Hikmet Altınkaynak

Susuz Yaz…

02 Şubat 2014 Pazar

İstanbul’un su sorunu bana “Susuz Yaz”ı ve Necati Cumalı’yı anımsattı. Doğum günü 13 Ocak’ta Urla’da adını taşıyan Anı ve Kültür Evi’nde şiir ödülleriyle anılan Necati Cumalı’yı unutmak mümkün mü? Cumhuriyet Kitapları’nda yeniden basılan yapıtlarıyla da yaşıyor!
Su sorununa daha 1962’de yayımlanan “Susuz Yaz” öyküsüyle dikkat çekmişti. “Susuz Yaz”, 1963’te filme aktarıldı. Filmi Metin Erksan, David E. Durston’la birlikte yönetti. Ne var ki filmin gösterimi sansür kurulunca engellendi. İlk gösterimi Haziran 1964’te Berlin Film Festivali’nde yapılabildi. Festivalin büyük ödülü olan Altın Ayı’yı kazandı. Böylece “Susuz Yaz” Türk sinema tarihinde uluslararası ödül kazanan ilk film oldu.
Buradan ufukta görünen “susuz kış”a, “susuz yaz”a İstanbul’un su sorununa gelmek istiyorum. Bu yıl göller, nehirler kurudu, yeterli yağış olmadı, yüzde 30’u bulan su kaçakları da bir türlü önlenemedi. Bu yüzden herkesi susuzluk korkusu sardı!
Sürdürülebilir dengeli bir yaşam için kente, suya ve ormana sahip çıkmada abandon (1) bir politika izleyen yerel ve merkezi yöneticiler telaşlandılar, “Biz İstanbul’u susuz bırakmayacağız. İki üç yıl kuraklık olsa bile Melen Barajı’nın temelini atıyoruz. Melen’de İstanbul’un ihtiyacının 1.5 katı su var” diye demeçler verdiler. 20 yıldır İstanbul’u yönettiklerini unuttular…
Oysa iklim değişiklikleri yaşanmaya başladığında BM Genel Kurulu, 1989’da dünyaya bir konferans çağrısında bulunmuştu. Konferans, Arjantin’in başkenti Rio de Janeiro’da 13-14 Haziran 1992’de yapıldı. Ülkelerin devlet ya da hükümet başkanları katıldı. Bu en büyük dünya zirvesinde: Atmosferin korunması (iklim değişikliği, ozon tabakasının incelmesi, sınırlar ötesi hava kirliliği); arazi kaynaklarının korunması (ormansızlaştırma ile mücadele, toprak kaybı, çölleşme ve kuraklık); tatlı su kaynaklarının korunması; okyanusların, denizlerin ve kıyı alanlarının korunması ve bunların canlı kaynaklarının rasyonel kullanımı; tehlikeli atıkların yönetimi; toksik ürün ve atıklarda illegal trafiğin önlenmesi; biyolojik çeşitliliğin korunması ve biyoteknoloji; yaşam koşullarının iyileştirilmesi ve insan sağlığı; yoksullukla mücadele (2) ele alındı. Deklarasyonlar yayımlandı, anlaşmalar imzalandı.
Ülkeler alınan kararlara uydular. Aradan 20 yıl geçti. 2012’de yine Rio’da Rio+20 konferansı yeniden toplandı. Gündem 21 kuruldu. Dünya masaya yatırıldı. Gelecek 20 yıl konuşuldu. İnsanlarla birlikte insanlar için sürdürülebilir bir kalkınmanın, küresel ilerlemede temelin sosyal, ekonomik ve çevresel olması dile getirildi. İklim değişikliğinde çevrenin, suyun, ormanın önemi vurgulandı.
Ve İstanbul’da susuzluk çanları çalınca, yöneticilerin aklı başına gelmiş olmalı ki, Melen Suyu’nu keşfettiler ve baraj yapmaya karar verdiler! İstanbul’un yağmur getiren yeşilleri, ormanları talan edilirken neredeydiler? İklim değişikliği tehlikesini söyleyen bilim insanları yok sayıldı. Ama sular tükenince gerçek kavrandı!
Bu susuzluk, umarız beklenen yağışlarla giderilir de bir felaket önlenir. Ancak asıl felaket geçmiş değil. Asıl felaket, Kanal İstanbul açılırsa gelecektir. Bilim, iklim değişir, İstanbul tarifsiz güzelliğini yitirir, Marmara ve Karadeniz ölür, diyor. Kim dinler! Bilim bunu diyor da inatçı anlayış yine bildiğini okursa, ne olacak? Dileriz İstanbul’un “susuz kış”ı ve “susuz yaz”ı gerçek olmaz
____________________
(1) Abandon: Bırakmak, vazgeçmek; bütünüyle bırakmak, terk etmek, başından atmak. (bkz. Prof. Dr. Çağatay Güler, Büyük Çevre Sözlüğü, Yazıt Yayıncılık, Ankara 2013
(2) Alâettin Bahçekapılı, Çevre Kurtuluş Savaşı, BRT Yayınları, İstanbul 2001
(3) Worlwatch Enstitüsü, Dünyanın Durumu 2012, Çev. Ayşe Başçı, Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, İstanbul 2012  


Yazarın Son Yazıları

Ekim gündemi 1 Ekim 2020
Atatürk dedim önce... 24 Eylül 2020
Ziller çalmasın! 3 Eylül 2020
Beş yıl geçti... 27 Ağustos 2020
Şiirle dünya yolculuğu... 20 Ağustos 2020
Askıda kitap 13 Ağustos 2020
Birinci 100 yazı ve... 6 Ağustos 2020
Yarın 24 Temmuz... 23 Temmuz 2020
Kısa yazmak... 16 Temmuz 2020