İhtiras, fırsatçılık ve panik hata yaptırır!

30 Nisan 2020 Perşembe

İster politikacı olsun ister iş insanı, bütün liderleri bekleyen üç büyük tehlike vardır:

1) İçinde bulunduğu objektif koşulları ve/veya kendi yetenek ve kapasitesini aşan erişilemez ihtiraslara sahip olmak.

2) Geçici koşulların yarattığı küçük fırsatlar uğruna, dürüstlüğü ve güvenilirliği zedelemek.

3) Siyasal, ekonomik, mali problemler karşısında paniğe kapılarak, bu problemleri yaratan yanlış politikaları şiddetlendirerek sürdürmek.

***

Bu tehlikelerin birincisi, yani, objektif koşulları ve/ veya kendi yetenek ve kapasitesini aşan ihtiraslara sahip olmak, genellikle liderlerin başarılı olduğu dönemlerde ortaya çıkar:

Örneğin zafer kazanan bir komutan, seçim kazanan bir politikacı, büyük kârlara imza atan bir iş insanı, yüksek tirajları yakalayan bir gazete patronu ve/veya yöneticisi bu tehlike ile doğrudan karşılaşır.

Tarihte ihtirası, nesnel koşulları ve kendi yetenek ve kapasitesini aşan liderlere en güzel örnek Hitler’dir.

Hiçbir başarı kendisine yetmemiş, “Dünya İmparatorluğu” ihtirası başta kendi ülkesi olmak üzere, bütün insanlığı kana boyamış ve sonu hüsranla bitmiştir.

Buna karşılık ihtirasını, nesnel koşullara göre ayarlamayı bilen liderlere en güzel örnek Gazi Mustafa Kemal Atatürk’tür:

Düşmana karşı zafer kazanan ordularını gerçekçi bir noktada durdurmayı bilmiş, bu askeri zaferin siyasal meyvelerini de bütün dünyanın kabul edebileceği en son noktadaki sınırlarda toplamıştır.

Bizim kültürümüzde bu tuzağa düşen liderler için, “kifayetsiz muhteris” denir!

***

Bu tehlikelerin ikincisi yani geçici koşulların yarattığı küçük fırsatlar uğruna, dürüstlüğü ve güvenilirliği zedelemek, her an her liderin önündeki en büyük tuzaktır:

Bu tutum ve davranışın tarihte ve Türkiye’de gerek siyasette, gerek iş hayatında pek çok örneği vardır.

Genellikle “krizden fırsat yaratmak” diye ifade edilen bu fırsatçılık için en klasik örnek, iş hayatındaki karaborsacılıktır.

Bu konudaki en iyi söz, bizim kültürümüzde söylenmiştir:

“Az tamah çok ziyan getirir.”

***

Üçüncü büyük tehlike yani siyasal, ekonomik, mali problemler karşısında paniğe kapılarak, bu problemleri yaratan yanlış politikaları şiddetlendirerek sürdürmek, genellikle başarısızlık durumlarında ortaya çıkar:

Zarar eden işletme, oy kaybeden parti veya tiraj kaybeden gazetelerdeki liderler, hele bunlar kurucu ve doğal liderlerse, panikten dolayı daha büyük hatalar yapmaktan genellikle kaçınamazlar.

Çünkü özellikle kurucu liderler, başında bulundukları kurumu yoktan var eden, başarıya götüren kişiler olduklarından, yanlışlarının arttığını, politikalarının artık eskidiğini, geçerliliklerini yitirdiğini, avantaj yerine dezavantaj oluşturduğunu göremezler, daha doğrusu görmek istemezler.

ABD’de yapılan bir araştırma, işletmelerin başındaki en tutucu liderlerin kurucu liderler olduğunu göstermiştir.

Bu üçüncü tehlikeyi önlemenin iki yolu vardır:

1) Politikaları değiştirmek.

2) Lideri değiştirmek.

Genellikle baştaki liderler, kurumu zora sokan kendi yürüttükleri politikaların yanlışlığını kolay kabul etmedikleri için lideri değiştirmedikçe, politikaları değiştirmek pek olanaklı olmaz.

***

Sonuç olarak kurucu liderler, bu tuzaklara düşmeye daha eğilimlidirler ve böylece kurdukları kurumun batışını da hazırlarlar.

Bizim kültürümüzde bu tuzaklara düşen liderlerin tutum ve davranışları için:

“Kendi bindiği dalı kesmek”

“Kendi ayağına kurşun sıkmak”

gibi deyimler kullanılır.


Yazarın Son Yazıları