On Yıl Sonra ‘11 Eylül’ – II

14 Eylül 2011 Çarşamba
\n

\n

11 Eylülde tarih makas mı değiştirdi, yoksa yalnızca hızlandı mı?” Diğer bir deyişle 11 Eylül tarihin akışı içinde, egemen eğilimleri kırarak yeni bir yön kuran bir olay (event) mıydı, yoksa bu akışın içinde olağanüstü şiddetli ve trajik özelliklerine karşın yalnızca bir vakıa (incident) mıydı?

\n

‘İmparatorluğun yeni düzeni’ filan...

\n

ABDde Bush döneminde, savunma çevrelerinde bir süre için egemen olan Neocon gruba, onların Türkiyedeki sözcülerine göre, dünya artık tek kutupluydu, ABD tek süper güçtü, imparatorluktu. Dünyada ve Ortadoğuda yeni bir düzen kurulduğuna göre Türkiye de bu düzenin kurucularının yanında ve içinde kendine bir yer bulmalıydı, yoksa tarihin dışına düşer, parçalanır giderdi...

\n

Bu söylemin etkisiyle Erdoğan kendini eş başkan ilan etti. Davutoğluna göre bölgede güç yansıtabilmek için bir küresel büyük güce dayanmak gerekiyordu. Bu dayanağa bir de Türkiyenin tarihten gelen stratejik derinlik eklendiğinde Osmanlı İmparatorluğunun tarihsel etki alanını yeniden canlandırmak bile söz konusu olabilirdi.

\n

Kısacası, bu Neocontiplere ve Türkiyedeki gölgelerine bakılırsa artık hiçbir şey eskisi gibi olmayacaktı; bir III. Dünya Savaşının başlamakta olduğunu ileri sürenler bile vardı. Bu saçmalıkların tozu dumanı dağıldığında karşımızdaki görüntü 10 Eylül 2001 günündekinden nitelik olarak farklı değildi. İki ülke işgal edildikten, yaklaşık bir milyon insan yaşamını yitirdikten, işkence, yargısız infaz resmileştikten sonra ABD hegemonyası gerilemeye devam ediyor. Ekonomik kriz aşılamıyor, Ortadoğuda Filistin sorunu tüm karmaşıklığıyla ortada duruyordu. Mali kriz içinde yoğunlaşan spekülatif hareketler gıda fiyatlarını yukarı itince patlak vermeye başlayan toplumsal olayların, yerleşik enerji rejimini sarsmaya başlaması bu karmaşıklığı daha da arttırdı. Yeni güçler yükselmeye, kısacası Batı merkezli dünya sistemi dağılmaya devam ediyordu. Bir farkla ki artık her şey eskisine göre çok daha hızlı ilerliyordu. Ve Batı bu sorunlarla baş etme konusunda, en azından ekonomik, mali açılardan eskisinden daha avantajlı bir konumda değil.

\n

Türkiyeye gelince, uzun uzun yazmaya gerek yok. Bölgede güç yansıtmaya bakarsak karşımıza şöyle bir şey çıkıyor: Suudi gazetesi Al Hayata göre Büyük Osmanlı projesi, NATO taşeronluğuna dönüşmüş (13/08/11). Lübnan gazetesi Annahara göre, Türkiyenin dış politikası, göstermeye çalıştığından çok daha zayıf (07/09/11). Musa Kartın cumartesi günü yayımlanan karikatürü de, bu madalyonun öbür yüzünü, Türkiyenin bir büyük güce nasıl yaslandığını sergiliyordu...

\n

Vazgeçilmez ülke...

\n

Bush yönetimi ve Neoconlar, realiteyi kendi elleriyle yapmaya karar vermeden (ve yüzlerine gözlerine bulaştırmadan) önce, Kosova savaşı sırasında ABD çoktan hegemonya koşullarını gözden geçirmeye, kendi konumunu yeniden tanımlamaya başlamıştı: ABD, dünya sorunlarına ilişkin sorunlar söz konusu olduğunda Vaz geçilmez ülke konumundadır: Her şeyi, tek başımıza yapamayız ama, biz olmadan da olmaz!

\n

ABD fark yaratacak noktada, düzenleyici ve fark yaratıcı olarak müdahale edecek, müttefikleriyle birlikte davranmaya öncelik verecekti. Ancak eğer olmazsa, Prof. Lefferin Council on Foreign Relationsun yayın organı, Foreign Affairesin Eylül/Ekim 2011 sayısındaki yorumunda vurguladığı gibi, her zaman olduğu gibi tek başına davranacaktı.

\n

Leffer, tek başına davranma ilkesinin, önleyici savaş taktiğinin, ABD açısından yeni bir durum olmadığını, tarihte örneklerine de dikkat çekerek ileri sürüyor. 11 Eylül sonrasında ABD bunu denedi olmadı... Bu açıdan bakınca, ABDnin Libya savaşındaki tutumunun, belki biçim olarak bir ilk olduğunu söyleyebiliriz, ama doktrin olarak Clintonun II. döneminde dile getirilen Vazgeçilmez ülke olmak, liderliği bu yolla korumaya devam etmek amacına uygun olduğunu da saptayabiliriz.

\n

Sonuç olarak ben 1 Eylül 2001de gerçekleşen şeyin tarihin, 1970lerden bu yana, kapitalizmin yapısal krizi (ekonomik kriz, ABD hegemonyasının gerilemesi) ile belirlenen akışının ve dönüşümlerinin içinde bir kopuş yaratamadığı, olağanüstü şiddetli ve trajik özelliklerine karşın yalnızca bir vakıa olduğu sonucuna ulaşıyorum.

\n

\n\n


Yazarın Son Yazıları

Ya seçimle gitmezse? 24 Eylül 2020
Fanteziler ve iki tarih 3 Eylül 2020
Adamlar seçimle gitmiyor! 17 Ağustos 2020
Rejim yine duvara çarptı 10 Ağustos 2020
Geri dönüş yok! 6 Ağustos 2020