‘Obamania’ Neyin ‘Semptomu’

11 Kasım 2008 Salı

Demokrat Partinin adayı siyah renkli Barack Obama kazandı, yer yerinden oynadı. Doğru siyahbirinin ABD devlet başkanı olması tarihselve sevinilecek bir olaydır. Ama obamaniabu olayın boyutlarını çok aştı, küresel bir gösteriyedönüştü: Tüm dünya ABDyi kutluyor”, “Bush dönemi bitti”, “ABD rüyası yeniden canlandı”, artık gündemde işbirliğine dayalı dünya politikası var.Bu, Büyük bir zafer”, ABD halkı tercihini başka bir Amerika için kullandı.” Kimilerine göre de ABD uzun bir süre için sola döndü.

Dünya medyasının (uluslararası medya tekellerinin) müthiş bir estetik yöneticilikbecerisiyle ürettikleri, dünya halklarının da hevesle seyrettiği bu gösteriacaba neyin semptomu?

Önce bazı gerçekler

Obama seçim kampanyasında 650 milyon dolar harcama yaptı. Obama kampının internet üzerinden çok başarılı bir bağış kampanyası gerçekleştirdiği sürekli vurgulandı. Ancak yakından bakınca iki olgu dikkat çekiyor. Birincisi, büyük şirketlerin kampanyaya yaptıkları mali katkılar, bireylerin bağışlarını çok aşıyor. İkincisi, parası önceden ödenerek satın alınan kredi kartlarıyla yapılan (kaynağı belirsiz) bağışlar tartışma yaratacak boyutlara ulaşıyor.

Financial Reviewun temmuz ayında aktardığına göre ilk kez bu seçimlerde, Wall Street bankerleri, Heç fonların müdürleri Cumhuriyetçilerden daha çok Demokratlara bağış yapıyorlarmış. Heç fon müdürlerinin Obama kampanyasına yaptıkları bağış, daha o tarihte 822,375 dolara ulaşmış. Ağustos sayısında, bu konuya Satılık adaylarbaşlığıyla değinen Rolling Stone dergisi Obama kampanyasına Goldman Sachsın 627,000, JP Morgan Chasein 398.021, Lehman Brothersın(!) 353.922, Morgan Stanleyin 291.388 dolar bağış yaptığını bildiriyordu. Heç fonların Obamaya yaptıkları toplam bağış, McCain kampanyasına yaptıklarından 500.000 dolar daha fazlaymış. Rolling Stone yorumunu,Obama, sürekli Yeni Washingtondiyor. Ama bu seçimlerin gerçek mirası, siyasi sistemimizin hiç değişmeyen oligarşik doğasını, bir kez daha sergilemek gibi bir trajedi olabilirsözleriyle bitiriyordu.

Obamanın maliye bakanlığı adayları listesinin başında, bu mali krizin mimarlarından Rubin, Summers ve neoliberalizmin ilk tetikçisi Volckerin adlarının geçmesi, Rolling Stoneun korkusunun gerçekleşeceğini gösteriyor.

Obamanın siyah olmasına gelince. ABDde belli bir gelir diliminin üzerine çıkınca, renk farkının ortadan kaybolduğunu, daha önce iki siyahın, Powell ve Riceın yönetimin en üst kademelerinde görev yaptığını, başka siyah meclis üyeleri olduğunu anımsamak gerekir.

Üç korkunun kesiştiği yerdeki ‘fantezi’

Obamania, diğer bir deyişle umudumuz Obama”, fantezisi”, üç korkunun kesiştiği yerde ve yukarıdaki, herkesin çok iyi bildiğigerçekleryadsınarakyaratıldı.

Bu korkulardan birincisi, ekonominin, küreselleşme döneminde, sermayeden yana giden sarkacının, şimdi emekten yana geri dönmeye başlayabileceğine ilişkin.

Geçen ay yayımlanan bir OECD raporu gelişmiş ülkelerde küreselleşmeden öncelikle zenginlerin yararlandığını, gelir dağılımının bozulduğunu ortaya koyuyordu (Financial Times, 22/10/08). İki yıl önce, bu kaygılar yoğun bir biçimde tartışılırken aktardığımız gibi, üretkenlik artmış, ama neo-liberal teorinin savlarının aksine emeğin payı artmamıştı (Stephen Roach, 23/10/06). Dahası, geçen 20 yılda yalnızca en yoksulların değil, özellikle ABDde orta sınıfların refahında ciddi bir gerileme yaşandı. Der Spiegelde yayımlanan bir araştırmaya göre,1970-90 dönemini kapsayan, 20 yılda ABDde yüzde 20lik beş gelir diliminin, en yoksuldan en zengine doğru gelirleri sırasıyla, yüzde olarak 120, 110, 107, 114 ve 94 artmış. Bir sonraki (küreselleşme) dönemdeyse, artışlar, sırasıyla (-1.4), 6.2, 11.1, 19 ve 42 olmuş (Steingart, 24/10/06). Gördüğünüz gibi, ABD genel olarak yoksullaşırken, en üst yüzde 20lik kesim pastadan en büyük payı almaya devam etmiş. Ancak başka veriler, en üst yüzde 1in payının, yüzde 100 artarak, 1979da yüzde 7.5ten 2006da yüzde 14e yükseldiğini gösteriyor (Costello, The Asia Times 17/04/08). ABD halkı 1930’lardan bu yana en büyük krize, büyüme döneminden yararlanamamış, ev ve borsa kriziyle birlikte büyük bir gelecek korkusuna düşmüş olarak giriyorlar. Diğer bir deyişle önümüzdeki dönemde ABDnin en zengin kesimlerine yönelik bir toplumsal tepki riski var.

İkinci korku, Bush döneminin imparatorluk projesinin çökmesiyle, ABDnin küresel saygınlığının dibe vurması, buna karşılık yeni güçlerin yükselmesiyle ilgili. Küresel ekonomik güç dengesinin doğuya doğru kaymaya başlaması da bu gerilemeye dünya tarihsel bir boyut katarak (Golub, Le Monde Diplomatique Kasım 2008), Avrupada da tedirginliği arttırıyor.

Üçüncüsü de bizim malum A takımınındünyadaki, büyük medyada çalışan benzerlerinin korkusuyla ilgili. Bunlar geleceklerini ABDye hizmet edebilmeye bağlamışlardı. Bu iş giderek zorlaşıyor, ülke içinde inanılırlıklarını hızla kaybediyorlardı.

Bu üç korkunun kesiştiği yerde, her derde deva bir fantezisioluştu. Örneğin, Obama adeta halkın iktidara gelmesiydi. Kriz halktan yana tedbirlerle aşılacaktı. Yalnızca siyahların, Latino kesimin değil, beyaz işçi sınıfının, daha önce Cumhuriyetçilere oy veren beyaz orta sınıfın da desteğini alarak seçilmiş olması, kimlerin huzursuzluğuna bir yatıştırıcı,Evet yapabiliriz!(Yes we can) sloganının en azından dört yıl daha kimlere yem borusu olacağını gösteriyor.

Obamanın şimdi, Bush döneminin, iki savaş, Guantanamo, Abu Garib, Katerina, rüşvet skandallarından, açık militarizminden, küresel ısınmaya karşı tedbirleri engelleyen tutumundan sonra, ABDnin imajını,yumuşak gücünüyenilemesi, Batı ittifakını güçlendirmesi umuluyor. Ancak birincisi,yumuşakgüç, ekonomik ve kültürel çekicilik olmadan, salt kendisi için değil tüm kapitalizm için çözüm olacak yeni bir ekonomik model, dahası maddi kaynak sunmadan, nihayet dünyanın kimi gerçek sorunlarını çözemeden elde edilemez. İmajdan çok, yapısal özelliklerle ilgili bir şey yumuşak güç.İkincisi ABD dış politikasında, Bushun ikinci döneminde başlayan yönelimden öte, köklü bir değişim yaşanacağına ilişkin hiçbir işaret yok. Dahası geçen aylarda yayımlanan kimi Pentagon ve CSIS raporları, ulusal çıkarlarla jeo-ekonomik arasındaki ilişkileri, asimetrik savaşları, ulus inşa etme kapasitelerinin önemini vurguluyor, bir anlamda yeni savaşları haber veriyorlardı. ABD ile AB arasında, hem krizin, hem de yükselen güçlerin yönetilmesine ilişkin gerçek çıkar farklarından kaynaklanan sorunlar var.

A takımıve benzerlerine gelince, kendi imajlarını parlatmak için, Obama vesilesiyle patronun imajını parlatmaya, Obamayı eleştirenleri ulusalcıilan etmeye çabalıyorlar. Bu arada bu ulusalcısuçlamalarının gerçek işlevini bir kez daha sergiliyorlar. Ama kısa süre sonra, kaçınılmaz olarak Obama fantezisiçözülmeye başlayınca, eskisinden daha gülünç durumlara düşmekten kurtulamayacaklar. Tarih yön değiştirdi bir kez

 

er­[email protected] http://er­gin­yil­di­zog­lu.blogs­pot.com


Yazarın Son Yazıları

Ya Trump gitmezse? 20 Temmuz 2020
‘Adam’ gidiyor mu? 29 Haziran 2020
Rüyadan kâbusa Amerika 22 Haziran 2020
İki soru, bir seçenek 15 Haziran 2020