Yine kadın cinayeti değil, hâlâ kadın cinayeti!

13 Kasım 2020 Cuma

Erkekler...

Kadınları kıskanırlar. Kadınlara şiddet uygularlar. Kadınlara hükmetmeye çalışırlar. Kadınları tehdit ederler. Kadınların namusu kendilerinden sorulur diye düşünürler. Kadınları başkalarına yâr etmezler. Kadınları kendi malları sanırlar. Kadınlara her istediklerini yapabileceklerini öğrenirler. Kadınları cezalandırma yetkisi taşıdıklarından emindirler. Kendilerini kadınları zapt etmekle yükümlü bilirler.

Ve kadınlar...

Kendi bedenlerinden ve hazlarından ürkerler. Kendilerini bir erkeğe ait zannederler.

Kendilerini sadece bir eş, bir anne olarak tanımladıklarında bir kimlikleri olacağını düşünürler. Erkeklerden korkmayı, doğdukları evde daha bebekken öğrenirler. Her konuda kendi tercihleri olabileceğini belki de ömür boyu hiç fark edemezler. İtaat etmeyi edep zannederler; özgürlüğü de tehlike.

Ve erkekler kadınları öldürürler.

Ve kadınlar kendilerini öldürecek erkeklere... öleceklerini anlayana kadar... hatta çoğu kez öldürülene kadar güvenirler.

Yine...

İki farklı şehirde iki kadın daha erkekler tarafından öldürüldü.

Çilem Kılıç 23 yaşındaydı, Emine P. 73.

Çilem, boşandığı erkek hakkında koruma talep etmişti. Talebi reddedilmişti.

O erkek onu öldürdü.

Emine, evli olduğu erkek hakkında koruma talep etmişti. Talebi kabul edilmişti.

Onu da o erkek öldürdü.

Bu dünyada erkekler, kadınları “gerekirse” her şehirde, her konumda, her yaşta öldürürler... Bu ağır gerçeğin altı bir kez daha çizildi.

Artık hayatta olamayan o iki kadını...

Daha önce ölenlerin ve daha sonra öleceklerin arasına aynı özensizlikle gömdük.

Yine dedik... erkekler... kadınları öldürdü.

Yine dedik, iki kadın, iki erkeğin vahşetine kurban gitti.

Yine dedik... yine... yine.

Ama o kadınların kim olduğunu, o erkeklerin kim olduğunu düşünmedik, yine.

Evdeki oğlumuzun, kocamızın, babamızın, ağabeyimizin kim olduğunu...

Bir kadın olarak onların karşısında, yanında, arkasında nasıl durduğumuzu...

Varlığımızın huzurunu ya da tedirginliğini aslen neye borçlu olduğumuzu....

Bir erkek olarak kadına nasıl baktığımızı ve kendimizi ne sandığımızı...

Kim olduğumuzu ve kim olmadığımızı düşünmedik.

Çilem ve Emine’yi öldürenlerin aslında erkekler değil, koca bir dünya olduğunu... düşünmedik.

Erkekler kadınları öldürürler diye bellediğimiz o ağır gerçekliğin ağır bir olağanlığa dönüşmesi, öfkemizi bir kez daha boşluğa düşürdü.

23 ve 73 yaşlarındaki iki kadın...

Bir zamanlar muhtemelen sevdikleri ama sonra korktukları... Çok korktukları erkekler tarafından bambaşka şehirlerde, bambaşka nedenlerle, bambaşka şekillerde aynı gece öldürüldüler ve haberleri gündeme ardı ardına düştü.

Çilem’le Emine’nin doğum tarihleri arasındaki yarım asır içinde neden bu dünyada, bu ülkede hâlâ hiçbir şey değişmedi, o aklımıza düşmedi.

Yeni katiller ve yeni maktuller

Ahlak ve inanç...

Adalet ve eşitlik...

Özgürlük ve cinsellik konularında aşılamayan engelleri, varılamayan yerleri, kaybedilen değerleri masaya yatırmaya korkuyoruz.

Öldürülen kadınlarla o cinayetleri işleyen erkekleri mütemadiyen doğurmaya ve büyütmeye devam ediyor olmanın nedenlerini sorgulayacak bilinci görmezden geliyoruz.

O yüzden geçmişimiz gibi geleceğimiz de hep potansiyel cinayetlerin gölgesinde beliriyor.

Yeni katiller ve maktuller, beyinlerde, kalplerde, evlerde şu an için için büyüyor.

Yarın başka kadınlar ve başka erkeklerin isimlerinin geçtiği ama aynı şeylerin yaşandığı haberler okumaya ve “Yine!” demeye devam edeceğiz.

Bu korkunç döngüyü ancak “Hâlâ mı!” demeye başladığımız gün değiştireceğiz. 


Yazarın Son Yazıları

Welcome home Yankee 8 Ocak 2021
Fuhuş bir nedir? 18 Aralık 2020
İfşa ediyorum 11 Aralık 2020
Tek derste faşizm 2 Aralık 2020