Gökçek’li yıllar: Ankara Ankara olalı böyle zulüm görmedi!

23 Şubat 2021 Salı

İki kitabı tesadüfen arka arkaya okudum. İkisi de Ankara ile yakından ilgili. Ankara’da doğup büyüdüğüm, tüm eğitim hayatımı orada tamamladığım için, başkentle ayrı bir bağım var.

Okuduğum kitaplardan ilki, mesleğimizin yüz akı temsilcilerinden gazeteci Murat Ağırel’in “Parsel Parsel” adlı yeni kitabı. Ağırel, Ankara’yı 1994- 2017 arasında 23 yıl yöneten Melih Gökçek’in ibretlik öyküsünü kaleme almış!

1994 yılında Gökçek, Refah Partisi’nin adayı olarak seçime girip Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı olduğunda Ankara’da yaşıyordum.

27 Mart seçimlerinden önce kapı kapı dolaşıp Melih Gökçek’in neden seçilmemesi gerektiğini anlatmaya çalıştık. Seçim günü annem, babam ve ben, aynı okulda farklı sandıklarda müşahittik. İlk sonuçlar açıklandığında SHP adayı Korel Göymen kazanmıştı. Ama sevinç uzun sürmedi.

Gökçek sonuca itiraz edip Yüksek Seçim Kurulu’na başvurdu, oylar yeniden sayıldı ve Gökçek’in oy oranı yüzde 21.7, Göymen’inki yüzde 21.38 olarak açıklandı. O akşam başkentte epey gerginlik yaşandı.

Sonradan yol kenarlarında, çöplerde sayılmamış oy pusulaları bulundu. Bizim görev yaptığımız okulun çatısında bile kullanılmış oyların olduğu sandıklar çıktı. Bunlara itiraz edilse de sonuç değişmedi; Gökçek sadece 6 bin 473 oy fark ile Ankara Belediye Başkanı oldu.

Oysa SHP ile CHP bölünmüş olmasa, Korel Göymen ile Ali Dinçer’in aldığı toplam oylar tek bir adayda birleşse, Gökçek seçilemiyordu. Aynı olay, 1999’da Murat Karayalçın ve Doğan Taşdelen ayrı ayrı aday olunca yaşandı ve Ankara yine Gökçek’e hediye edildi.

“Parsel Parsel”i okuyunca, 1990’lı yıllarda Gökçek’in seçilmemesi için verdiğimiz mücadeleyi hatırladım ister istemez. Sadece siyasal İslamın temsilcisi bir partiden aday olması bile ona karşı durmak için yeterliydi elbette ama Ankaralılar kendisini Keçiören Belediye Başkanı ve Ankara milletvekili olarak da tanıyordu.

Ağırel, kitabında benim de bilmediğim olayları titiz bir çalışmayla ortaya çıkarıp tarihe kaydediyor. Mesela Gökçek’in Sosyal Hizmetler ve Çocuk Esirgeme Kurumu Genel Müdürü olduğu dönemde, 1990 yılında Milliyet gazetesinde hakkında çıkan bir haberin başlığı: Şeriatçı müdür…

1998’de DGM Savcısı tarafından evinde gözaltına alınan Gökçek hakkında iddia edilen suç: “Cürüm işlemek için teşekkül oluşturmak ve belediye ihalelerine fesat karıştırmak.”

Bu iddialardan nasıl ve kimlerin yardımıyla kurtulduğunun, akçalı işlerde dönen dolapların ayrıntıları kitapta!

KIŞLALI HOCAMIZIN ANISINI YAŞATAN ÖNEMLİ BİR KATKI

Okuduğum ikinci kitap, Mustafa Balbay’ın kaleme aldığı “Kemalizmin Centilmen Devrimcisi Ahmet Taner Kışlalı”. Ankara Üniversitesi İletişim Fakültesi Gazetecilik Bölümü’nde okurken siyaset bilimi derslerini aldığım değerli hocamın hayatını, başından o acı sona kadar anlatmış Balbay.

Benim de ilk kez duyduğum özel hayatından anılar, kitaba adeta roman tadı vermiş. Dostları ve aile üyelerinin de anlattıklarıyla hocamızın bilmediğimiz yönlerini de açığa çıkarmış.

Kitabı yazarken benimle de temas etti Mustafa Balbay; anılarımı, düşüncelerimi sordu. Hocam anısına geçen yıl düzenlenen bir etkinlik için konuşma hazırlamıştım. Ancak son anda rahatsızlanınca gidememiştim. Balbay’a o konuşma metnimi gönderdim; hiç kısaltmadan yer vermiş. Bundan ayrıca mutluluk duydum.

Bir gün siyaset bilimi dersinde, din üzerinden Atatürk’e eleştirilerde bulunan birine, Kışlalı Hocamın gazetede de yazdığı bu cümleyi söylediğini işitmiştim: “Eğer Türkiye’de bir din devleti kurmak istiyorsanız, Mustafa Kemal’e saldırmanız elbette ki tutarlıdır.”

Prof. Kışlalı, “Atatürk’e evet, Kemalizm’e hayır” diyen zihniyetin karşısındaydı. “Demokratik Toplumcu Çağrı” başlıklı metni, 26 Nisan 1998’de Cumhuriyet’te yayımlanmıştı.

Orada yazdığı gibi, 1923 Devrimi’nin liberalizmden, Fransız Devrimi’nden, sosyalizmden ve toplumculuktan esinlenen çerçevesini anlatıyor, “Kemalizm, demokratik toplumculuğun Anadolu koşullarında oluşan ve gelişmekte olan ülke gereksinmelerini de karşılayan, özgün bir modeldir” diyordu.

Akit isimli dinci yayının, Ahmet Taner Kışlalı’ya “dokuz sütun” ayırıp “Zorba Kemalist gemi azıya aldı” diye manşetten hedef gösterdiği hocam, faşist katiller tarafından alçakça öldürüldü.

Ama geride bıraktığı eserleriyle, daima yaşayacak. Mustafa Balbay’ın kitabı da onun anısını yaşatmak için önemli bir katkı.


Yazarın Son Yazıları

Karşı duracağız! 28 Şubat 2021
‘Çevreci Terörizm’ 16 Şubat 2021
Sapkın 2 Şubat 2021