Batı’nın Putin Nefreti...

07 Mart 2012 Çarşamba
\n

\n

Hafta sonunda yapılan Rusya başkanlık seçimlerinde tek şaşırtıcı gelişme, The Moscow Timesın yorumunda işaret ettiği gibi, zafer konuşmasına başlamadan önce Putinin gözlerinden süzülen iki damla yaş oldu.

\n

Gerçekten de soğukkanlılığı ve yansıtmaya özel çaba gösterdiği, eylem adamı”, “güçlü erkekimajıyla ünlü Putinden beklenmeyen bir duygusal dışavurum anıydı bu gözyaşları. Bunun dışında her şey tam da beklendiği gibi yaşandı, ertesi gün de yaşanmaya devam ediyordu.

\n

Putin başkanlık seçimlerini birinci turda yüze 60ın üzerinde oy alarak kazandı. İkinci sırada yüzde 17 civarında bir oyla Komünist Partinin adayı geliyordu. Liberal/ırkçı/milliyetçi adayların oyları anlamsız oranlarda kaldı. Rusyada kamuoyu yoklamalarına göre en popüler lider listesinin başında hâlâ Stalin, ikinci sırada da Lenin gelirken (Putin 4. sırada), 1990lı yılların sefaleti, aşağılanma duygusu hâlâ anılardan silinmemişken bunlar şaşılacak sonuçlar değil. Batı basınının hep bir ağızdan daha seçimlerden önce seçim hilesisöylentilerine başlamış olması da...

\n

Buna karşılık Putin hükümeti, seçimlerde hile söylentilerinin sonuçların meşruiyetini gölgelemesini önlemek için özel çaba gösteriyor gibiydi. Seçimlerde sandıklar şeffaftı, oy kullanma merkezlerine 91.000den fazla, isteyenin internetten izleyebileceği kapalı devre televizyon kameraları konmuştu, binlerce yabancı gözlemci vardı.

\n

Oy verenler arasında yapılan kamuoyu yoklamaları gün boyunca Putinin desteğinin yüzde 60ın altına düşmeyeceğini gösteriyordu, Putinin kazanmak için herhangi bir hileye gereksinimi olmadığında Batılı yorumcular da anlaşıyordu. Komünist Partinin yüzde 17 oyu da, Batının sevgilisi liberallerin halk arasında muteber olmadığının bir diğer göstergesiydi. Kısacası Rusyada seçmenin yüzde 90ına yakını [64+17.1 + (Jirinovski 6.2)] Batının adaylarına, yaklaşımına, demokrasi projesineikna olmuş değildi.

\n

Bir New York Timesın muhabirinin aktardığı gibi, Moskovanın biraz dışına çıkınca, işçi mahallelerinde, orta sınıfların, yoksul ve alt kesimlerinin yaşadığı bölgelerde Putinin neden bu kadar popüler olduğu kolaylıkla anlaşılabiliyordu...

\n

Kısacası Batının umut bağladığı demokratikmuhalefetin Moskova dışında etkisi yoktu. Batı basınının el çabukluğuyla liberal orta sınıf olarak nitelediği muhalefetin oyunun oranını (komünistleri de katarak) yüzde 35lerde göstermesiyse bir çaresizliğe işaret ediyordu. Bu yüzde 35ten Komünist Partinin, sonra da Jirinovski gibi ırkçı dengesizleri çıkarınca geride hemen hiçbir şey kalmıyordu.

\n

Histeri krizi gibi bir şey

\n

Ama Batı, özellikle ABD basını gerçeklikte karşılığı olmayan beklentilerde ısrar ediyor, adeta bir histeri krizi içinde bir türlü gerçekleşmeyen arzusunu, biteviye tekrarlayıp duruyor. Pazartesi günü yorumlar bu durumu çok iyi yansıtıyordu. Putinizmin sonu (Washington Post), Putin kazandı ama muhalefet bastırıyor(New York Times), Putinin Pirrus zaferi(Los Angeles Times), Putinin taç giyme töreni (Wall Street Journal) Putin III. dönemini kazanırken eleştirmenler hile diye bağırıyor (The Independent), Putin çatışmayı kazandı ama savaşı kaybediyor mu?(Financial Times), 21. yüzyılın çarı (Globe and Mail), Putinin tatsız zaferi (Le Monde), Bir Narsistin göz yaşları (Die Welt). Sanırım bu kadar yeter. Peki bu nefretin nedeni ne?

\n

Batı kapitalizminin liderleri, SSCBnin çökmesiyle yalnızca ideolojik bir zafer kazanmakla kalmadıklarını, krizden çıkmaya katkıda bulunacak büyük bir olanak yakaladıklarını da düşünmüşlerdi. Çünkü yapısal bir ekonomik kriz içinde, fazla sermayeyi göndermeye, ilkel birikim yöntemleriyle talan etmeye, kamusal alanların özelleştirilmesiyle büyük rantlar yaratmaya uygun yeni mekânların açılması yaşamsal öneme sahiptir. Batı bu olanaklardan Yeltsin döneminde yararlanmaya hazırlanıyordu ki, Putin (arkasındaki desteği unutmadan) Devlet Başkanı oldu. Putin yalnızca Batıya açılan talan kapılarını kapatmakla kalmadı, Yeltsin döneminde elden kaçmaya başlayan enerji ve maden kaynaklarını yeniden devlet denetimi altına aldı; Batının aracısı oligarkların bir kısmını temizledi. Bu süreç içinde Rusya yeniden uluslararası alanda Batıdan bağımsız, hatta karşı tutumlar almaya başladı.

\n

Batı, elinden kaçırdıklarına yanar, düş kırıklığından haklı olarak Putini sorumlu tutarken, Rusya halkının Putine verdiği desteğin azalmadan sürmesini, sözde liberal demokratların, marjinalleşmekten kurtulamamasını hazmedemiyor. Bu iktidarsızlık ve düş kırıklığı, beraberinde realiteden ısrarlı bir kaçışa, Moskova, Petersburg liberal entelijansiyasını, Rusya halklarının yerine koyan senaryolara saplanmaya yol açıyor. Bu saplantı, Putin yönetiminde de güvenlik saplantısını, muhalefete kuşkuyla bakmayı, kuşatılmışlık algısını, militarizmi körüklüyor. ABD, çapı, uluslararası etkisini aşan projelerde dayattıkça küresel siyasi dengeler daha da bozuluyor, siyasi-askeri çatışma riskleri artıyor.

\n\n

Yazarın Son Yazıları

Büyük belirsizlik 12 Ekim 2020
ABD’ye ne oluyor? 5 Ekim 2020
Ya seçimle gitmezse? 24 Eylül 2020
Fanteziler ve iki tarih 3 Eylül 2020