Mehmet Ali Güller

Üç cephede Türkiye - Rusya ilişkisi

03 Ekim 2020 Cumartesi

Güney Kafkasya, Suriye ve Libya’dan sonra Türk - Rus ilişkileri kapsamında üçüncü bir cephe olarak ortaya çıktı.

Peki, iki ülke bu cephelerde rekabet mi etmeli, işbirliği mi?

Aslında soru, çok doğru bir soru değil. Zira gerçekte devletlerarası işbirliği belli ölçülerde rekabeti de içerir. Hatta rekabet eden devletler de belli sınırlarda işbirliği yapabilir.

Sorumuz, bu iç içe geçmiş olma haline rağmen, hangisinin Türk - Rus ilişkilerinde esas olması gerektiği üzerinedir.

Yani Türkiye, üç cephede, Suriye’de, Libya’da ve Kafkasya’da Rusya ile işbirliğini mi, rekabeti mi esas almalıdır? Hangisi Türkiye’nin çıkarlarını savunabilmenin yolu ve yöntemidir?

Rusya ve İran karşıtı propaganda

Ufuk Ötesi okurlarının büyük çoğunluğunun bu soruya “işbirliği” yanıtı vereceğinden eminim. Buna rağmen bu konuya eğilmek istememin nedeni, Güney Kafkasya kriziyle birlikte yeniden ortaya çıkan Rus karşıtlığı, hatta İran karşıtlığı...

Üstelik bu karşıtlık, AKP iktidarının, yani Rusya ve İran’la Astana Platformu’nda birlikte çalışan iktidarın içinden yapılmaktadır: Bir ucu SETA, diğer ucu Yeni Şafak olan bu eksen, Rusya ve İran karşıtı bir siyasal iklim inşa etmeye çalışmaktadır.

Bu çevreler özetle Rusya’nın Ermenistan’ı Azerbaycan ve Türkiye’ye karşı kışkırttığını, Moskova’nın bu yolla Azerbaycan’a asker yerleştirmeyi hedeflediğini, İran’ın da Ermenistan’a silah sevkıyatı yaptığını iddia etmektedir.

Bu iddialar gerçi muhataplarınca yalanlanıyor ama diğer yandan da Astana Platformu’nu dinamitliyor ve iç kamuoyunda Rusya ve İran düşmanlığını körüklüyor. Ve elbette en çok ABD’nin hoşuna gidecek bir siyasal iklimin oluşmasına yardımcı oluyor!

Batı adına Rusya’yı dengeleme misyonu

Kuşkusuz bu, kökleri “siyasal İslamcıların” ve “ırkçı Turancıların” antikomünizm üzerinden Amerikan emperyalizmiyle işbirliğine girdikleri sürece dayanan bir anlayışın günümüze yansımasıdır.

AKP’nin, hatta AKP - MHP ittifakının genetik kodlarında bu anlayış fazlasıyla var. O nedenle 15 Temmuz sonrasında başlayan Rusya’yla yakınlaşmayı, stratejik bir seviyeye çıkarmıyorlar ve tersine bu yakınlaşmayı ABD’yle pazarlıklarının konusu yapıyorlar.

Hatta SETA sözcüleri, Ankara - Moskova ilişkisinin esas yönünün, Batı adına Rusya’yı dengelemek olduğunu savunuyorlar!

Türkiye’nin tek seçeneği

Türkiye’nin Rusya’yla ilişkilerinde işbirliği yerine rekabeti esas yön haline getirmesi, Türkiye’ye ne kazandıracaktır?

Örneğin Rusya’yla işbirliği yapmayan bir Türkiye, Suriye’de ABD’nin “Kürtpetrol” stratejisi karşısında daha çok zorlanmayacak mıdır? (En yararlı çözümün Şam’la anlaşmaktan geçtiği ortada elbette.)

Rusya’yla işbirliği yapmayan Türkiye, Libya’da ve Doğu Akdeniz’de, ABD destekli geniş bir blok karşısında daha zor konumda kalmayacak mı? Rusya’yla Güney Kafkasya’da işbirliği yapmayan, dahası Rusya’ya karşı pozisyon alan bir Türkiye, pratik kazanımları bakımından Bakû’ya yardımcı olmuş olur mu?

Uzatmayalım. Bu tablo karşısında iki seçenek vardır: Türkiye ya Rusya ve İran ile (ve elbette Çin ile) işbirliği yapacaktır ya da ABD ve AB ile... Tek başına hareket etmek diye bir seçenek zaten gerçekçi değildir.

Bu modelle bölge kazanır

ABD ile işbirliğinin, önce Irak’ı ve Suriye’yi, ardından da Türkiye ve İran’ı bölmeyi hedefleyen bir enerji koridoru inşasına boyun uzatmak ve Doğu Akdeniz’de karasularına sıkışmayı kabul etmek olduğu ortada...

Dolayısıyla Türkiye için en gerçekçi ve en yararlı model, bölgesindeki sorunları Rusya ve İran ile işbirliği içinde çözmeye çalışmaktır. Elbette Rusya ve İran’la her konuda yüzde yüz mutabık olunamayacaktır ama rekabet yerine işbirliğini esas almanın sayısız çıkarı vardır.

Türkiye - Rusya - İran işbirliğinden kısa vadede Türkiye, orta vadede Azerbaycan ve uzun vadede KKTC yararlanacaktır.

Dahası ABD emperyalizmine karşı stratejik hale getirilecek böylesi bir işbirliği modeli ile Irak ve Suriye de kazanacaktır.

Ve en önemlisi, ABD emperyalizminin çıkarları temelinde kullanmaya çalıştığı Kürtler ve Ermeniler de rahatlayacaktır.


Yazarın Son Yazıları

Yerli, milli, Katarcı 30 Kasım 2020
Stratejik özerklik 21 Kasım 2020
‘Tek adam’ devleti 19 Kasım 2020
Trump mı, Biden mı? 2 Kasım 2020