Reisi’nin ölümü sonrası Ortadoğu’yu neler bekliyor? Tehlike kapıda...

İran Cumhurbaşkanı Reisi’nin helikopter kazasında hayatını kaybetmesiyle Ortadoğu’da gerilimin artacağı endişesi büyüdü. Reisi’nin ölümünde sorumlu arayışı bölge için nasıl sonuçlar doğuracak?

Sarp Sinan Hacır

Geçtiğimiz hafta Slovakya Başbakanı Robert Fico’nun vurulmasıyla siyasi suikastler devrinin tekrar başladığı düşüncesi yayıldı. Birçokları durumu, vurulması sonrası Birinci Dünya Savaşı’nın fitilini ateşleyen Avusturya Arşidükü Franz Ferdinand’a benzetirken yeni bir dünya savaşının başlayacağı iddialarında bulundu. Dün, İran Cumhurbaşkanı İbrahim Reisi’nin ve Dışişleri Bakanı Hüseyin Emirabdullahiyan'ın helikopter kazasında ölmesi üzerine bu iddialar tekrar gündeme geldi. Bu da bize önümüzdeki günlerin hem İran iç siyasetinde hem de küresel boyutta bir “parmak gösterme” yarışının başlayacağını düşündürüyor.Bu yüzden masadaki ihtimaller üzerine konuşmakta fayda var.

KİM YAPTI?

Küresel çapta bir çok medya kuruluşu kazanın sorumlusunu aramaya başlasa da herhangi bir aktörü suçlayabilmek için henüz yeterli delil yok. İranlı yetkililer de henüz konuyla ilgili bir açıklama yapmadı. Sadece İsrail tarafının “Reisi’nin ölümüyle bağlantımız yok” açıklamasını duyduk. Ancak bölgesel gerginliğin boyutları ve geçtiğimiz ay iki ülke arasındaki çatışma hali göz önünde bulundurulduğunda dünya kamuoyu gözünde olağan şüpheli olarak akla ilk İsrail geliyor. Neticede geçen ay İsrail, Suriye’de üst düzey Devrim Muhafızı komutanlarına suikast düzenlemeyi başarmıştı.

Dahası, 7 Ekim’den önce bile İran’ın çeşitli İHA üretim merkezlerinde sabotajlar meydana geliyordu. Bu da doğal olarak gözleri İsrail’e çeviriyor. Hem Suriye’deki suikast bize İsrail’in İran’ı bir savaşa çekmek istediğini düşündürdü. Böylece İsrail, ABD’yi tekrardan Ortadoğu’da aktif kılacak ve İran rejiminin yıkımına giden bir sürecin fitilini ateşleyecekti. Ancak İran, tepki verirken biraz çekingen kalıyor. Vekil güçleriyle ABD’yi yorarak bölgeden uzak tutmak istiyor. İsrail’e bir savaş ilanı, İsrail’i yok etmeyeceği gibi ABD’yi bölgede aktif olmak için daha istekli hale getirecektir. Ancak bugünlerde İsrail’den gelecek tepkiler önemli. İsrailli yetkililer alakaları olmadığını söylese de önümüzdeki günlerde İsrailli fikir önderlerinin ya da doğrudan Netanyahu kabinesindeki aşırı sağcıların bir takım “imalı” sözler söylemesi,  kazanın arkasında oldukları ya da en azından kazayı kendileri için kullanmak istedikleri fikrini akıllara getirecektir .

SORUMLU İRAN’DA MI?

Bu kazanın bir sabotaj olması durumunda bir başka şüpheli de İran’ın dini lideri Hamaney. İbrahim Reisi ile arasında ülke yönetimine dair önemli fikir ayrılıkları bulunuyordu. İbrahim Reisi, ülkenin yaşadığı ağır ekonomik sorunları ortaya çıkaran yaptırımlardan kurtulmak için ABD’yle nükleer anlaşmaya karşı duruyordu. İsrail’in ve ABD’li Cumhuriyetçilerin de “İran’ın nükleer harici askeri kabiliyetlerini ve ekonomisini güçlendireceği” gerekçesiyle anlaşmaya karşı olduğunu hatırlamakta fayda var. Obama döneminde getirilen nükleer anlaşmayı yine Demokratlar istiyor. Neredeyse bir yılı aşkın süredir bazı İsrailli kaynaklar, "İran’ın nükleer silah sahibi olmasına haftalar kaldı" gibi ifadeler kullanıyor. ABD'li düşünce kuruluşu Atlantik Konseyi'nin 2023 raporunda İran'ın Uranyum zenginleştirmesini yüzde 90'a dayandırdığı söylendi. Bu da bize üç ülke arasındaki nükleer meselenin artık bir kırılma noktasına ulaştığını söylüyor.

Tabii Hamaney’le Reisi arasında bir başka sorun daha var; Hamaney sonrası dini liderin kim olacağı. Geçtiğimiz hafta sorulduğunda İran’ın dini lideri olma rolü için en uygun aday İbrahim Reisi olarak gösterilirdi. Ancak Reisi’nin önemli bir rakibi var. Ali Hamaney’in oğlu Müçteba Hamaney, dini liderlik görevi için Reisi’yle yarışıyor. Ali Hamaney, Humeyni’nin “liderliğin babadan oğula geçmesinin İslam’a uygun olmadığı” fikrini savunmuş biri olarak koltuğunu yine de oğlu Müçteba’ya bırakmak istediği iddia ediliyor.

Birleşik Arap Emirlikleri’ne bağlı düşünce kuruluşu Emirates Policy Center’ın (EPC) hazırladığı rapora göre Müçteba’nın “derin devlet” olarak adlandırılabilecek askeri müesses nizam, istihbarat ve Devrim Muhafızları içinde önemli bir desteği var. EPC, İran’daki bazı medya kuruluşları Müçteba için şimdiden “Ayetullah” ünvanını kullanmaya bile başladığını söylüyor. Bu da Müçteba’nın Reisi karşısında ciddi bir rakip olduğunu ortaya koyuyor.

NEDEN ŞİMDİ?

İran’ın nükleer anlaşma taraftarları, ABD ile masaya dönmek istiyorlarsa ellerini çabuk tutmak zorundalar. Kasım’da olacak ABD seçimlerinde anketler doğru çıkarsa, İsrail’in talebi üzerine nükleer anlaşmadan kalkan Trump tekrardan İran’ın karşısına başkan olarak dikilecek. Bu da nükleer anlaşmaya dönüş ihtimalini ortadan kaldıracaktır. İran’da böyle bir niyet varsa, Biden gitmeden müzakerelerin sonuçlanması gerekir. Yani İran’ın, yönetime müzakere yanlısı bir lider geçirip işlemleri tamamlamak için ABD’de yeni başkanın koltuğa oturacağı 2025 Ocak ayına kadar vakti var.

Son olarak “Franz Ferdinand” tartışmasına da değinmek gerek. Birinci ve İkinci Dünya Savaşları öncesi ciddi bir askeri yatırım ve silahlanma dönemi geçirildi. Biz, dünya olarak böylesi bir dönemin çok başındayız. Batı bloğu silahlanma sürecine henüz yeni başladı. Böyle bir ihtimal varsa bile belki birkaç yıl ötede duruyor. Reisi’nin ölümü, tüm komplo teorilerinin aksine basit bir tesadüf bile olabilir. İran dahil tüm ülkelerin önümüzdeki günlerde vereceği tepkiler bize bir takım ipuçları sağlayacaktır.