Pop starlığın fıtratında genç kalmak mı var?

Madonna ve Ajda Pekkan gibi iki efsane yeni kliplerinde kendilerini dinamik göstermek için acayip hallere giriyor. Bu insanlar neden sanatları dışında bir de gençlik beklentisiyle mücadele etmek zorunda?

Deniz Özturhan

Öncelikle aydınlığa kavuşturmam gereken önemli bir husus var. Çocukluğumun büyük kısmını Madonna, gençliğimin büyük kısmını ise Ajda Pekkan hayranı olarak geçirdim. İsimlerini kedilerime verdim, bünyeme dövme yaptırmak istedim. Bu yazı her ikisinin de şahsına sanatına laf çakmak değil, onları bu hale getiren dünyaya isyan etmek maksadıyla yazılmaktadır.

 

 

MADONNA İLE İKİNCİ ERGENLİĞE MERHABA

Önümüzde iki klip var. İlki, piyasaya çıkmasının üstünden üç ay geçmesine rağmen fazla ses getirmeyen Madonna albümü Rebel Heart’ın açılış şarkısı Bitch I’m Madonna’ya ait. Bakınız bu klip enteresan, bu klip manidar. Çünkü hem “Ben efsaneyken siz daha portakalda vitamindiniz” mesajı veriyor hem de mesajı verdiğini düşündüğümüz kişilerle (Miley Cyrus, Beyoncé, Nicki Minaj vb.) ile aynı kadraja girme hevesinde. Aslında şarkının sözleri Lady Gaga’nın ilk zamanlarına yahut Miley’in dil çıkarma illetine yakalandığı bahtsız döneme işaret ediyor. “Biz öyle bi eğleniriz ki milletin dibi düşer. Onu iter bunu kakarız, çünkü işte öyle…” temalı sözlere, Madonna’nın pembe uçlu saçları ve pembe donuyla bir grup ünlü insan arasında dolanışı eşlik ediyor. Şarkıya kimi ünlüler bizzat klip çekimine katılarak, kimileri de Skype’tan bağlanarak iştirak etmişler. Klipteki bu teknolojik hassasiyet, sonlara doğru bir tornacı ustasının müziğe hızar vasıtasıyla katılımı ile en yüksek noktasına ulaşıyor. Yıllara meydan okuyan sanatçımız Madonna, hem bu torna/hızar sesine hem de Skype penceresinde çingene pembesi tonlarda parlayan Nicki hanıma, sanki dans etmeyi bir grup şempanzeden dün öğrenmişcesine eşlik ediyor. 

Bu husus önemli, dansını eleştirdiğimiz insan Madonna. O insan ki bize In Bed with Madonna belgeseliyle mükemmelliğin beşeri sınırlarını öğretmiş, sayısız turne ve sahne performansıyla kusursuzluğun ansiklopedisini yazmış bir kadın.

 

LÜTFEN DAHA FAZLA CANIMIZI YAKMA

Geçiyoruz ikinci klibimize. Ajda Pekkan’ın, dile kolay, dünya üzerindeki 70’inci yılında kamera karşısına geçtiği “Yakarım Canını” single’ına çektiği klip. 

Her şeyin başında Ajda hanım klip alanına motoruyla ve motorcu çetesiyle ulaşıyor. Tamamı erkeklerden oluşan bu çete uygun bir yere park ettikten hemen sonra, Ajda hanım klip alanında bu kez Amerikan futbolu oynayan başka bir erkek grubu tarafından karşılanıyor. Kim olduğunu anlayamadığımız bu insanlar bir müddet erkekli kızlı eğleniyorlar ve Ajda hanım o esnada tersane köşelerinde tehditler savurduğundan aralarındaki bağlantıyı kavrayamıyoruz. Sonra Ajda hanım bu kızlı erkekli eğlenen gruba kah saçlarını çekerek, kah meyvelerini sağa sola fırlatarak adeta bir zabıta memuru edasıyla müdahale ediyor. Anlaşılan o ki, Ajda hanımın aşk sıkıntısı yaşadığı kişi gruptan biri değil, aslında balkonda olayları izleyen top sakallı (Net göremiyoruz, Ali İhsan Varol mu o?). 

İşin en tuhaf tarafı, bu genç insanlar sanatçımızı tıpkı bir hayaletmişçesine göremiyor ve hissedemiyor. Sanırız yönetmen bu planda “Ajda Pekkan çağının öylesine ötesinde ki, genç nesil tarafından algılanamaz” mesajı veriyor. Çaresiz izleyicinin “Hayrolsun” dilekleri ile klip son buluyor.

Bir sanatçıya hayranlık beslemek, onu kimliğinin nadide bir köşesi haline getirmek demek. Açıkçası bu iki kadının bize kariyerleri boyunca bir ömürlük malzeme çıkardıklarını, keyiften bayıltarak dünyamıza anlam kazandırdıklarını söylemek zor değil. İşbu sebeple kendilerine ne toz kondurabiliyor ne de duygularımdan pişman olabiliyorum. Büyük ihtimalle beni sonsuza dek oynatmak için Madonna, ağlatmak için de Ajda çalabilir ve başarılı olursunuz. Öte yandan her iki kadının da sanatları dışında mücadele etmek zorunda bırakıldıkları bir alan var ki, buna kısaca “gençlik” diyoruz. Peki bir sanatçının sonsuz, sınırsız, hudutsuz bir gençlik pınarı olmak zorunda bırakılması ne kadar doğru ve ne kadar gerçekçi? Pop starlığın fıtratında sadece ve sonsuza dek genç kalmak mı var?

 

İNSAN ZEKİ MÜREN'İ ÖZLÜYOR

Bugün dünyada milyonlarca kadın mutluluk ve esenliklerini gençlik vaat eden kitaplarda, ürünlerde, cerrahi operasyonlarda arıyor. Dünya toplumlarının tamamında gençlik hayatın bir dönemi değil, nihai başarısı olarak algılanıyor ve genelde mecburiyeti kadınlara yükleniyor. Belki de bu yüzden Ajda Pekkan ve Madonna artık esas sanatlarını değil, çoğunlukla sadece “yaşlanmama sanatı”nı icra ediyorlar. Bunun için övgü alıyor ve bekliyorlar. Kendilerini ait olmadıkları bir zaman diliminde, ait olmadıkları yaşam alanlarında, dahil olmadıkları bir gerçeklikte göstermeleri ise sanırım en çok bizleri, eski hayranlarını üzüyor.

İşte böyle zamanlarda, rahmetli Zeki Müren’in “Akşamları neler yapıyorsunuz?” sorusuna verdiği efsane cevabı hatırlıyor ve özlüyorum ister istemez. “Tüm yetişkin insanlar gibi ilaçlarımı alıp yatıyorum” diyordu Paşam. İlaçlarını alıp yatmak, keşke bu olağanüstü kadınlar için de bir alternatif olabilse ve biz onları onurlu yaşları içinde, yine sahnede, yine şarkılarla sevebilsek.