‘Rüya’dan ‘Kâbus’a, Amerika

28 Mart 2012 Çarşamba
\n

Eskiden Amerikan Rüyasıkonuşulurdu. ŞimdilerdeAmerikan Kâbusundan söz edilir oldu. Bir farkla ki, Amerikan Rüyasıorada yaşayanlara ilişkindi. Amerikan Kâbusu, Amerikada yaşayanlarla dünyanın geri kalanının kaderini birleştiren bir şeye işaret ediyor...

\n

Amerika, kapitalist dünyanın örnek aldığı, liderliğini kabul ettiği ülkeydi. ABDnin, sıfırdan zengin olma fırsatlarının, benzersiz bireysel özgürlüklerin ülkesi olduğuna ilişkin bir inanç kapitalist dünyada yaygındı. Küreselleşme söylemi bu fanteziyidaha da güçlendirdi. Fukyamanın deyimiyle kapitalist kültürün en gelişmiş örneğini sunan Amerika modelinin dünyada yayılması doğaldı”.

\n

Nereden nereye...

\n

Geçen aylarda yoğunlaşan üç tartışma şimdi başka bir noktada oluğumuzu gösteriyor. Bu tartışmalardan biri, önce mali krizde finans sektörü kurtarılırken kurtarmanın maliyetinin halkın üzerine yıkılmasıyla, buna bağlı olarak patlak veren Wall Street İşgal Et hareketiyle gündemin en önemli konuları arasına oturdu. ABD nüfusunun yüzde 99u krizden zarar görürken yüzde birinin servetine servet katmış olduğu genel kabul gören olgular listesine girdi.

\n

MITden Acemoğlu ve Harvarddan Robinsonun çalışmalarında gösterdikleri gibi, gelir dağılımının bozulması, geride kalan 30 yılda Amerikada toplumsal tırmanma(sınıf atlama) olasılığını belirgin biçimde azaltmış. ABDde gençlerin üniversite mezunu olma olasılığı bugün, 1960ların çok gerisine düşmüş. Ekonomik olarak güçlenenlerin siyasi gücü de hızla artmış. Artık ABD toplumu 40 yıl öncesine göre çok daha adaletsiz bir yapıya sahipmiş (Washington Post 11/03)

\n

Toplumsal adaletsizliklerin artması, sınıf atlamaumudunun azalması, bu sırada çok ufak bir azınlığın ekonomik ve siyasi gücüne güç katmış olmasının, o ülkenin, devletinin yapısını, iç güvenliğe ağırlık veren bir yönde değiştirmeye başlar. Bu değişimin, dış tehdit algısıyla, devletin uluslararası konumunun olumsuz bir yönde gitmekte olduğuna ilişkin kaygılarla birleşmesi halinde daha da hızlanacağını kolaylıkla söyleyebiliriz. Son aylarda yoğunlaşan tartışmalar, ABDde tam da böyle bir sürecin yaşandığını düşündürüyor.

\n

Terorizmle savaş”, ABD iç güvenlik yapısında, nüfus denetlemesüreçlerinde, bireysel özgürlükleri daha önce akla gelmesi olanaksız düzeylerde sınırlayan önlemleri topluma kabul ettirmeye başlamıştı. Ancak, terorizmle savaşuluslararası alanda, hedeflenen hegemonya restorasyonunu getiremedi, bir American Emporiumu kuramadı. Buna karşılık, başarısız savaşlar, yükselen güçler, hegemonya gerilemesi algısını güçlendirdi. Bu sonuca bağlı olarak, ABD dış politika entelijansiyası arasında, ABDnin uluslararası konumu, (hegemonyası) üzerine sürmekte olan tartışmalarda, bir dış tehdit algısı yoğunlaştı.

\n

Geçen iki hafta içinde, Financial Timesdan Gideon Rachman, The Economist ve Washington Posttan David Ignatius bu tartışmaları değerlendiren yazılar yayımladılar. Bu bağlamda karşımızda en az on kitap var: Kagan,The World America Made; Ikenberry, “Liberal Leviathan; Kupchan, “No Ones World, Brzezinski, “America and the Crisis of Global Power”, Indyk, Lieberthal, OHanlon, “Barack Obamas Foreign Policy. Bader, “Obama and, Chinas Rise”, Byrne,How Scarcity Will Remake American Politics, Subramanian, Living In The Shadow of Chinas Economic Dominance, Steyn, “Get Ready For Armageddon, Kiernan, “Becoming Chinas Bitch”... Kaganınki hariç bunların hepsi değişen ölçülerde, bir gerileme, iktidarsızlık algısını, Çin korkusunu yansıtıyorlar. Tarih bize, imparatorluk projelerinin, ulusal iktidarsızlık algılarının çok tehlikeli toplumsal travmaları, gerici rejimleri gündeme getirebildiğini gösteriyor. Hele bir de bu algı iç güvenlik sorunlarıyla örtüşmeye başlarsa.

\n

ABDde bireysel özgürlüklerin hızla daralıyor olması da son aylarda yoğunlaşan bir başka tartışmanın konusu. Bu bağlamda üç gelişme dikkat çekiyor. Birincisi, polisin protesto gösterilerinde giderek daha ölçüsüz güç kullanması, çeşitli eyaletlerin polis güçlerini donanımlarını bu yönde geliştirmeleri (Stephan Salisbury, Le Monde Diplomatique, 24/3) . İkincisi devletin izleme, veri toplama etkinliklerinin, hızla yayılarak sıradan vatandaşları, muhalif siyasi etkinlikleri de kapsamaya başlaması (Los Angeles Times, 23/03). Üçüncüsü, FEMA (Federal Olağanüstü Hal Ajansı), Fusion Centres (bütün istihbarat örgütlerinin yerel birleştirilmiş eşgüdüm merkezleri) gibi son yılların ürünü olan kurumların etkinlikleri, kurulduğu iddia edilen tam teşekküllü, tutuklama kampları, ordunun iç güvenlik krizlerinde kullanılmasına ilişkin yeni yasalar büyük kaygı yaratıyor. Özetle ABDnin bir polis devletine dönüşmekte olduğuna ilişkin tartışmalar, araştırmalar giderek yoğunlaşıyor.

\n\n\n
\n\n

Yazarın Son Yazıları

Büyük belirsizlik 12 Ekim 2020
ABD’ye ne oluyor? 5 Ekim 2020
Ya seçimle gitmezse? 24 Eylül 2020
Fanteziler ve iki tarih 3 Eylül 2020