Hiroşima’nın barış çığlıkları

Atom bombasının patladığı kentte barış müzesinin anı defteri ziyaretçilerin yazdığı barış dilekleriyle dolu

Mustafa Balbay
16 Temmuz 2019 Salı, 20:51

“Tanrım, insanlığı kendini yok etmesinden koru...”
“Hiroşima’yı asla unutmayalım, bir daha olmaması için...”
“Bugün ailecek barış müzesini ziyaret ettik. Hayatımız değişti. Bundan sonra nükleer silahların yok edilmesi için uğraşacağız...”
“Dayanılmaz bir acı, sorunları çözmenin başka yolları olmalı...”
“Çok üzgünüz, barış için hepimiz çaba harcamalıyız...”
Yukarıdaki cümleler Hiroşima Barış Müzesi’nin çıkışındaki anı defterine 29 Haziran 2019 günü yazılanlardan sadece birkaçı...
Hiroşima Barış Müzesi’ni ilk kez 1990 yılında görmüştüm. O günden bugüne biraz daha büyümüş. Şimdi daha büyük bir inşaat sürüyor. Dileriz, müzesi kadar barışın kendisi de büyür.
Birinci kat, bugünün gerçeklerine, ikinci kat 6 Ağustos 1945’te Hiroşima’ya atılan atom bombasından kalan izlere ayrılmış.
Sabah sokakların en kalabalık olduğu saatte 08.15’te ABD’nin B-29 uçağı 12.5 tonluk bombayı Hiroşima üzerinde 580 metre yükseklikte patlattı. Bir anda birkaç milyon derece sıcaklık açığa çıktı, dalga dalga yayıldı. Demir köprüler eridi, binalar toz bulutu olup çöktü. İlk 500 metrelik yarı çapta olanların yüzde 98’i, ikinci 500 metredekilerin yüzde 90’ı, üçüncüdekilerin yüzde 45’i, dördüncüdekilerin yüzde 23’ü o anda yaşamını yitirdi.
290 bin nüfuslu kentte 7 Ağustos günü 160 bin kişi yoktu.
Bu anlar, ikinci katın girişinde temsili olarak canlandırılıyor. Daire şeklindeki canlandırmanın etrafı halka halka 32 milletten insan dolu. Devamı hayli hüzünlü... Yanık çocuk giysileri, hamura dönmüş bisikletler, erimiş saatler... Patlama anının hemen sonrasında çekilen fotoğraflarda parçalanmış aileler, 6 Ağustos’tan günler sonra acı çekerek ölenlerin görüntüleri... İç içe geçmiş salonlarda başta derin bir sessizlik var, ilerledikçe sessizliğin yerini iç çekmeler, hıçkırıklar alıyor. Fotoğraflar canlanıp ete kemiğe bürünüyor... Herkes için zaman 6 Ağustos 1945’e gidiyor, orada çakılıp kalıyor.

‘Ülkelere değil savaşa düşmanım’
29 yıl önce bu müzeyi gördükten sonra hemen yanındaki Hiroşima Barış Vakfı’na geçmiştim. Vakfın girişindeki genç kız Amerikan müziği dinliyordu. Müzenin de etkisiyle Amerikalılara fena halde kızgındım. 18 yaşlarındaki gençle tanıştık; adı Takasi Araki. Sordum:
-Amerikalılar hakkında ne düşünüyorsun?
Verdiği karşılık hâlâ belleğimdedir:
“Anneannem atom bombasında ölmüş. Ancak ben Amerikalılara, ülkelere değil, savaşa düşmanım...”
Japonların kayıtsız şartsız teslim oldukları bu savaştan sonra Amerikalılar hakkında ne düşündüğü bu ülkeye gelen herkesin başlıca merakıdır. Takasi Araki’nin verdiği yanıt elbette en ideal yaklaşım biçimi. Ancak o dönem ziyaret ettiğim Atom Bombası Hastanesi’ndeki İkinci Dünya Savaşı’nı görmüş kişilerin yaklaşımı şöyleydi:
“Amerikalılara kızgınım... Eşit koşullarda savaşmalıydık...”
“Amerikalılara kızgın değilim, o dönem atom bombası bizde olsaydı, biz kullanırdık...”
Biz Takasi Araki’nin bakışının tüm dünyaya hâkim olmasını dileyelim...

ABD’den sonra en çok McDonald’s Japonya’da!
Tokyo’nun ortasındaki Ueno Parkı’nda müzeleri gezmekten yorulup nefeslenirken bir yandan da kent haritasını inceliyorduk, buradan nereye gitsek. Liseli iki genç bize yaklaştı. Göğüslerinde, “Ask me” (Bize sorun) yazılı. Haritada ne aradığımızı sordular. Parkın başka keşfedilecek yanlarını gösterdiler.
Ardından biz onlara sorduk. Kodei ve Sodo, tam bir Amerika hayranı. İlk fırsatta gitmek istiyorlar. İngilizce öğrenmelerinin en önemli nedeni bu. Parkta turistlere yardım ederken İngilizcelerini de geliştiriyorlar. Bir gün önce Hiroşima’dan gelmiş olmanın getirdiği duygu sıcaklığı ile sorduk:
-Amerika’ya hayransınız, ama sizin kentlerinizi yerle bir etti. Hiroşima’yı bombaladı. Buna ne diyorsunuz?
Girişken olan Kodei yanıt verdi:
“Hiroşima, savaş ayrı bir konu. O tüm insanlığın ortak konusu... Japonya ile bağım kopmayacak, ama ben hayatımı Amerika’da sürdürmek istiyorum...”
Japonların kendine özgü mutfakları çok yerleşik olmasına karşın dünyada ABD’den sonra en çok Mc Donald’s hızlı yemek zincirinin olduğu ülke.
Kodei’nin isteği pek çok gencin ortak özlemi. Tokyo’nun özellikle Şibuya bölgesinde dikkat çeken, ülkenin bütün gelenekleri dışında bir kuşak dikkati çekiyor. Mavi, kırmızı, başka renklerde saçlar, vücudu saran dövmeler, podyumdan fırlayıp sokağa çıkmış hissi veren gençler... Geleneksel Japonya dışında ne ararsanız var. Bu durum kimi Japonları ürkütüyor. “Kültür elden gidiyor” kaygısı içindeler. Ciddi bir kesimse şu görüşte:
“Bırakın gençliklerini yaşasınlar. Hele iş hayatına başlasınlar, biz onları bir ayda hizaya sokarız...”
ABD’nin Japonya’da 50 bin askeri, sadece Okinawa Adası’nda 30’dan fazla üssü var. Trump, son Japonya ziyaretinde ABD üssüne, yani Japonya’da ABD topraklarına indi. Bizim gezimiz sırasında Japon basını bunu tartışıyordu.
Buna karşılık Japonya’nın “intikamı” da şöyle tarif ediliyor:
ABD’deki her evde bir Japon ürünü vardır!

Onur intiharını da alır mısınız?
Japonya gözlemlerimizin 5 güne sığdırılmışı bu kadar. Devamını kitapta paylaşırız. Son olarak Erdoğan’ın G20 Zirvesi nedeniyle gittiği Japonya’da, “Burada kadın üniversiteleri var, biz de alalım” demesine göndermeler yapalım...
Önce yıllar önce yaşanmış bir olay:
Türkiye’den mehter bölüğü Tokyo’ya gelmiş. Heyet başı Japonya’ya hayran kalmış, çevresine demiş ki; “Burada İslamiyetin bütün değerleri var. Temizlik var, dürüstlük var, çalışmak var. Bunları Müslüman yapalım...”
Heyetten bir kişi şu karşılığı vermiş:
“Bunları Müslüman yapıncaya kadar, biz temizliği, dürüstlüğü alsak olmaz mı?”
Hemen gereken yapılmış, bu sözü söyleyen heyetten çıkarılmış.
Dizinin ilk bölümünde paylaştık; aslında ortada mucize yok, eğitimden başlayıp her şeyi sistemli yapmak var. Eğitimi oturttuğunuz an, her şey devamında geliyor.
Tokyo’nun hemen hiçbir ana caddesinde, metrosunda çöp kutusu göremedik. Çünkü insanlar sokağa atacak çöp üretmiyor. Şehirlerarası hızlı trende yiyecek aldığınızda, oradan çıkacak çöp için ayrı torba veriyorlar. Trenden inerken elinde büyük poşetle bir görevli sizi karşılıyor, çöpünüzü oraya atıyorsunuz.
Bir otomobil almak istiyorsunuz, koydunuz cebinize parayı, gittiniz galeriye. Paradan önce şunu soruyorlar:
-Bu aracı koyacak otoparkınız var mı?
Yoksa, “Önce otopark satın al, sonra gel” diyorlar.
Dizinin üçüncü bölümünde paylaştık, kadın güçlü ama geride. Gelenek ağır basıyor. Ancak erkek için de kolay “gelenek” yok. Onu hayatta bekleyen ikilem şu:
Ya iftihar ya intihar!
İntihar sayısının cinayetten çok olduğu bir ülke. Türkiye, Japonların onur intiharını 23 Mart 2015’te yaşadı. Osmangazi Köprüsü’nün inşaatı sırasında kedi yolunun halatı koptu. Görevli Japon mühendis Riyoiçi Kişi, “Kaza benim yüzümden oldu” notu bırakıp boğazını ve bileklerini keserek intihar etti. 51 yaşındaki mühendis Japon firmasının dünyada da tanınmış asma köprü uzmanıydı. Sonradan anlaşıldı ki, halat inşa sırasındaki yanlış kullanımdan değil, üretim hatasından kopmuş.
Japonya’da buna benzer sayısız intihar olayı var. Kobe depreminde yardım aksayınca su işleri müdürü Nakişaki, kentin yeniden imarı gecikince de bundan sorumlu belediye başkan yardımcısı Ogava intihar etti.
Örnekler bitmez... Bitirirken soralım:
Kadın üniversitesini aldınız... Onur intiharını da alır mısınız?

 

İç içe geçmiş salonlarda başta derin bir sessizlik var, ilerledikçe sessizliğin yerini iç çekmeler, hıçkırıklar alıyor. Fotoğraflar canlanıp ete kemiğe bürünüyor... Herkes için zaman 6 Ağustos 1945’e gidiyor, orada çakılıp kalıyor. 

HAÇİKO, SEVGİ VE SADAKAT ÜRETMEYİ SÜRDÜRÜYOR
Dünya Haçiko’yu 2009 yılında Richard Gere’in başrolü oynadığı “Haçiko: Bir Köpeğin Hikâyesi” filmi ile tanıdı. Hikâye etkileyici:

Tokyo Üniversitesi Ziraat Fakültesi öğretim üyesi Prof. Ueno, Akita cinsi bir köpek edinir. Adını Haçiko koyar. Haçiko her gün Prof. Ueno’ya tren istasyonuna kadar eşlik eder. Akşam da Şibuya’daki istasyon çıkışında bekler. Birlikte eve gelirler. Prof. Ueno, 30’lu yaşlarda üniversitede beyin kanaması geçirir, yaşamını yitirir. Ancak Haçiko onu en son bıraktığı istasyonda beklemeye devam eder. Çevredeki esnaf köpeği hocanın bir akrabasına götürür. Ancak Haçiko, yine o istasyona gelir, ayrılmaz. Bunun üzerine esnaf oraya bir kulübe yapar, sahiplenir. Haçiko, 8 Mart 1935’te ölene dek oradan ayrılmaz. Japonya’da ün salan Haçiko’nun orada bir heykeli yapılır. İkinci Dünya Savaşı sırasında heykel silah yapmak için eritilir. 1948’de ilk heykeli yapan sanatçı Tern Ando’nun oğlu Takeşi Ando yeni bir heykel yapar.
Bu heykel, bugün Şubiya metrosunun Haçiko çıkışında, 10 yıl sahibini beklediği yerde, insan boyuna yakın bir yükseltinin üstünde.
Bölge çok kalabalık. Yaya geçidi sayabildiğim kadarıyla 6 yönlü. Ancak Haçiko’yu bulmak zor değil. Önünde fotoğraf çektirmek için kuyruk var. Biz de kuyruğa girdik. Fotoğraf önce tek tek sonra grup halinde, ardından selfie şeklinde olunca uzuyor. Çocuklar nasıl sarılıyorlar, Haçiko canlıymış gibi. Bizim önümüzde Filipinli grup vardı. Onlara sordum:
-Haçiko, sizin için ne ifade ediyor?
“O, bütün dünyada sevgi ve sadakatin lideridir” dediler.
Arkamızda ise genç bir Rus çift vardı. Onların yanıtı da tam Rus gibiydi:
“O hepimizin...”

 

 

TURNA KUŞLARINDAN MİLYONLARCA BARIŞ
Barış müzesinin karşısı tümüyle Barış Parkı olarak düzenlenmiş. Burası Motoyasugawa ile Otagawa ırmakları arasındaki atom bombasının düştüğü yer. Tam ortasında boş mezar var; yaşamını yitiren 160 bin kişi anısına. Her yıl 6 Ağustos’ta burada tören düzenleniyor. Bu törende sayıları doğal olarak azalmakta olan atom bombasını yaşamış kişilere temsilen bir kişi konuşuyor. Arşivlenen birkaç dakikalık konuşmalar özetle şöyle:

“Geldiler... Tepemize bomba attılar... Yakınlarımı kaybettim... Binlerce kişi öldü... Bundan büyük dersler çıkardık, çıkarmaya devam etmeliyiz...”
Boş mezarın hemen üstünde sadece çocuklar için dikilmiş bir anıt var. Tepesinde bir çocuk dünyaya haykırıyor: Sadako Sasaki...
Sadako’nun öyküsü atom bombasının etkilerinin ne kadar güçlü olduğunun en acı fotoğrafı. Zira bombadan kaynaklanan radyasyon yıllarca neredeyse nezle-grip gibi yaygın biçimde kanser üretti. Sadako da onlardan birisiydi. 1943 doğumlu Sadako, atom bombasından kurtuldu, ama etkisinden kurtulamadı. 1955’te radyasyonun etkisiyle kansere yakalandı. Hastanede 80 yaşlarında aynı nedenle yatan kadın ona bir geleneği anlattı:
“Kâğıttan bin turna kuşu yaparsan tüm isteklerin yerine gelir...”
Kadın kısa süre sonra ölür. Sadako, hızla turna kuşu yapmaya başlar. 644. kuşu yaparken ölür. Sembolleşen Sadako, bugün milyonlarca kişiyi etrafında toplamaya devam ediyor. Anıtın çevresi abartısız binlerce, belki milyonlarca turna kuşuyla dolu. Turna kuşlarından en çok “peace” barış sözcüğü yazılmış. Etrafında da her ulustan çocuklar, gençler...
Bir anı da biz bıraktık...

2020 TOKYO OLİMPİYATLARI... İKİNCİ KEZ!
Japonya 1945’te yaşadığı ağır yenilgi ve yıkımın ardından, bir kuşak içinde 1964 olimpiyatlarına ev sahipliği yaptı. Olimpiyat meşalesini 6 Ağustos 1945’te doğan sporcu Yoşinori Sakai yaktı. Bu, bütün dünyaya “Yeniden doğduk” mesajıydı. 

Gerçekten öyle olmuştu. Dünya ilk kez sporcular arasındaki zaman farkını saniyenin yüzde biri kadar farkla ayırabilen cihazı 1964’te Tokyo’da gördü. Yine ilk kez yarışmalar uydu aracılığıyla tüm dünyaya aynı anda verildi.
55 yıl sonra Tokyo yeniden ev sahipliğine hazırlanıyor. Havaalanından taksilere, kitapçılardan kent meydanlarına kadar her yer “2020 Tokyo” armasıyla süslü. 24 Temmuz-9 Ağustos arasında düzenlenecek olimpiyatlar için mevcut spor komplekslerinin yanı sıra yenileri yapılıyor. Toyota, sadece olimpiyatlar için özel taksi üretmiş. Yeni tip restoranların açılacağı söyleniyor. Tokyo’daki restoran çokluğu şöyle tarif ediliyor:
Bir kişi, her öğün ayrı bir lokantada yemek yese, ömür tümünü görmeye yetmez.
Asıl soru şu:
Japonya, 2020 Olimpiyatları için dünyaya yeni bir şey söyleyecek mi?
Bizim gözlemimiz o ki, söyleyecek. Bu, robot teknolojisi ile ilgili olacak. Ağustos 2020’den itibaren, dünyanın ilk kez tanıyacağı, işlevleri şaşırtıcı robotlar haber konusu olabilir.

Bitti