Rock sıradanlaşırken caza selam

Eskiden rock ile pop kesin çizgilerle ayrılırdı. Bu ayrım tür anlayışından çok müziğe bakıştaki ciddiyet ve kalıcılık açılarından da belirginleşirdi. Günümüze gelindiğinde ise rock, pop’un yerini aldı, diyebiliriz. Şeklen geleneksel biçim sürüyor olsa da müzikal olarak pop’un kuralları ve pazar biçimleri rock’ın içindedir. Bu sadece müziğin üretiminde, uygulanışında ve pazara çıkışında değil dinleyici ya da dinleme biçimlerinde de geçerlilik taşımaktadır.

cumhuriyet.com.tr

60’lı yılların müzikal ortamında pop ile rock ayrımı ince bir çizgideydi. 60ların sonlarında rock kendini bir kulvar yukarı taşıyarak ayrım çizgilerini koyacaktı. Bunun için de en büyük katkıyı siyahi blues tarzından alacaklardı. Bluesın samimi sunumu onlara doğaçlama geleneğini kazandıracaktı. Yanı sıra gelen klasik müzik ögeleriyle de 70li yıllarda rock müzikal açısını zirveye taşımıştı.

 

Geçiştirilen albüm kriterleri 

Senfonik düzendeki işler ve blues soloları ile şarkıların süresi uzuyordu. Bunların konser yorumlarında ise sololar ve doğaçlamalarla süre yarım saati bile aşabiliyordu. Bluesın samimi sunumunun etkisiyle konserin dinleyicileri de önem kazanıyordu. Her konser dinleyicinin enerjisi ile farklı boyutlar çıkarılıyordu. Diğer bir güzellikte her grubun diğerinden farklı dünyayı sunabilmesiydi. 60ların ve 70lerin rock gruplarından herhangi birini ilk defa dinlemiş dahi olsanız, diğerlerinden ayırabilirdiniz.

Gelişim yıllar içinde böyleyken şimdilerde, 15 yıl öncesini arar haldeyiz. Zira bugün rock müziğinde solo tasfiye edilmiş durumda. Sahnede doğaçlama yapabilecek grup, neredeyse yok gibi. Rockın geleneksel biçimselliği hem grup hem de dinleyici açısından sürüyor gibi olsa da bunların sadece bir imaj boyutuna indirgendiğini de gözlemleyebiliriz.

70’li yıllarda herhangi bir rock grubunun albümünü dinlerken enstrümanlara kulak verilir ve parçalar dinlemenin ötesinde her saniyesi didik, didik edilerek incelenirdi. Aynı anlayış 80’lerde de sürdü. Bunun yansıması o günkü müzik yazarlarında da görülür. Sadece pop ağırlıklı dergiler ve gazetelerin sanat sayfasında albümlerin kritikleri aynı anlayışla (bugüne göre neredeyse akademik denilebilecek) kaleme alınırdı. Radyo programları da hazırlayanın yoğun bir araştırmasından süzülerek sunulurdu. Şimdi bunu bulabilmek imkansız.Orada doğdu, burada albüm kaydetti biçiminde biyografilerle geçiştirilen albüm kritikleri günün panoraması gibi. Bunun kabahati sadece müzik yazarlarımızda değil, bu bir kapasite değil dönem sorunu. Böyle yazılara okuyucu da yüz vermez. Radyoda bir parça hakkında müzikal kodlar verseniz, dinleyen sıkılarak derhal kapar. 15 yıllık süreçte gelinen durum bu. Artık müzik görsel bir faaliyet olarak vucut buluyor. Böyle olunca da dinleyicinin yerini seyirci alıyor. Son zamanlarda konsere gidenleri tanımlamak için Konser çok güzeldi, seyirci de harikaydıdemiyor muyuz?

Müzisyen de tüccar terzi misali bir esnafa dönmüş durumda. Konsere gittiğimizde de yeni bir şeyler beklemiyoruz. Hatta yeni albümün tanıtımı amacıyla yapılan konserlerde bile grubun eski parçalarını istiyoruz. Alan razı, veren razı ama rock yok oluyor. Eski anlayışa uygun şeyleri talep eden, müzikal titizliği olan dinleyici yavaş yavaş aynı tadı caz ve bluesda bulmaya başlıyor diyebiliriz.

Son yıllarda rockın kaybettiklerini bulabilmeniz için bazı tavsiyelerim olacak. Efes Pilsenin Blues Festivali, bu yıl 19 yaşına girdi. 24 Ekimde başlayacak festivale bu yıl, Watermelon Slim, Eddie Bo ve blues tarihinin kilometre taşı John Lee Hookerın oğlu yer alacakmış. 30 Ekimde İstanbul ve ertesi günü Ankara tarihsel bir buluşmaya sahne olacak. Caz ve fusion piyanosunun ünlü ismi Chick Corea ile caz rockın nefes alma sebebi olan gitarist John Mc Lauglin, ortalığı tatlı sert bir havaya sokacağa benzer.

 

'Fusion beni kesmez'

Konserlerin yanı sıra çok güzel blues ve caz albümleri de vitrinlerdeki yerini aldı bile. Bunlardan ilki Otis Taylorun Recapturing The Banjo albümü. Amerikalı banjo müzisyenlerini etrafına topladığı albüm müzikoloji açısından da önemli. Gitarist Tab Benoit ise Night Train ile bizi Nashvilleden bir blues yolculuğuna çıkartıyor. Sanatçının Loisanos Leroux ile yaptığı bu üçüncü albümde Louisanalı bir çok müzisyen de yer alıyor. Hem Otis Taylor hem de Benoitin albümleri tatlı bir müzik yolculuğunun ötesine geçen akademik bir araştırma gibi.

Buddy Guya birçok rock dinleyicisi aşina olsa gerek. O da tadından yenmeyecek bir yemeğe imza atan ahçı konumunda.Skin Deep albümü hem blues hem de rock dinleyicisine uygun. Taj Mahal, blues sahnesinde yer alışının 40. yılınıMaestroalbümüyle kutluyor.

Fuison caz albümlerinde de basçı Victor WooteninPalmysterysini görüyoruz. Basın melodik kullanımını maharetle sunan sanatçıya ilgisiz kalmak sonucu çok şey kaybedilebilir. 80lerin unutulmaz fusion, caz-rock grubu Yellowjacket ise gitarist Mike Sternle bir araya gelipLifecycle albümünü oluşturmuş.

Fusion beni kesmez, ben daha alternatif, yenilikçi bir şeyler arıyorum diyorsanız, Esborjorn Svenssonun triosunu (E.S.T) tavsiye edebilirim. Bu yazın başında bir deniz kazası sonucu 44 yaşında yitirdiğimiz sanatçı ne yazık ki Leucocyte albümünün çıkışını görememiş.

80’lerin hardn Heavy gitar sahnesinin önemli ismi Gary Moore,Stil Got The Bluesla geçirdiği değişimi yeni çıkan Bad For Yo Babyle sürdürüyor. Bluesın ruhunu veren parçalara, gitar virtiözitesini de eklemleyen Moorea kulak kabartmak rock tadı içinde kaçınılmazlık arz ediyor.