Koronadan sonra kaos

11 Mayıs 2020 Pazartesi

Egemen görüş, Covid-19 salgını geçtikten sonra her şeyin başka türlü olacağını söylüyor. Şimdi birçok sol eğilimli analist Covid-19 sonrasında, ekonomiyi ve siyaseti, halktan yana, ekolojik olarak daha bir sürdürülebilir biçimde yeniden yapılandırmanın yollarını tartışıyor, hemen hepsi akla uygun senaryolar üretiyorlar. Ben iki nedenle, biraz farklı düşünüyorum.

Önce başka bir şey...

Birincisi, bu virüs hakkında her gün yeni şeyler öğreniyoruz. Perşembe günü Financial Times ve Wall Street Journal’da aktarılanlara bakılırsa, bu virüs “insan bedenini başından ayak parmaklarına kadar hemen her alanda tutsak alabiliyor”. Salt akciğerler değil, beyin, böbrekler, sindirim sistemi etkileniyor hatta kaslardan ayak parmaklarına Covid-19 etkileri görülebiliyor. Çinli doktorların son bulguları bu virüsün cinsel ilişkiyle de geçebildiğini gösteriyor. Ek olarak bağışıklık oluşabildiğini de bilmiyoruz; henüz ortada ne bir aşı ne de etkili bir ilaç var.

Hükümetler, birçok ülkede, insanların canı pahasına ekonomiyi açmaya başladı. Ancak, hafta sonu, Güney Kore’de hasta sayısı artmaya başlayınca barlar, kulüpler, lokantalar yeniden kapatılmış. Der Spiegel’in aktardığına göre, Covid-19 salgınında ikinci dalga geldiğinde, (Almanya’daki Robert Koch Enstitüsü uzmanları geleceğinden eminler) bir bölgeden başlayarak yayılmak yerine her yerde birden başlayacak; “bu sonbaharda ya da kışın, hastaneler kapasitelerinin sınırına ulaşabilirler”. Kısacası “Covid-19 sonrası” ifadesinin ne anlama geldiğini henüz bilemiyoruz.

İkincisi, gerek Covid-19’u yaratan koşullarla, gerekse de virüsün toplumsal etkileriyle, egemen üretim tarzı ve verili sınıflar matrisinin üzerinde şekillenmiş güç ilişkileri arasında çok belirgin neden-sonuç bağlantısı var. Bu nedenle Covid-19 sonrasına ilişkin projeler tasarlamaya başlamadan önce, bu güç ilişkilerini değiştirmeye yönelik planlar yapmaya çalışmak gerekiyor. Bu, sınıflar matrisinin güç ilişkileri bizi buraya getirdi, Covid-19 “sonrasında” daha iyi bir yere götürmeleri için hiçbir neden yok.

Sonra kaos...

Aksine bu güç ilişkilerinin özneleri kendi çıkarları peşinde koşarken, çok büyük bir olasılıkla, ülkeleri ve dünyayı kaosa sürükleyecekler.

Birincisi, Covid-19 geldiğinde gerek ülkeler bazında gerekse uluslararası düzeyde kapitalizm bir yapısal kriz içindeydi. Düşük verimlilik, düşük kâr oranları kapasite fazlasına, talep yetersizliğine yol açıyor, bu ortamda kapitalist işletmeler ancak gittikçe büyüyen bir kredi ve spekülasyon balonu üzerinde ayakta kalabiliyorlardı. 2007/2008 finansal krizinden bu yana bu eğilim zayıflamadı, güçlendi. Geçen hafta Financial Times’ta iki yorum durumun gerçeğini ortaya koyuyordu: (1) “Çok fazla nakit, çok az arzulanabilir varlığın peşinde koşuyor. Üretken bir kullanımı olmayınca likidite, para, spekülasyona gidiyor”, varlık fiyatlarını şişiriyor. (2) “Zaten aşırı borçlanmış işletmeler, daha fazla borçlanarak ayakta kalmaya çalışıyorlar”. Bu iki sürdürülemez eğilim yine, 2007/2008’dekine benzer ama daha kırılgan bir zeminde yeni bir ekonomik ve politik (varlık fiyatlarındaki enflasyon gelir dağılımı bozmaya devam ediyor) sarsıntılar yaratmaya aday görünüyor.

Bu, kaos eğiliminin bir yüzü, diğer yüzünde de uluslararası gelişmeler var. Burada, Hindistan hükümeti eski başdanışmanı, şimdi Peterson Institute ve Harvard Kennedy School’dan Arvind Subramanian’ın, Project Syndicat’daki ilginç yazısından aktarmakla yetineceğim:

Covid-19 krizi, üç alanda dönüm noktası oldu: Avrupa’nın bütünleşme projesine son verdi; ABD artık birleşik ve işlevsel değil; Covid-19, Çin devleti ile halkı arasındaki sosyal mutabakata son verdi. Diğer bir deyişle dünyanın en önemli güç merkezleri artık dünyaya düzen getirecek durumda değiller.

Subramanian yazısını, “ABD’de, Avrupa’da ve Çin’de gelişen bu bir şeylerin sona erdiğine ilişkin algılar, o kadar karanlık jeopolitik olasılıklara gebe ki...” notuyla bitiriyor. Tüm dünyada sol hareketler, egemen güç ilişkilerini en azından etkileyemezlerse, Covid-19 “sonrasında”, uygarlığı uzun bir kaos döneminin beklediğini söylemek abartılı olmayacak.


Yazarın Son Yazıları

‘Adam’ gidiyor mu? 29 Haziran 2020
Rüyadan kâbusa Amerika 22 Haziran 2020
İki soru, bir seçenek 15 Haziran 2020
Dünya kaç kutuplu? 8 Haziran 2020
Amerika yanıyor 1 Haziran 2020