Dışa bağımlılığın ağır bedeli

18 Aralık 2020 Cuma

Gündeme damgasını vuran 2 konu:

Biri, koronavirüs pandemisinde aşıların kullanıma hazır hale gelmesi ile birlikte bu kez hangi ülkeler ne kadar aldı? Kime yetti, kimi yaya kaldı? Biz ne yapacağız? Bu kadar sayılar, ölümler artmışken kaç kişiye yetecek satın almaya çalıştığımız aşılar?

Diğeri, S-400’ler ile başlayan kriz. ABD yaptırımlarının özellikle Savunma Sanayimize olumsuz etkileri: Biden döneminde de süreceği tahmin edilen bu yaptırımlar kapsamında ihracat lisansları engellenebilecek, Savunma Sanayi Bakanlığı (SSB) ile ABD şirketlerinin yeni ortaklıklar yapamayacak olması. CAATSA yaptırımlarının kaldırılması için tek koşul ise Türkiye’nin S-400 mülkiyetinden vazgeçmesi. Cumhuriyet’ten Sertaç Eş yazdı: Atak Projesi, Altay Tankı, Milli Muharip Uçak, Hava Savunma Sistemleri... Bunlar olumsuz etkilenebilecek projeler.

Henüz hafif geçiştirildi ve mart ayına ertelendi ama Avrupa Birliği’nin yaptırım tehdidi de daha sona ermiş değil.

Tüm bunlar bize bir kez daha (belki bininci kez) şunu gösterdi:

1- Özellikle stratejik ürünlerde dışa bağımlı olmanın gün geliyor bedeli hayli ağır oluyor. Ulusal ilaç politikası oluşturmak, yerli ilaç üreticilerine araştırmaları için gerekli desteği vermek için illa büyük bir pandemi ile yüz yüze kalınması mı gerekiyordu?

2- Bir ülkenin kendi beyin gücünü iyi yetiştirmesi ve ona sahip çıkması çok önemli. Beşeri sermaye en önemli gücümüz. Paradan çok daha önemli. Özgürce ve tüm imkânları kullanarak araştırması, çalışabilmesi, üretebilmesinin yolu daima açık olmalı. Çünkü gün geliyor önü bir anda ABD yaptırımlarında olduğu gibi tıkanabiliyor.

Önceki gün Dünya Ekonomik Forumu tarafından hazırlanan Küresel Rekabetçilik Raporu 2020 açıklandı. Hükümetlerin olağanüstü COVID-19 müdahale önlemleri nedeniyle ülke sıralaması bu sene askıya alınmış. Onun yerine rapor COVID-19 krizini atlatabilmek için ülkelerin daha üretken, sürdürülebilir ve kapsayıcı ekonomik sistemleri nasıl inşa edebileceğini inceliyor. Rapora göre, gelişmiş dijital ekonomilere, güçlü sosyal güvenlik ağlarına ve sağlam sağlık sistemlerine sahip; sağlık, mali ve sosyal politikaları başarılı bir şekilde planlayabilen ve entegre edebilen ülkeler COVID-19 krizinin etkilerini hafifletmede nispeten daha başarılı oluyorlar.

Aslında hepsi birbirine bağlı. Planlamaya dayalı bir kalkınma stratejisi ve bu stratejinin temel bileşenini oluşturan bir sanayileşme politikası ile yeni kaynaklar yaratılır, istihdam yolları açılır, bunlar sosyal devlet anlayışı ile entegre edilerek topluma yaygınlaştırılır. Bunu yapan ülkeler ileri hamleleri yapıyor, bunu yapan ülkeler haliyle Covid-19 ya da benzeri büyük krizleri daha az sancılı atlatabiliyorlar..

Bu köşede ısrarla tekrarlıyoruz. Bilim ve teknolojide başarılı olan ülkeler “dünyanın efendileri” liginde. Onlar küresel ekonomiye yön veriyorlar. Temel bilimlerde yetkinleşemeden ise teknoloji özellikle de katma değerli yüksek teknoloji üretiminde başarı sağlamak imkânsız.

Türkiye ne yazık ki yüksek teknoloji üretimi ve ihracatında hiç de parlak bir noktada değil. Yüksek teknoloji ürünlerinin imalat sanayi ürünleri ihracatı içindeki payı sadece yüzde 4.7. Oysa Çin’in, İsrail’in ihracatlarının üçte birini oluşturuyor. Uzun yıllar süren ambargolar, yaptırımlar İran’ı kendi kendine yetebilen bir ülke haline getirdi. Zorunlu olarak...

Elin güçlü iken diğer ülkelerle pazarlık yapma gücün de saygınlığın da doğal olarak farklı oluyor.

1960 yılında Türkiye’nin milli geliri Kore’nin 3.6 katı idi, 2015 yılına gelindiğinde Kore’nin milli geliri Türkiye’nin yaklaşık 2 katına yükselmişti. Bugün 3 katına yaklaştı.

Şu lafı sürekli sarf edip duruyoruz ama bir türlü “biz neden başaramadık bunu” sorgulamasına geçilemiyor.

Ar-Ge faaliyetlerine bütçeden ayrılan paydan patent sayılarına, eğitimde STEM (bilim, teknoloji, mühendislik ve matematik) boyutuna, uluslararası atıf alan makale sayısına, yerli teknoloji üretimini teşvik eden politikalara, dijital altyapının güçlendirilmesi ve kapsayıcılığına kadar uzun bir liste...

Dr. Refik Saydam Hıfzıssıhha Enstitüsü’nün 2011 yılında kapatılmasına da Tank Palet Fabrikası’nın Katarlılara satılmasına da bir de bu gözle bakılmalı...


Yazarın Son Yazıları

Ufuk Akçiğit... 19 Şubat 2021