Enver Aysever

İkinci Suriye vakası

19 Aralık 2019 Perşembe

RTE aşağıladığı monşerlerden kurtuldu kurtulalı(!) dış siyasette tutarlı bir çizgi edinmemiz olanaksız hale geldi. Eskiden Türkiye -diğer devletler içinde- aşağı yukarı öngörülebilir bir ülkeydi. Şimdi otoriter “şahsım” devleti olmanın tüm çalkantısını yaşıyoruz. Dünyanın ciddi ülkeleri masalarda hakkımızda konuşurken muhtemelen mizahi dil kullanıyorlar. Bir dediği diğerini tutmayan devlet adamlarına kimse güvenmez. Üstelik hukukun askıda olduğu bir ülkede çıt çıkmayınca o tek adam kendi görüntüsüne tutkun halde her yaptığını doğru zanneder.


Ders alınmadı


Suriye’de mezhepçi, hayalci dış politikasıyla meşhur RTE, bu günlerde Libya ile benzer ilişkiler içine girmeye çalışıyor. Bir tür kumar bu! Kazanılması imkânsız bir kumar ama... İlkin şunu görmek gerek; Libya’da kendi iç koşullarından kaynaklı ve kesinlikle taraf olunmaması gereken büyük bir kavga var. AB ülkeleri farklı tarafları destekliyor. Açıkçası bir çıkar çatışması söz konusu olan. Türkiye konunun neresinde?

Kaddafi’yi devirenler ardından doğacak boşluğun nasıl dolacağını ya tahmin edememişler ya da sürekli karmaşa anlayışıyla, geleneksel sömürgeci tutumlarına devam edecekler. RTE’nin göremediği bu oyunda rol alacak ne iktisadi ne de siyasi gücünün olmayışıdır. Kaldı ki, ilkesel olarak başka ülkelerin içişlerine karışmak (hele Ortadoğu’da) son derece risklidir.

Suriye’de gördük, bugün onlardan öte bizim kanayan yaramız haline geldi bölgedeki çatışmalar. Yıkılacak sanılan Esad güçlenip, oyun kurucu haline gelirken; Türkiye tarafı aldığı büyük göçle nasıl başa çıkacağını düşünüyor kara kara. Üstelik hamasi lafları kenara koyarsak, ülkeye eklenen bu nüfusun akılcı/insani bir yolla azaltılması söz konusu değil. E neden bundan ders alınmıyor da Libya’da benzer hata yapılıyor?


Akdeniz açmazı


Akdeniz’de Kıbrıs meselesinden dolayı yalnızlaşan Türkiye, bir biçimde kendine tutunacak dal arıyor. Artık uluslararası alanda iyice itibarını yitiren diplomasimiz, Akdeniz’de göz göre göre yaratılan fiili duruma karşılık hukuki gerekçe bulmaya çalışıyor. Bunu bir ölçüde anlamak mümkün! Ancak takınılacak tutum son derece önemliydi. Di, diyorum geç kalındı, taraf olundu bile!

Şu söylem yanlış olmaz örneğin:Biz her ülkenin meşru hükümetiyle çalışırız” denebilir. Buradan bir meşruiyet sağlanmış olur. Ama siz yerelde savaşan gruplardan birinin militanlarını ülkenize getirip hastanelerinizde bakımını yaparsanız iş değişir. Dünya öylesine kaygan bir zeminde ki, kim ne zaman terörist, ne zaman kahraman belli değil! Bugün yanına düştüğünüz kişilere, gruplara dikkat etmek gerekir. Kaldı ki Türkiye’nin ÖSO meselesinde nasıl sınıfta kaldığı herkesin belleğindedir sanırım.


Vazgeçilmeyen hayal


RTE mutlak önder sayıyor kendini. Yakın çevresi, yoğun çıkar ilişkisinden olsa gerek, tek bir cümle kuramıyor. Bir ulus için en tehlikeli olan da bu denetleme koşullarının, eleştirel dilin tamamen ortadan kalkmasıdır. Anlaşılan o ki, Suriye sürecinden ders alınmadığı gibi, RTE kendini başarılı siyaset sürdüren biri olarak görüyor. Oysa başta kurduğu hayallerin çok uzağında şimdi! İyi ki de öyle.

Libya’ya asker gönderme fikrinin ciddiyet kazanması ve ortağı bahçelinin de bunu “beka” sorunu olarak görüp desteklemesi büyük bir felaketin eşiğinde olduğumuzu gösteriyor. Sanırım sokaktaki insanın en son ihtiyacı bu türden bir maceradır. Lakin sanal dış düşmanlar yaratarak “büyük devletçilik” oyununun müşterisi var sanılıyor hâlâ.

Dil her şeydir, hele de diplomaside! Erdoğan, Elemanlarımızı göndeririz” dedi konuşurken. Eleman dediği kimseler teknik çalışanlar falan değil, askerler. Bu rastlantısal bir ifade değildir. Bayağı, bildiğimiz bakıştır. Herkesin kul sayıldığı bir toplumsal yaşamın ifadesidir aslında. Dahası, eskiden sınır dışına asker göndermek için Meclis onayına gerek vardı. Şimdi ne Meclis’e gerek var, ne de onaya! Herhangi bir filtre de kalmadı. Bunun ne kadar büyük tehlike olduğunu, sanırım yine, olaylar başımıza iş açınca anlayacağız.


Hassas denge


Türkiye AKP’li yıllarda en önemli özelliğini, dış siyasetteki geleneğini kaybetti. Temel ilke olarak kimsenin toprağına göz koymayan, kimsenin de kendi toprağında gözü olmasın isteyen anlayış; yerini tamamen hakikatten uzak bir fetihçi dile bıraktı. Buna gücü yok ayrı, bu bakışın kendisi zaten baştan sona sorunlu. Gün gelir hesabı yanlış yapınca son vatan toprağını da riske atmış olursunuz. Bunun altından da kimse kalkamaz.

Diyeceğim, eğer kaldıysa hâlâ aklı başında diplomatlar bir an önce hakikati dile getirmeli, önlem almalıdırlar. İş işten geçmek üzere! İkinci Suriye vakası büyük yıkım olur, altında bu yoksul halk kalır!


Yazarın Son Yazıları

Erbaş’ın kılıcı! 3 Ağustos 2020
Bana Dostunu Söyle... 30 Temmuz 2020
Tıpış tıpış! 23 Temmuz 2020
Günah Keçisi! 13 Temmuz 2020
Tavşan muhalefet 9 Temmuz 2020
HalkTV kapanırsa! 6 Temmuz 2020
Küllenmeyen yangın! 2 Temmuz 2020
Demokrasi için yürümek! 25 Haziran 2020
Bit yavrusu! 18 Haziran 2020