılaştırmak istedim... İki kavramı da böyle ürettim...

Her ülke için geçerli sorular, her ülke için değişik, yerli yanıtlar bulmalıdır. Sözgelimi, bir Almanyalının dikey-yatay çelişkileri ile bir Türkiyelinin soruları yanıtları aynı olmayabilir.

Şimdi söyleşelim, somutlaştıralım...

Egemenler, dikey çelişkilerde çuvallamaya batmaya yenilmeye mahkûm.

Sömürü sürgit gizleyemez kendisini.

İşçilerin sömürüsü mü? Evet. Ama (+) ağır işsizlik ve iflas tablosu neden?

Dikey çelişkiler kendisini somut olarak ortaya koyar: Tekel işçileri grevi, Tuzla tersanelerindeki ölümler (6 işçiyi kum çuvalı yerine kullanıp boğmuşlardı), Karadon maden ocağında -540 kotta ölen 30 işçi. Yeterli güvenlik önlemleri işveren tarafından alınmadığı için, öldürülen 30 işçi.

Egemenler, sömürgenler dikey çelişkilerdeki ağır suçlarını, soygunlarını, cinayetlerini gizlemek için yatay çelişkileri gündeme getiriyor... Türbanlı-türbansız çelişkisi aylarca yıllarca gündeme oturtuluyor... Asker-sivil çelişkisi (?!) darbe vuruşlarıyla gündeme çakılıyor... Laik-dindar- dinci çelişkisi... Türk- Kürt çelişkisi... Ermeni -Türk çelişkileri... Sayın sayabildiğiniz kadar.

Dikey çelişkileri unutmanız için, uyumanız için, dayatılan gündem ile “ambale” olmanız için, kafalarınız hep karmakarışık olsun için, bizi yatay çelişkiler gündeminde boğmak, şaşırtmak için yapıyorlar bunu. Hepimizi aptal yerine koyuyorlar.

Gözlemlerinize bakın. Türbanlı ile türbansızı farklı patronlar mı sömürüyor?

Karanlık akşam, hava buz, yağmur feci, asgari ücretli ya da işsiz türbanlı hanım otobüs durağında, yanımda tir tir titriyor. Önünden bilmem kaç bin liralık bir 4 x 4 geçiyor. Zifos sıçrata sıçrata geçiyor. Sürücüsü, türbanlı bir hanım. İkimizi de pisleterek ve sırıtarak geçip gidiyor.

Dindar ile laik kişiyi farklı patronlar mı sömürüyor? Kürt işçisiyle Türk işçisini farklı patronlar mı sömürüyor? Yoksul Ermeniler (kaçaklar) Anadolu’da Türk işçileriyle birlikte iş aramıyor mu?

Dindar işçi ile laik mühendis 540 metre derinlikte beraber sömürülmüyordu ve beraber ölmedi mi?

Bu duruma “kader” denilmedi mi? Bölge insanlarının bu tür üzüntülere alışık olduğu söylenmedi mi? Alışık!

Bize dayatılan yatay çelişkileri temel çelişki sandıkça ve kader saydıkça daha çok ölürüz. Yatay çelişkilerle afallatılmış bireyler olarak oy kullanırken öldürülmüşüzdür aslında, oy kullandıktan sonra da sömürüle sömürüle ölürüz. Alışık oluruz!

Bu ilk Arı Düşünce yazısında fazla kuramsal kalmadım sanarak ekliyorum: Dikey çelişkilerle yatay çelişkiler arasında sonsuz (sarmal) ilişkiler var. Dikey çelişkiler ekseninde Amerikan emperyalizminden, AB emperyalizminden de söz etmiş değilim. Yukarıda çizdiğim tabloda onların uşaklarının oynadığı rollerden de söz etmedim. Unutulmasın.

Şu mütevazı köşemde edebi, sanatsal yazılar, belki de dizeler beklemişsinizdir benden. Unutur muyum? Gelecek.

Ama, işsizlikte kendini ele veren iflas etmiş bir sömürü düzenini, Tuzla tersanelerini, maden ocaklarımızı unutmadan yazacağım.

Her yazımda, yerin 540 metre dikey derinliğinde - 540 metre kot’ta. Egemen katillerin maktulleri yanından yazmaya çalışacağım... Siz de dünyayı öyle okumaya çalışın sevgili okurlarım. Öncelikle dikey çelişkiler üzerinden okuyun. Yansak da kül yutmayalım.

Yazın ustası Hulki Aktunç'u kaybettik
Yazın ustası Hulki Aktunç'u kaybettik
Yazın ustası Hulki Aktunç'u kaybettik
Yazın ustası Hulki Aktunç'u kaybettik
İlgili Konular: