15-16 Haziran 1970, 15-16 Haziran 2020

16 Haziran 2020 Salı

50 yıl önce bugünlerde Türkiye’nin gündemi, gençlik hareketleri, işçi eylemleri ve hükümetin sendikal hakları kısan yasa girişimleriydi.

15-16 Haziran 1970 büyük işçi yürüyüşünün 50. yılındayız.

11 Haziran 1970’te dönemin Demirel hükümeti, 1967’de kurulup hızla büyüyen Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu’nu (DİSK) durdurmak, Türk-İş’in DİSK’e taban kaptırmamak için hareketlenmesini azaltmak, genel anlamda sendikacılığın alanını daraltmak üzere yasa değişikliği yaptı. Cumhurbaşkanı Cevdet Sunay’ın yasayı onaylamasının ardından 15 Haziran’da İstanbul’da on binlerce işçi sokağa çıktı. Anadolu yakasında Kartal’dan başlayan yürüyüş, bütün engelleme girişmelerine karşın yoldan yoğun katılımla birlikte Kadıköy’e uzandı. Avrupa yakasından da Bakırköy’den yürüyüşe başlayan işçiler Eminönü, Cağaloğlu’na kadar geldi. Ertesi gün de yoğun katılım devam ederken, başta İzmir olmak üzere öteki kentler de hareketlendi. Yürüyüş sırasında meydana gelen olaylarda işçiler Yaşar Yıldırım, Mustafa Bayram,  Mehmet Gıdak, esnaf Doğukan Dere, polis Yusuf Kahraman’ın ölümü eylemlere devam kararını durdurdu. Ancak eylemlerin yankısı sürdü. Hükümet 60 günlük sıkıyönetim ilan etti. Anayana Mahkemesi söz konusu değişiklikleri iptal etti. 

***

Sendikacılık açısından kazanımdı ama, 15-16 Haziran Yürüyüşü, 12 Mart darbesinin nedenleri arasındaydı. İşçiler fazla uyanmıştı!

12 Mart’a giden yolda gençlik eylemleri daha önde göründü. Gençliğin, sendikaları desteklemesi, eylemlerine katılması “uyanış tehlikesini” daha da büyütüyordu. 1970 Haziranı’nda Deniz Gezmiş İstanbul Sağmalcılar Cezaevi’nde tutukluydu. Hapiste bile olsa İstanbul’da bulunması tehlikeli görüldü. Bursa Cezaevi’ne nakledildi. 

12 Mart Cuntasının ilk işleri arasında “Türkiye’ye bol gelen” bütün temel hakları geri almak vardı.

İşçi hakları penceresinden bakıldığında 12 Eylül 1980 darbesinin ana nedenlerinden biri de bugünkü küreselleşme uçurumlarının başlangıcı 24 Ocak 1980 kararlarının sorunsuz ve eksiksiz yerine getirilmesiydi. Kenan Evren’in 12 Eylül’ün ilk günlerinde diline doladığı konulardan biri temizlik işçilerinin maaşıydı.

Sendikalar 1990’larla birlikte adım adım toparlanabildiler. Aynı süreçte öğretmenlerin başı çektiği sendikalaşma hareketi filizlendi, büyüdü. Memur sendikaları kuruldu.

***

Aradan 50 yıl geçti. Bugün de iktidarın gözünü işçilerin haklarına diktiğini görüyoruz. 

Gündemde kıdem tazminatı var. Salgını neredeyse fırsat bilip eylem yapılmasını da yasaklayarak çalışanlara karşı bu vahşi adımı atmaya hazırlanıyorlar. 

İktidar, çalışanların başlıca yaşam güvencesi olan kıdem tazminatını fona devretmeyi yıllardır düşünüyor. Birkaç kez denedi, tepki yüksek olunca geri adım atıyormuş gibi yaptı ama gündeminden düşürmedi.

En kestirme hesapla, çalışanlar her bir yıl için bir maaş kıdem tazminatı alıyor. İktidar, tepkiyi çok çekmemek için ilk aşamada yaklaşık üçte ikisini fona devretmek istiyor. Çalışanlar bunu 60 yaşından sonra emeklilik maaşına ek olarak alacak. Bunun adı da şu olacak:

Tamamlayıcı Emeklilik Sistemi! (TES)

Her şeyden önce burada bir itiraf var. İktidar diyor ki:

Ben zaten doğru dürüst emeklilik maaşı veremiyorum. Bunu çalışanın kendi kıdem birikimden tamamlayayım!

Dünyanın hiçbir ülkesinde yıllar geçtikçe emeklilik maaşı bağlama oranı düşmez. Bizde düşüyor. 2008’den sonra yıl yıl indirdiler.

Asgari ücret 2.324 lira, asgari emeklilik maaşını martta 1500 lira yaptılar.

Görünen o ki, iktidar kıdem tazminatını fon kuyusuna attıktan sonra emekli maaşlarına zammı daha da azaltacak, kıdemden tamamlayacak.

Sendikalar TES’e pes mi diyecek kes mi diyecek?

15-16 Haziran’ın 50. yılında tarihsel bir sorumluluk!


Yazarın Son Yazıları

Umutlu olma suçu! 28 Temmuz 2020
Düş politika… 21 Temmuz 2020