Kıymet...

17 Kasım 2019 Pazar

Giden bir kıymetliniz ise duygularınızdan, düşüncelerinizden, kendinizden söz etmeniz kaçınılmaz.

Böyle yazmış, yine bir kasım günü uçup giden kıymetlisi Sevgi Soysal’ın ardından. (Açı: 26 Kasım 1976)

Mümtaz Hoca’nın kendisi de aydınlığı ve ülkesini seven binlerin, on binlerin, yüz binlerin kıymetlisi idi.
Okuttuğu dersin kitabı (Anayasaya Giriş - 1969 SBF Yayını) yasak kitap sayıldığı için içeri alınıp bırakılmış yüzlerce öğrencisinden biri de bendeniz idim.

1968 - 69 dönemi SBF Anayasa Hukuku sınav soruları, kitabın içinde kalmış bugünleri bekleyip durmuş.

Derslerini, anayasaların sadece ülkenin değil, insanlığın geleceğine de ışık tutması gerekir düşüncesiyle, anlatırdı.

İşte Kasım 1969 dönemi soruları:

1 a- Düşünce özgürlüğünün sınırlanabileceğini veya sınırlanamayacağını savunanlar anayasa maddeleri arasındaki mantık bağlantısana dayanan sistemi nasıl yorumlayarak bu sonuca varıyorlar?

1 b- 1961 Anayasası kendi içindeki güçler dengesini aşmak ve ulus egemenliğini daha sağlam temellere dayandırmak isteyen bir belge olarak yorumlandığı zaman, düşünce özgürlüğünün sınırsızlığı ya da sınırlılığı sorusu sizce nasıl cevaplandırılabilir?

2- Meclis Araştırması ile Meclis Soruşturmasını şu açıardan karşılaştırınız:

a- Yetkiyi kullanan organlar

b- Yetkini kullanış tarzı

c- Yetkinin sonuçları

3- “Yasama sorumsuzluğu” ile “Yasama dokunulmazlığı”nı a) amaçları, b) kapsamları, c) sağladıkları korumanın süresi bakımından karşılaştırınız?

4- Aşağıdaki terimleri kısaca açıklanıyız: a) Örnek parlamento, b) İmpeacment, c) Konfederasyon maddeleri, d) Jakoben düşünce.

NOT: İstediğiniz sorudan başlayabilirsiniz. Sınav süresi 2 saattir. İki sayfayı (bir yaprağı) geçmeyiniz.


Elli yıl öncesinin anayasa sorularına bakınca, hem anayasanın , hem refakatteki hukukçular bakımından ülkemizin, küme düştüğünü görmemek mümkün değil.


Çok şükür Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’nin sayın Başı- Başkanı, eski anayasadaki kurum ve kavramların karmaşıklığını büyük bir dirayet ve ferasetle tespit etti de sistemi “sadeleştirdi” ve öğrencilerin, siyasetçilerin ve vatandaşların hayatını çok kolaylaştırdı.


Mümtaz Soysal’ın hayal ettiği de elbette böyle bir ülke değildi.

Ama o, hayal kırıklığına hiç metelik vermedi.

Cesaretle, inatla, kararlılıkla hep hayalinin peşinden yürüdü.

Yazdı, anlattı, eylemiyle söylemiyle örnek olmaya çalıştı.

Aleladeliğe, cehalete, vasatlığa hiç rıza göstermedi.

Her siyasetçinin oturma hayali kurduğu, Dışışleri Bakanlığı koltuğunu bile elinin tersi ile itti:

Bayan başbakanın sergilediği cehalete ancak 125 gün katlanabilmişti.


Sarışın, güzel ve kolejli başbakanımız, İsrail’i ziyaret eden tarihteki ilk TC Başbakanı’ydı.

Püfür püfür İngilizcesiyle, kendisine verilen notlara aldırmayıp “İsrail'in Türkiye birlikte bölgenin iki laik ülkesi” olduğunu söylerken, Dışişleri Bakanı Mümtaz Soysal da oturduğu yerde renkten renge giriyordu.

Oysa, İsrail bir anlamda din devletiydi. Anayasasında, Tevrat’a atfen hükümler vardı.

Bunlardan biri de “arz-ı mev’ut” yani “vaat edilen topraklardı” ki bizim Adana’yı, Hatay’ı ve Şanlıurfa’yı bile içine alıyordu.

TC Başbakanı. “İsrail olarak, elbette vaat edilmiş topraklarda yaşamak hakkınızdır!” derken, Filistin’in varlığını yok saydığını farkında bile değildi.

Ve Hoca dönüşte, bakanlıktan istifa etti.

Yaşamı boyunca hiç vasata rıza göstermemişti. Bilmediği alanlara girmemiş, girdiği ve ilgilendiği alanlarda da hep çok çalışkan, hep çok etkin ve hep en iyi olmaya nişan almıştı.

Sevgi Soysal ile mahpushanelere ve sürgünlere meydan okuyan sevgililiği ve ona iki kız evlat sağlayan evliliği bile bu konuda mümtaz bir örnektir.