Güray Öz
Güray Öz guray@cumhuriyet.com.tr Son Yazısı / Tüm Yazıları

Ulusal Kodlama

08 Haziran 2014 Pazar

Ulus devlet öldü mü, kaldı mı tartışması besbelli daha uzun süre, yani devletle ilgili teorilerden çok pratikler öne geçene kadar süreceğe benziyor. Ölmediğini, ölmeyeceğini, kendisine yüklenen birtakım “iyi hasletlerden” değilse bile ceza, vergi ve en önemlisi halkın kendini yönetme hakkını temsil yoluyla, gasp etmesinden desem ağır mı olur acaba, ele geçirmesinden biliyoruz. Kuşkusuz burada zoraki bir gönüllülükten de söz etmek zorundayız; bu nedenle de kimi yazarlarımızın kızmalarına, aşağılamalarına, “otoriteye boyun eğiyor, üç kuruşa teslim oluyor” diye öfkelenmelerine hak veremiyoruz.
Devlet, ulus devlet böyle yerli yerinde duruyorsa, ona ömür biçen, “gitti gider garibim, artık küreselleşme çağındayız, teknoloji aldı başını gitti, sınır mınır kalmadı” diyenler hepten mi haksız?
Bu sınırlar meselesi evvel eski karışık, karmaşıktır.

***

Bildiğimiz ve deneme yanılma yoluyla test ettiğimiz şudur ki, “sınırlar kalktı” diyen sıradan bir yurttaş ya da işsiz bir vatansız hemen herhangi bir sınır kapısına dayanmalı ve öteki tarafa geçmeye çalışmalıdır. Derseniz ki; “sermayedir, paradır, işte sınır tanımıyor, basıyor düğmeye alıp başını nereye isterse gidiyor; İsviçre mi olur, Katar mı kendi bileceği iştir”; o zaman size hiçbir şey diyemeyiz ve küreselleşmenin hakkını bihakkın teslim ederiz.
Ama yine de ulus devletlerin kahredici yumruğunu ensesinde hissedenler iyi bilirler ki, küreselleşmeyle ya da tedavülden kaldırılmış adıyla emperyalizmle ulus devlet arasındaki aşk-nefret ilişkisinin parıltısı, müthiş derin ve iş bitiren işbirliğini gözlerden gizleyememektedir. Bu nedenle “ulus devlet mi kaldı, bak adam dikmiş tepemize uydusunu, mahallemizi, evimizi, yatak odamızı resmediyor” diyenler haklıdırlar. İzleme, dinleme, kodlama meselelerinde artık teslim vaziyetlerindeyiz.
Yıllar önce, yine bir darbe zamanında, sınır geçerken kartoteks sistemiyle çalışan ve binlerce kartın içinde adımı ararken, “ee sıkıldım, geç git arkadaş” diye bana şirinlik yapan sınır polisinin temsil ettiği ulus devlet, biliyorum yok artık. Ama yine de ulus devletimize toz kondurmaktan yana değilim ben!

***

Ulus devlet deyince Twitter’da “bu ciklemeyi bizim yazdığımızı ya da yazmadığımızı söyleyemeyiz” diyerek dalgasını geçen CIA ile ve kim bilir daha kimlerle işbirliği yapan teşkilatlardan söz ediyoruz. Vallahi de billahi de hâlâ pek ulusaldırlar. Şuradan bellidir ki, duvarlara işaret koymaktan, pasaportlara, kimliklere çentik atmaktan vazgeçmediler. Üstelik artık sağa sola bomba atıp, orayı burayı talan edip, ettirip, elin memleketinde infaza girişip, “biz yapmadık komünistler yaptı” diyen devlet memurları gibi inkâr yanlısı da değiller. Ne ise adlı adınca söylüyorlar.
Kodlamaya devam yani.
İşte Ayşe’nin, Ayşe Sayın’ın haberini okuyun:
Tunceli milletvekili Hüseyin Aygün soruyor: “Nüfus kayıtlarında Rumlar 1, Ermeniler 2, Yahudiler 3, Süryaniler 4 ve ‘diğerleri’ başlığı ile 5 kodu verildiği doğru mudur?” İçişleri Bakanı Efkan Ala, tek cümleyle yanıt veriyor: “Kod uygulaması sadece azınlıklar için yapılan bir uygulama değildir. MERNİS ile birlikte tüm nüfus olay bilgileri kodlarla tanımlı hale getirilmiştir. Her nüfus olay bilgisinin sayısal (Kod) karşılığı mevcuttur.”
Bu kadar.

***

Bu bilginin derin işbirliği kapsamında küresel ölçekte işe yaradığından kuşku duyar mısınız? Ben duymam. Yalnızca bunun karşılıklı olduğundan emin değilim. Sıkı bir ulus devlet olsaydık, Mickey, Tony ve Hans’ın kodları da devletimizin elinde olmaz mıydı? Şaka tabii, bana ne Hans’ın kodundan. Beni mutlu eden ulusal devletimizin varlığını illa ki göstermesi, ulusal kodlamayı her koşulda sürdürmesi!
İnsanın “ulusal gururu” okşanıyor hiç değilse...  



Yazarın Son Yazıları Tüm Yazıları

Sondan Bir Önceki 7 Eylül 2018

Günün Köşe Yazıları