Umuttur insanlığı ayakta tutan

25 Aralık 2020 Cuma

Umuttur insanlığı ayakta tutan. Eski Yunan mitolojisinde Pandora’nın Kutusu’nda olduğu gibi... Kutu açılınca her şey gitmiş, geriye insanın dünyadaki tüm zorluklar ve kötülüklerle başa çıkmasını sağlayacak tek bir şey kalmıştır: Umut!

2020 yılı mini minnacık bir virüsün tüm insanlığı esir alarak kocaman damgasını vurduğu bir yıl oldu. Ölümlerle, hastalıkla, çöken ekonomilerle, işsizlikle, eve kapanmalarla geçti. Bir umutla bekledik: Aşıyı ve tedaviye yanıt verecek insanlığı bu kâbustan kurtaracak ilacı.

Umudun adı bilim oldu. Daha doğrusu bilim, teknoloji ve güç birliğinin el ele verdiği üçlü sacayağı. Beklenenden çok daha hızlı geldi müjdeli haberler peş peşe: BioNTech-Pfizer; Moderna; Sinovac ve diğerleri... Bunun yanında ulusal aşılar o kadar hızlı olmasa da devreye girmeye hazırlanıyor.

Bilim görevini yerine getirdi ama yeterli mi? Değil tabii dünyada herkes aşılandığı ve virüs ortadan kalktığı zaman tam kurtuluş olabilir ancak. Yani aşının adil dağıtımı, zengin ülkeler kadar en yoksula da ulaşabilir olması da aşının kendisi kadar önemli. “Şimdi umut siyasette” diyebilmek ne güzel olurdu. Tabii diyemiyoruz. Zengin ülkeler aşı stokçuluğuna çoktan başladı, Halkların Aşı İttifakı adlı oluşuma göre 70’e yakın düşük gelirli ülkede bu yüzden 10 kişiden sadece biri aşılanabilecek.

Tabii birtakım girişimler de var. Örneğin 172 ülkeden oluşan bir koalisyon olan COVAX, “tüm ülkelerdeki insanlar için” aşılara “hızlı, adil ve eşit erişimi garanti etme” arayışında. ABD ise Trump yönetiminde bu koalisyonun dışındaydı; Biden’ın dahil olacağı söyleniyor. Buna finansal destekler de var. Şimdiye kadar, Avrupa Birliği’ne üye kimi ülkeler 850 milyon Avro katkıda bulundular. Tabii küresel arz yine de talebin çok gerisinde kalacak.

COVAX’a ek olarak, yoksul ülkelere doğrudan finansman sağlama çabaları da var. Örneğin Dünya Bankası üye ülkelere 160 milyar dolar taahhüt etti. Ayrıca, Dünya Bankası ve IMF’nin ortak Borç Hizmeti Askıya Alma Girişimi (DSSI) kapsamında, 73 yoksul ülkeye borç servisi ödemelerini Haziran 2021’e kadar erteleme fırsatı sunuldu. Yine de küresel bir ortak siyasi irade olmadıkça aşının adil dağıtımı imkânsız.

Türkiye’de umut deyince...

Türkiye umut ve demokrasinin birbirine paralel hareket ettiği bir ülke. Demokrasiye olan inancın kaybedilmesi, umudu da yerle bir ediyor. Osman Kavala 3 yılı, Selahattin Demirtaş 3.5 yılı aşkın bir süredir tutuklu. Biri sivil toplumcu, iş insanı, diğeri siyasetçi... İkisi için de önce Türkiye’nin mahkemeleri ardından Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi tutuklamanın hukuksuz olduğuna karar vermelerine karşın serbest bırakılmıyorlar. AİHM kararının Türkiye açısından da bağlayıcılığı var. Hapiste en fazla tutuklu gazeteci olan ülkeler sıralamasında ilkler arasındayız. Tüm bunlar geleceğe ilişkin umutları tüketiyor.

Prof. Dr. Daron Acemoğlu birkaç gün önce Bilim Akademisi’nin düzenlediği panelin konuşmacısıydı. Çevrimiçi toplantıda Acemoğlu önemli bir vurgu yaptı; “Demokrasiyi kaybetmek ekonomiyi kötüye götürüyor ve eşitsizliği artırıyor” diyerek.

Acemoğlu’na göre dünyanın koronavirüs sonrası ilerleyebileceği dört yol var. Bunlardan ilki koronavirüs öncesi dünyaya geri dönmek. Acemoğlu sistem zaten tıkanmış olduğu için bunun “trajik” olacağını belirtiyor. İkinci seçenek “yanlış dersler öğrenip Çin’i kopyalamaya çalışmak”. Acemoğlu’na göre Çin’in ekonomik büyümesinin sebebi olarak otoriter ve yasakçı rejime işaret etmek yanlış olur, çünkü Çin’in bürokratik verimliliği bu bağlamda önemli bir faktör. Acemoğlu, “Çin modeli taklit edilmeye çalışılırsa sadece yasaklar kısmı taklit edilebilir, büyüme sağlanamaz” diyor.

Üçüncü seçenek Silikon Vadisi’ne, dev teknoloji şirketlerine daha fazla güç vermek. Ancak bu yapıldığı takdirde koronavirüs salgını öncesi eşitsizlik ve üretimde verimsizliğe yol açan sorunların daha da büyüyeceğini söyleyen Acemoğlu, bu seçeneği de olumlu değerlendirmiyor.

Çözüm yeni bir refah devleti

Acemoğlu dördüncü seçenek olarak “Welfare State 3.0” yani yeni bir refah devletini işaret ediyor. Bu yeni anlayış kapsamında devletlerin daha iyi regülasyonlara sahip olması gerektiğini vurgulayarak... Daha iyi demokrasi ve daha iyi teknoloji sağlaması gerektiğini vurgulayan Acemoğlu bu ihtimali, “Zor ama imkânsız değil” diyerek değerlendiriyor “ekonomi ve toplumun en etkili gelişimi için devlet ve toplumun güçlerinin denge içinde olması şart” diyerek.

Ne dersiniz? Bu 4. seçeneğe umut bağlamak ne kadar gerçekçi?


Yazarın Son Yazıları

Ufuk Akçiğit... 19 Şubat 2021