Bugünün samurayları mühendisler

Dijital teknolojinin sınırı yok. Nerede duracağı, daha doğru anlatımla nereye evrileceği mühendislerin bileceği iş!

Mustafa Balbay
13 Temmuz 2019 Cumartesi, 21:18

Tokyo’nun 24 saat uyumayan teknoloji pazarı Akhibara’da iki saat önce piyasaya çıkan ürün bulabilirsiniz.

Günlük eşyaların yıllar önceki modelleri hâlâ evlerde kullanılıyor. Örneğin Türkiye’de çoktan “demode” olmuş televizyonlar. Yeni çıkan ve dünyaya pazarlanan bir ürünün önceki modeli Japon evlerinde kullanılıyorsa, iç piyasa uyandırılmıyor. 

30 milyon nüfuslu, 3 alt şehrin bileşiminden oluşan Tokyo’nun 24 saat uyumayan semtlerinin başında Akihabara geliyor.
Merkez istasyonlardan 5-6 durak mesafede olan bu semte, “elektronik pazarı”, “teknoloji pazarı”, “hiç kapanmayan pazar” gibi yakıştırmalar yapılıyor.
Ne dense tam olarak tarif edilemez. Hani Türkiye’de semt pazarları vardır. Pazarcılar, sebze meyveleri satmak için uyaklı sözlerle bağırırlar; işte öyle bir pazar yeri. Teknolojik üretim deyince akla gelen gelmeyen her şey var. Mağazaların girişinde bir görevli elinde mikrofon en son nelerin geldiğini duyuruyor. 5-6 katlı mağazaların giriş ve çıkış yerleri binanın sağından ve solundan. Hem yoğun trafikte kolaylık hem de kontrol amaçlı olmalı. Görevliler genellikle en son ürünlerin başında. Zaten ilgi de oralarda.
Tüm dünyadan müşteri-turistlerin başlıca uğrak yeri olan Akihabara’da, gerçekten sözgelimi değil, 24 saat açık mağazalar var.
En yeni ve en çok ilgi görenlerden örnekler görevliler tarafından ayrıca kaldırımda duyuruluyor.
Akihabara’da “en yeni ürün” derken, “yıl”, “ay”, “hafta” kavramlarından öte “gün” hatta “saat” kavramından söz ediyoruz.
“Bu ürün son kontrollerin ardından dün üretilmeye başlandı, iki saat önce satışa sunuldu” gibi bir tanımlama duymanız olağan. Dijital teknolojinin sınırı yok. Nerede duracağı, daha doğru anlatımla nereye evrileceği mühendislerin bileceği iş!
Fotoğraf makinelerinin, iletişim aparatlarının, saatlerin, mutfak eşyalarının, yaşama dair her şeyin en yeni modeli burada görücüye çıkıyor.
Japonlar için teknoloji, elbette ekonominin motor gücü ama bundan önce bir sanat. Bu gözle bakıyorlar. Üstelik sürekli geliştirilmesi, yarış halinde tutulması gereken bir sanat. Yaşamın her alanında yeri var. Örneğin, televizyonlardaki klasik bilgi yarışmalarında ağırlıklı alan, teknoloji. Liseler arası bir yarışmada, bisikletinin daha hızlı gitmesini sağlayan bir lise öğrencisi dereceye girebiliyor.
Eğitimin temelini de teknik eğitim oluşturuluyor. Teknik liseden mezun olanlar devamında o alanın üniversitesine gidiyor. Üniversiteyi bitiren bir mühendis için işyeri de eğitimin bir parçası. Fabrikaların AR-GE bölümleri üretim kadar önemli bir yatırım alanı.
Japonlar mühendislerini şöyle tarif ediyorlar:
“Onlar bugünkü yüzyılın samurayları...”

Sonunda kalite kazanır
Japonya’da “Hindo-Pasifik” diye coğrafi temelli bir kavram var. Hint Okyanusu’nu ve Pasifik Okyanusu’nu içine alan sahayı tanımlıyorlar. Hindistan, Çin, Kore ve Japonya; bu dört ülkenin toplam nüfusu dünya nüfusunun üçte biri. Toplam nüfuzu da fena sayılmaz. Özellikle teknolojide Japonya’yı, Güney Kore ve Çin fena zorluyor. Kimi alanlarda “made in China”, “made in S. Korea” önde. Bu üç ülke arasında rekabetin yanı sıra işbirliği de var. Ada devleti olmanın da getirdiği avantajla 125 milyonluk Japonya’nın yüzde 98’i Japon. Yüzde 1.5’i Çinli ve Koreli. Yüzde yarım öteki uluslardan. Müze, tren ve benzer ortak aktif yaşam alanlarında dört dilde bilgilendirme var; Japonca, Çince, Korece, İngilizce.

‘Her şey planlı; ne eksik ne fazla’
Akihabara’da sohbet ettiğim bir satış görevlisi bunu anımsatınca şunu söyledi:
“Evet, Çin ve Kore pek çok alanda bizimle rekabet edecek düzeye geldi. Kimi ürünleri bizimkilerden daha çok satıyor. Ancak unutmayın, sonunda kalite kazanır...”
Japon mallarının daha kaliteli olduğunu kanıtlamak istercesine, günlük eşyaların yıllar önceki modelleri hâlâ evlerde kullanılıyor. Örneğin Türkiye’de çoktan “demode” olmuş televizyonlar, çamaşır makinaları hâlâ aktif. Japonya ekonomisindeki planlama gücüne toplum da karşılık vermiş. Yeni çıkan ve dünyaya pazarlanan bir ürünün önceki modeli Japon evlerinde kullanılmaya devam ediyorsa, iç piyasa uyandırılmıyor. Ya da tam tersi yeni teknolojinin evlerde de olması planlanıyorsa, teşvik ediliyor. Bu teşvik sonucu ne kadar ürün satılacağı öngörülen rakam kadar oluyor. Ne eksik ne fazla.

Tekno tuvaletler!
Japonya’ya gidip tuvaletlerine bir ara başlık ayıracağım aklıma gelmezdi! Gezdiğim 4 şehirde de birbirinden işlevsel tuvaletleri görünce paylaşmadan edemedim. Kullanınca, “Bu da bir teknoloji harikası” demeden edemiyorsunuz.
İlk girdiğimde, bir an pilot kabininde miyim, diye düşündüm. Vücudunuzun yumuşak yerlerini koyduğunuz alanın hemen yanında onlarca düğme var. İş edinip hangisinin ne işe yaradığını öğrenmeye çalıştım.
Biri müzik; dışarıda bekleyen içeriden bundan başka ses duymuyor.
Öteki; sadece hava veriyor. Ama iki düğme, sıcak ve soğuk... Bütün işlerinizi bitirdikten sonra.
Bir başkası; hoş bir koku yayıyor. Vücudunuzun her yeri güzel koksun diye...
Sıcak ve soğuk suları tahmin etmek zor olmadı...
İnsan burada çok önemli bir iş yaptığını düşünüyor. Koltuğa, affedersiniz klozete kurulunca bir rahatlama, önemseme hissediyorsunuz. Bulunduğu yerde çok keyifli oturan kişi için şöyle bir deyim üretmek yanlış olmaz:
“Kurulmuşsun Japon tuvaletinde oturur gibi!”
“Lütfen tuvalet kâğıdı atmayım” uyarısı yok. Çöp kutusu da yok. Her şeyi tuvalete atıyorsunuz, suda eriyen cinsten. Tuvalet kâğıdı o kadar ince ki, al ipek gömlek diktir desem, biraz abartı olur, o kadar.
Tuvaletlerin bulunduğu yere göre değişen özellikleri var. Örneğin, Sumida Irmağı kıyısında, yürüyüş yolu üzerindeki bir tuvaletin içinde, bebeğinizi koymak için iki bacağını sallayıp durabileceği aparat var. Erkekler bölümünde...

Son teknoloji ürünü tuvalet.

MANGA KÜLTÜRÜNÜN MERKEZİ
Akihabara’da sadece iletişim ve benzer teknolojiler yok. Burası aynı zamanda Japon çizgi film sanatı manga kültürünün merkezi. Hem kitaplar hem çizgi film kahramanlarının objeleri sadece Japonya değil, tüm dünya ölçeğinde ilgi görüyor. Çizgi film kahramanlarının heykelciklerine, o kahramanın gördüğü kabule göre etiket konuyor. Fiyatlar 20 bin yene kadar çıkıyor. (Bir yen, Türk Lirasının yaklaşık 20’de biri.) 

Manga kahramanları bölgedeki dev binaların duvarlarını da süslüyor. Daha doğrusu duvarlar onlardan oluşuyor. Her yaştan Japonun üçte birini kapsama alınana katan manga, dünyaya da ihraç ediliyor. Türkiye de bu ülkeler arasında.
Tokyo’daki anime müzesi Ghibli’yi de ziyaret etmek istedik. Öteki müzelere girer gibi gidip bilet yerini sorduk. Temmuz başıydı, şu yanıtı aldık:
“Müzeyi rehber eşliğinde gezebilirsiniz. Temmuz ayı biletlerinin tümü satıldı. Ağustos isterseniz verelim...”
Japonlar sadece metale dayalı teknolojinin yelpazesini genişletiyor. Geçen yılın vergi rekortmenleri arasına tekstil firması ve oyun konsolu Nintendo’nun yaratıcısı da girmiş...

 

Japon tipi bina. Balkon kahve fincanı şeklinde!

YOLLARDA SEYYAR ŞANTİYE KONVOYU
Mühendislik sadece elektronik aletten, teknolojiden ibaret değil, kent planlaması da, altyapı inşası da bunun içinde. 5-6 katlı tren yolları, dev binaların arasından tünelle yoluna devam eden otomobiller, olası en şiddetli depreme dayanıklı binalar, Japonya deyince ilk akla gelenler arasında. Bir de bunun geri planı, yani altyapı çalışması var. 

Bu çalışmalardan birini özetleyelim:
Hareket halinde birkaç değişik araçtan oluşan, birbiriyle bağlantılı bir konvoy... En önde ucu değişken aletlerde toprağı açan bir kepçe... Hemen yanında kepçeden çıkan toprağı kamyona yükleyen küçük bir vinç... Arkada kazılan çukura planlanan boruyu döşeyen araç, onun ardında boruları birbirine kaynaklayan ekip... Hemen arkada önde çıkan toprağı çukura döken araç... Sonra toprağı sıkıştırma aracı, en arkada asfaltlama...
Hepsi birbiriyle zaman ayarlı, uyumlu şekilde ilerliyorlar... Bu sistemlilik yaşamın, şehirciliğin her aşamasında dikkati çekiyor.

 

ROBOTO DA DAVA AÇILIR MI?
Robot teknolojisi yaşamın her alanında karşınıza çıkıyor. Bir dijital ürün mağazasının girişinde sizi robot görevli karşılayabiliyor. 

İnsan elinin hemen hiç değmediği fabrikalar var. Japonların 1980’lerden beri sürekli geliştirerek sürdürdüğü çalışmalar için şu bilgileri paylaşıyorlar: “Japonya, robot teknolojisinin altyapısını tamamladı. Son buluşlar bu altyapının üstünde gerçekleştiriliyor. Bir anlamda, bu alanın tarlasını oluşturduk. Burada neler yetiştireceğimizi planlamak daha kolay...”

Lokum ikramı
Japonların “yetiştirmekte” olduğu robotlar özellikle tıp alanında ses getiriyor. Önümüzdeki dönemde daha çok getirecek gibi görünüyor. Ueno Parkı’nda bir pazar günü, geleneksel giysilerle Japon dansları yapan gruptaki sağlık teknisyeni Shingo’la park sohbeti yaptık. Sohbet güzel devam etti. Japonya’da ola ki biriyle karşılaşınca kanımız ısınır, hediye vermek isteriz, diye küçük paketler halinde lokumlar almıştık. Birini hediye edince sohbet tadından yenmez oldu. Japonlar kapalı kutu gibi duruyorlar, ama kutuyu açınca iyi dostluk oluşuyor. Küçük bir hediyenin onları heyecanlandırdığını okumuştum. Öyle oldu. Shingo’nun robotlarla ilgili anlattıkları şöyle:
“İnsanın damarından içeri sokulan, gözle görünmeyecek küçüklükte iki robot, ameliyatla çözümlenebilecek bir sorunu giderip dönüyor. Buna benzer çalışmalar var. Japonya’da doktorlar bu çalışmaları yakından izliyor. Pek çok teşhisi de robotların koyması gündemde. Buna karşılık diyorlar ki; ‘Bu durumda olası bir hatada davanın robota açılması gerekir!’ Bugün için böyle bir şeyi düşünmek insanı gülümsetebilir. Ama gelecekteki sorunların habercisi gibi...”
Shingo ile bu ve benzer konuları konuştuktan sonra şundan yakındı:
“Geleneklerimiz zayıflıyor. Yeni kuşaklardan Japon kültürünün ayrılmaz parçası olan danslara ilgi gösteren az. Bakın buradakilerin yaş ortalaması 40’ın üzerinde...”

YETİŞKİN BEZİ ÇOCUK BEZİNDEN ÇOK SATIYOR
Japonya en uzun süre yaşayan insanların olduğu ülke. 100 yaşını geçmiş insan sayısı 70 binin üzerinde. 80-90’ı siz düşünün. 61 yaşından sonra “İkinci Çocukluk Bayramı”nı kutluyorlar. Bu geleneksel kutlama ortalama ömrün bugünkünden çok daha az olduğu dönemlerde başlamış. Belki yakın gelecekte, “Üçüncü çocukluk” diye bir bayram daha çıkaracaklar. Zira son istatistiklere göre Japonya’da yetişkinler için üretilen bezler, bebek bezinden daha çok satılıyor. Bugün 125 milyon olan nüfusun adım adım 100 milyona kadar düşeceği hesaplanıyor. Yaş ortalaması 50. Türkiye’de 35’ler olduğu düşünülürse, durum daha net ortaya çıkıyor. Uzun yaşamanın sırrı ile ilgili pek çok unsur öne çıkarılıyor. Çoğunlukla balık yemeleri, üstelik çiğ... Hatır için biz de yedik... Çok çalışmaları... Sağlık sisteminin gücü... Ruhu dinlendirmek için buldukları yöntemler. Belki de hepsi. Ancak bunun da bir yaşam mühendisliği olduğunu söylemek mümkün. Osaka’da tarihi kaleye çıkarken, tekerlekli sandalyede bir kadın iniyordu. Etrafında üç kişi. Seferi cesaretiyle, Japon selamıyla önlerine geçtim. Hepsi gülümsedi; tamam, diyalog ortamı başladı. Dünyanın neresinde olursa olsun; gülümsemek iki insan arasındaki en kısa mesafedir. Yıllar zengini nineme yaşını sordum; eliyle işaret edip, dört dedi. Sonra açıkladı: “Yüz artı dört...” Yanındaki kuzeniymiş, o daha dünkü çocuk 70’inde ya var ya yok! Uzun yaşamın sırrını sordum, güldü. Bir daha sordum; daha fazla güldü!

YARIN: Kadın, güçlü ve geride...