Olaylar Ve Görüşler

Her Şartta “Bir Başkadır Benim Memleketim” - Aydın ÖNCEL

26 Kasım 2020 Perşembe

Dünyada Covid-19 salgınıyla birlikte başta sosyal ve ekonomik şartlar olmak üzere hemen hemen her alanda önemli kırılmalar yaşanmaktadır. Böylesi zorlu bir döneme Türkiye, ne yazık ki at izinin it izine karıştığı” günlerde yakalanmıştır! Bir yanda sosyal medya üzerinden duyurulan istifalar, bir yanda ülke seçmeninin neredeyse yarısını temsil eden parti liderinin aldığı tehdit mektubu. Kadın cinayetleri, çocuk tacizleri, sağlıkta vaka sayıları, ekmeğin şeref kürsüsünden askıya yolculuğu, açlık, iş arayanların oluşturdukları kuyruklar, toz duman olmuş finans piyasaları, hukuk reformu gölgesinde yargılanan, tutuklanan gazeteciler, yazarlar, aydınlar, düşünce suçları ve daha birçok konu başlığı... Hangi sorun gündeme getirilse bir diğerinin ihmal edildiği duygusuna kapıldığımız zor ve kötü bir süreçten geçiyoruz.

Düşünce suçlanamaz. İnsanoğlunun düşünceye özgürlük mücadelesi yüzyıllar öncesinde başlamıştır. 17. yüzyılda Hollandalı düşünür Spinoza, özgürlüğü düşüncede bulmuştur. Çağımızın ünlü yazar ve düşünürlerinden Fransız J. P. Sartre, daha da ileriye giderek düşünce özgürlüğünden yoksun olmayı, düşündüğünü söyleyememek değil, hiç düşünmemiş olmak” kabul etmiştir. Anayasamızın 25. maddesinde de Herkes, düşünce ve kanaat hürriyetine sahiptir. Her ne sebep ve amaçla olursa olsun kimse, düşünce ve kanaatlerini açıklamaya zorlanamaz, düşünce ve kanaatleri sebebiyle kınanamaz ve suçlanamaz” hükmü yer almaktadır.

BU DURUMA NASIL GELDİK!

Gazi Mustafa Kemal Atatürk, Nutuk’ta aynen şöyle der: Temel ilke, Türk milletinin haysiyetli ve şerefli bir millet olarak yaşamasıdır. Bu ilke, ancak tam istiklale sahip olmakla gerçekleştirilebilir. Ne kadar zengin ve bolluk içinde olursa olsun, bağımsızlıktan yoksun bir millet, medeni insanlık dünyası karşısında uşak olmak konumundan yüksek bir davranışa layık görülemez.”

Bağımsızlık, aklın mutlak özgürlüğünün sonucu elde edilebilecek bir kavramdır. Dolayısıyla ulusların şerefli ve haysiyetli bir yaşam sürdürebilmesinin yolu da özgür düşünceden geçmektedir.

Tüm bu kazanımlara rağmen, yıllardır kanıksayarak görmeye ve duymaya alıştığımız totaliter uygulamalarla her şeyimizi değiştirmeye kalkanlar, kendi hayatlarını nasıl yaşamaları gerektiğini bilmeden üstümüzdeki baskıları gün geçtikçe artırmaya devam etmektedir…

Bu duruma nasıl geldik?

Siyasal, sosyal, ekonomik ve kültürel alanlarda baskıları artıran sağ iktidarlar, kullandıkları dille halkları ayrıştırdı, başkalaştırdı. Sabretmeyi ve şükretmeyi insanın tek erdemiymiş gibi gösterdi. Özgür düşünce yerine itaati, eleştiri yerine kabulü dayattı. Çeşitli cemaat ve örgütlerle işbirliğine girerek Cumhuriyet dönemiyle hesaplaşmaya başladı. İç ve dış güvenliği sağlayan birimler içine sızdı. Yargıyı ele geçirdi. Kuvvetler ayrılığını yerle bir etti. Eğitimde eşitlik ilkesini hiçe sayarak milli eğitim müfredatını tamamen değiştirdi. Cumhuriyetin birikimlerini yandaş sermayeye peşkeş çekerek ekonomiyi çökertti. Tarımda ithalatı teşvik ederek yerli tohumları yok etti. Emek düşmanı politikalarıyla üreten sınıfın örgütlenmesini engelledi, birçok hakkını ellerinden aldı. Her krizde faturayı halka çıkararak acı ilaçları içirdi.

BİR ZAMANLAR TÜRKİYE

Yakın zaman önce izlemiş olduğum, Berkun Oya’nın yazıp yönettiği ve 16 ülkede Netflix listesinde Top 10” olan Bir Başkadır” isimli dizinin kahramanlarından Meryem ve psikiyatrist Peri’nin arasında geçen diyaloglar oldukça ilgimi çekmişti. Bunlar içinde benim için en çarpıcı olanı, dertlerini paylaşan, danışan Meryem’in, dostluğunu umduğu psikiyatrist Peri’den aldığı “Vazifem” yanıtı karşısında Hayırlı işler” dileyerek seansı sonlandırmasıydı…

Dünyadaki gelişmelerden bağımsız, Türkiye’nin kendine özgü sorunlarından dolayı önümüzdeki yıllarda işi bir hayli zor olacaktır. İşte tam da bu dönemde, işgal ettikleri koltuklarda devlete iş, gelir ve ballı kaymaklı ihale kapısı olarak bakan siyasetçilere ve temsil ettikleri ideolojilere umut bağlamaktan, yaptıkları işlerden ülke yararına beklentiler içinde olmaktan bir an önce vazgeçip kendilerine hayırlı işler” dilemenin zamanı gelmiştir. Türkiye gecikmeden seçimini yapmalı, salgının da etkisiyle iyiden iyiye hızlanan kötü gidişe dur demeli, Cumhuriyet tarihinin en köseansını sonlandırmalıdır!

Demokrasinin evrensel ilkelerinden uzaklaşan bu iktidarlar, kamuoyu desteğini kaybettikçe muhaliflere baskıyı artırma yoluna gitmiştir. Fakat gerçekleştirdikleri tüm tahribata rağmen “fikri iktidarlarını” tesis etmeyi başaramamıştır. Bir zamanlar tek partili sistemden çoklu sisteme barış içinde geçiş yapmayı başarabilen Türkiye, şimdi de pekâlâ parlamenter sisteme dönmeyi başarabilecek güçtedir.

İşgal altındayken bile küllerinden doğan, baskılara boyun eğmeyen, nerede, ne zaman, ne yapacağı belli olmayan, bir türlü başkalaşmayan bu ulus ve memleket bir başkadır.” Tarih böyle yazmıştır ve hep böyle kalacaktır!

AYDIN ÖNCEL


Yazarın Son Yazıları