Enver Aysever

Rahatsız etmeye devam edeceğiz...

02 Mart 2020 Pazartesi

İki tip gazeteci vardır. Birine kabaca “yanaşma” diyebiliriz. Bu türler de ikiye ayrılır: İktidar yanaşmaları ve muhalefet yanaşmaları. İkisinin de çeşitli olanakları bulunur. Büyük ya da küçük iktidara yanaşan kişi, payına düşen her neyse onunla ödüllendirilir. Diğeri, hakikati arayan ve söyleyen gazetecidir. Genellikle başı belaya girer. Kovulur, tutuklanır ama görevinden asla vazgeçmez. Onun payına genellikle “rahatsızlık vermek” düşer. Esasen, her insan bu iki tercihten birini tüm yaşamı için yapar.

Çeşit çeşit yanaşmalar!

Bugün, siyasal iktidarın yarattığı adına “gazeteci” denen, tamamen gücün yanında saf tutmuş, basın bülteni yayımlayan şakşakçılara “havuzcu” deniyor. Temel olarak RTE’nin ağzından ne çıkarsa kutsal sayan, toplumu o tezlere ikna etmeye çalışan bu kimseler salt iktisadi çıkarlarını, o güne ait güçlerini düşünürler. Çoklar. Yalan söylemekten çekinmezler. Somut örnek: “Türbanlı bacımıza deri pantolonlu Geziciler saldırdı” haber yorumlarıdır. Bunlarla işimiz yok.

Bir de muhalif yanaşmalar vardır. Tehlikelidirler. Yıllarca ellerinde tuttukları köşelerden tek bir rahatsız edici cümle kurmazlar. Bazı durumlar vardır ki muhalefeti de eleştirmek gerekir: “Şimdi zamanı değil” diyerek es geçerler. Dillerinde Atatürk vardır, her derde deva diye kullanırlar. Atatürk’ün cesur, ilkeli, devrimci tavrını görmezden gelirler. Gidilecek üç beş söyleşi, çıkılacak ekran, satılacak kitaplar için susarlar. Daha fenası tahlil yetileri olmadığı için, muhalefet siyaseti onlar için pusuladır. Bu da toplumun utancıdır elbette. Örneğin; Abdülhamit fotoğrafı altında boy göstermek karşısında kafayı çeviriler.

Her mesleğin sorumluluğu vardır

Her mesleğin sorumluluğu vardır. Hekim, hukukçu, öğretmen olmak ayrıca hassasiyet gerektirir. Elbette asker olmak da öyledir. “Öl” emri verecek kişi önce kendi ölmeyi göze almalıdır. Gazetecilikte böyledir. Gazete yöneten kişi, önce kendi mahpusa girmeyi, kovulmayı göze almalıdır. Haber yapmak, özgürce yorum yapan insanların arkasında durmak kolay değildir. Ölçü şudur: Barış gazeteciliği yapacaksın, hukuka dayanacaksın, ifade özgürlüğünü savunacaksın!

Hiçbir gazete, ekran, radyo babamızın malı değildir. Kişisel çıkarımız için kullanamayız. Aynı biçimde hiçbir kamu koltuğu da kimsenin malı değildir. Eğer asgari işleyen demokrasi olsa, kimse hesap vermekten kaçmaz. Hesap sadece hukuka karşı verilmez. Bir de vicdana verilir. Kişi kendini kolayca aldatabilir. Örneğin; sendikalı olduğu için arkadaşların kovulurken, sen şöhret adına geviş getirerek işine devam ediyorsan bu vicdani sorundur. Eğer gazeteciler linç edilirken, yahu konu hassas deyip sessiz kalıyorsan bu da vicdanidir. Sputnik’te yapılan haber tehlikelidir. “Hatay’a çalıntı vilayet” demek ahlaksızlıktır. Hataylı Atatürkçü bir ailenin çocuğu olarak reddederim. Yalnız gazeteci evi basıp linç etmeye çalışmak büyük suçtur. Adres bilgisi kimden gelmiştir? Yanlış haber, hatta suç sayılacak bir yayın bile olsa, ev basılamaz. Eğer hukuk varsa, düşmanımızın bile adil yargılanmasını istemek gerekir. Ölçü budur!

Büyük Aziz Nesin’in dediği gibi: “Kişi söylediklerinden de, sustuklarından da sorumludur.” İçinde bulunduğumuz günler turnusol görevi görüyor. Kim kimdir, anlıyoruz. Tarihe not düşüyoruz. Ne işe yarar? İleride utanmayız en azından. (Şu yetmez ama evetçilerin haline düşmeyi kim ister?)

Söylemeye, yazmaya devam

CHP, tezkereye “evet” diyerek yanlış yaptı. AKP ile bildiri yayımlayarak yanlış yaptı. Daha pek çok yanlış yapıyor, bunda ısrar ediyor. Bakın mesele şu: ülkede büyük kesim için CHP dışında sığınacak bir çatı kalmadı. Bu o koltuklarda oturanlara konfor sağlamaz. Tek adamlı kongreler, kurultaylar bize RTE yöntemini anımsatır. Bunun ülkeye faydası yok. Keşke sadece iç işleri olsa CHP’nin kimse laf etmez. Ama çocuklar ölüyorsa, bu hepimizin sorunudur. İdlib kim için “İstiklal” sorunudur? Benim bildiğim İstiklal Savaşı verildi ve kazanıldı. Bu olan istikbal mücadelesidir.

Kılıçdaroğlu diyor ki: “Çok üzülüyoruz, arkadaşlarla oturup ne yapacağımızı tartışıyoruz.” Ben söyleyeyim, geçen gün ülkenin onurlu insanları bir bildiri yayımladı: “Çocuklarımız eve dönsünler” diye. Sosyal medyada var. Okuyun mesela, imza koyun. İnanın salı günü yapılacak kapalı (!) Meclis görüşmesinden, AKP ile birlikte imzaladığınız metinden daha faydalı olur size. Tarihe not düşersiniz.

Not: Bu arada tüm yurttaşlarımızı imza koymaya davet ediyorum.


Yazarın Son Yazıları

Ya o polis sen isen? 1 Haziran 2020
Esas mesele! 28 Mayıs 2020
Yeni normal! 18 Mayıs 2020
Covid ne zaman bitecek? 13 Nisan 2020
Ölmez sağ kalırsak! 9 Nisan 2020