Yoksa engel biz miyiz?

“Süper İyi Günler”de Asperger sendromlu Christopher Boone’un iç dünyasına, korkularına, mutluluklarına, başarılarına ve acılarına tanıklık ediyorsunuz

Öznur Oğraş Çolak
03 Aralık 2019 Salı, 02:00

Bugün Dünya Engelliler Günü... Bu bir kutlama günü değil. Bugün engelli haklarının korunması ve yaşamın içinde olduklarını kabullenmenin günü. Bugün onlar için biz de varız diye haykırmanın günü. Kulaklarımızı tıkamadan, gözlerimizi kapamadan onların haklarını sonuna kadar savunmanın ve korumanın günü bugün. Çünkü unutmamalıyız ki yarın biz de engelli olabiliriz. 

Hatta tıpkı Christopher Boone gibi dünyaya gözlerini açabilir çocuklarımız...

Önceki gün seyrettiğim oyunda Asperger sendromlu Christopher Boone’un hikâyesi anlatılıyordu. Oyun Christopher’ın iç dünyasını, korkularını, mutluluklarını, başarılarını ve acılarını konu alıyordu. 

Biliyoruz ki otizm bir engel değil, bir spektrum bozukluğu ve davranış değişikliği. Ancak bunu söylemek bile dışlayıcıdır. Otizmli bireyler, engelli değil, onlara başka bir yer tanıyalım derken bilinçaltında engelli bireyleri dışlayıcı bir tutuma girmiş olmuyor muyuz?  

EVET, ÇOK İNCE BİR ÇİZGİ...

Mark Haddon’un “Süper İyi Günler” adlı kitabından aynı isimle sahneye uyarlanan oyunun yönetmenliğini Nedim Saban üstleniyor. Oyunun 16 yaşındaki başkahramanı ise Christopher Boone... Saban, “Sahnede bakın bu çocuk matematik dehası, bakın bizim çözemediğimiz problemleri çözüyor derken, oyun kahramanımızın taşıdığı ‘savant’ sendromunu yüceltiyoruz! Onu Albert Einstein ile aynı noktaya koyarken eve hapsolmuş, eğitim hakkı elinden anlamış nice bireyi de dışlıyoruz.

‘DAHA ÇOK ESER OLMALI’

Çok hassas dengeler bunlar! Bu konuda yapılan her film, her oyun kendi gerçeğini yansıtıyor ama başka bir gerçeği de dışlıyor. Bugüne kadar Yağmur Adam’da yansılananı gerçek sanıyorduk, şimdi ‘Süper İyi Günler’ ya da ‘Mucize Doktor’ belirleyici olmalı. Her insan gibi her sanat eseri de biricik” diyor ve ekliyor Saban “Bu nedenle de, TBMM’den aldığım davette komisyon üyelerine belirttiğim gibi, bu konuda daha çok sanat eseri yaratılmalı. Ve tırnak içinde bir normalleşmeden söz ediyorsak, tırnak içindeki kahramanlık öykülerimizde de engellerle yüzleşmeye, hayatın gerçek yüzünü göstermeye, sağlıklı bir kuşak algısı yaratmak yerine çok yönlü insanların oluşturduğu bir mozaik yaratmaya dikkat etmeliyiz. Hepimiz her an engelli olabiliriz ya da engellerle karşılaşabiliriz. Engellerimizden dolayı engellenmediğimiz günlerin sevdasıyla, benim için çok özel bir anlam taşıyan bu özel günü kutlamak istiyorum.”  

Yani uzun lafın kısası, hoşgörü, acıma gibi kavramları rafa kaldıralım, izlediğimiz bütün filmleri geri sarıp bugünü bir başlangıç sayalım.

Sokakta yürürken, toplu taşıma kullanırken sadece bugün değil, her gün, yaşamın her noktasında unutmayalım ve son olarak kendimize bu soruyu soralım, Yoksa engel biz miyiz?