Tuncay Mollaveisoğlu

Bal tutan parmağını, Saray'ı tutan...

25 Aralık 2020 Cuma

Dünyada en çok kamu ihalesi alan şirketler raporu yayımlandı...

Dünya Bankası raporuna göre “şampiyon” Limak Holding...

Üçüncü sırada Cengiz, hemen arkasında Kolin var...

Yedinci ve sekizinci sıraya ise Kalyon ve MNG Holding oturmuş!

Liste beni şaşırtmadı...

2006 yılında Görünmez Holding adı ile yazdığım kitapta yer alan tespitler geçen zamanda kendini defalarca ispat etti.

AKP, iktidara geldiği dönemde ekonomik altyapısı üç şirket grubu üzerine inşa edilmişti. Bunları yandaş, yanaşma ve küresel şirketler diyerek üç grupta değerlendiriyorum:

Yandaş şirketler; MÜSİAD ve TUSKON (FETÖ operasyonları sonrası kapatıldı) çatısı altında birleşen, bir dönem yeşil sermaye olarak bilinen şirketlerin de içinde yer aldığı, sahiplerinin büyük çoğunluğu Atatürk Türkiyesi ile “problemli!” olan şirketler...

Yanaşma şirketler ise her iktidarın gemisine binen, geminin hukuktan, çağdaşlıktan, demokrasiden uzaklaşmasından zerre kaygı duymayan şirket sahipleri...

TÜSİAD’ın birçok üyesi bu grupta...

Küresel şirketler ise Londra merkezli çokuluslu finans şirketleri ile yakın zamanda bu bankerlere eklenen Katar şeyhine bağlı finans ve yatırım şirketleri...

AKP bu üç şirket grubunu, yatırım ve rantın odağında yer almanın, tek karar verici olmanın, hukuku ve denetimi ortadan kaldırmanın verdiği güçle yönetiyor...

Türkiye’de AKP ile birlikte hiçbir dönemde ortaya çıkmayan sayıda mega zenginler türedi...

Ülkenin varlıkları, birikimleri, halka ait olan işletmeleri, devletin imtiyazlı şirketleri ve Hazine yandaşlardan oluşan dar bir grubun eline geçti.

CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu 2003-2017 yılları arasında AKP’nin 2 trilyon dolardan fazlasını harcadığını açıklamıştı...

Biz de nereye gitti bu paralar diye sormuştuk... Yanıtı, herkesin bildiği sır!

Linç kültürü; toplumun, siyasetin aynası...

Hatırlayın,

Mayıs ayında İzmir’de bazı camilerde “Çav Bella” şarkısı çalınmış, bu görüntüleri sosyal medya hesabında yayınlayan ve müftülüğe “Bir açıklama yapmayacak mısınız?” diye soran Banu Özdemir tutuklanmıştı...

Yani olayın failini bulup tutuklamak yerine, provokasyonu haber verip müftülüğü uyaran Özdemir hedef alınmıştı.

Cumhurbaşkanı Erdoğan’dan bakanlar, milletvekilleri ve Meclis Başkanı’na kadar... AKP “malzemeyi” bulmuş, Özdemir’in CHP’li kimliği üzerinden CHP’ye yönelik ağır ithamlar peşi sıra gelmişti...

Erdoğan, “İzmir’de camilerin hoparlörüne sızan alçaklar saygısızca yayınlar yaparken, o ildeki CHP yöneticileri zevkten dört köşe bu rezilliği aktarıyor. Bunların hayallerinde cami minarelerinde ezan dışında başka bir ses duymak vardır” diyordu.

MHP lideri Devlet Bahçeli de “Camilerimizin hoparlöründen korsan marş ve şarkı çalınmasını sağlayan şerefsizlerin arkası önü çok iyi araştırılıp, karanlık emeller açığa çıkarılmalıdır” diye bu çirkin provokasyonu eleştiriyordu.

Ancak geçen zaman içinde Bahçeli'nin dediği karanlık güçler bulunamadı. Provokasyonun tüm yükü, en ağır ve haksız şekilde Banu Özdemir’in omuzlarına bırakıldı. Özdemir yargılandığı süre boyunca da lince maruz kalmış, sosyal medya hesaplarında ve bazı basın organlarında iğrenç ifadelerle suçlanmıştı...

Peki, geçen sürede ne oldu? Banu Özdemir hakkında, hukuk ve adaleti her şeye rağmen baş üstünde tutan, sosyal medyadaki linç kültüründen etkilenmeyen adalet insanları tarafından beraat kararı verildi. Haftalarca gündem olan, kirli, kaba bir provokasyonu CHP’ye mal etmek isteyenler şimdi ne düşünüyor acaba?

Hakkında onca iftira attıkları Banu Özdemir’e en azından bir özür borçları yok mu?

Ve sahiden... Camide müzik çalanlar, hâlâ neden bulunamadı?

Sosyal medya ve internet üzerinden itibar suikastına uğrayanlar, genellikle iktidar gibi düşünmeyenler...

Çünkü AKP’nin trol ordusu, haklarında hiçbir hukuki işlem yapılmayacağının “bilinci” ile yaftalıyor, kara çalıyor...

Son mağdur, çok sevdiğim gazeteci arkadaşım Özlem Gürses... Halk TV’de program yapan, mesleğini titizlikle ve hakkı ile yerine getiren çok değerli bir kadın gazeteci...

İktidara karşı yaptığı bir eleştiri nedeni ile hem kendisine hem de oğluna yönelik iğrenç küfürlerle saldırı düzenlendi. Gürses, oğlunun sosyal medya hesaplarını kapatmak zorunda kaldı.

İnternette geçirdiğimiz günde 8 saat ile dünyada liste başlarındayız... Binlerce kişi hiç tanımadığı insanlarla ilgili ağır yorumlar yazıyor, fikir sahibi olmadığı konularda ahkâm kesiyor...

Büyük çoğunluk, meselenin özünü anlama ihtiyacı bile duymuyor!

Sosyal medya ve internet kullanımı neyse, toplum da biraz öyle değil mi?


Yazarın Son Yazıları