ATATÜRK ‘Tekâlîf-i Milliye’yi anlatıyor-1

09 Nisan 2020 Perşembe

Bütün ülkeler koronavirüsle savaş için, milyarlarca dolarlık yardım paketleri açıklarken, bizim iktidar halktan bağış istedi.

Üstelik büyükşehir belediye başkanlarının, yasayla kendilerine tanınmış olan hakkı kullanarak başlattıkları kampanyaları da yasakladı.

Fakat bundan önceki bağışların nasıl ve nerelere kullanıldığı hakkında ayrıntılı ve ikna edici açıklamalar yapılmadığı için halkta bir güvensizlik oluşmuştu.

İktidar bu güvensizliği aşmak için çeşitli yöntemler kullandı:

1) Eski bağışları sorgulayanları ve yeni bağış kampanyasını eleştirenleri bozgunculukla hatta, ihanetle suçladı.

2) IBAN numarasıyla halktan bağış istenmesini ironi yaparak dini terminoloji açısından yorumlayan gazeteci Hakan Aygün tutuklandı.

3) Halkı seferber etmek için, yapılan işe de bu günlere de hiç uygun olmayan bir örnek kullanıldı:

Kurtuluş Savaşı sırasında başkomutanlık yetkileri almasından sonra Mustafa Kemal’in, yayımladığı “Tekâlîf-i Milliye” emirleri anımsatıldı.

Bu örnek, Kurtuluş Savaşı yapan Türkiye’nin o dönemi ile bu günlerdeki koşulların karşılaştırılması açısından çok uygun bir karşılaştırma değildi.

Bu nedenle, “acaba bazı yeni önlemler için hazırlık mı yapılıyor” diye çeşitli yorumlar ve spekülasyonlar yapıldı ve bu bağlamda bazı olasılıkları şaka yolu bir üslupla dile getiren Fatih Portakal hakkında, hem Cumhurbaşkanı hem BDDK, suç duyurusunda bulundu.

Bu satırlar yazıldığı ana kadar savcılığın bu konuda ne yaptığı veya ne yapacağı hakkında bir bilgi edinemedim.

***

Bugün “Tekâlîf-i Milliye” hakkında Atatürk’ün neler söylediğini anımsatmak istiyorum. Ama önce terimlere ve o dönemin koşullarına ve olaylarına çok kısaca bakmak gerek:

Tekalif” Arapça kökenli bir sözcük, “Teklif” kelimesinin çoğulu:

Teklifler demek.

Fakat “Öneri” demek olan “Teklif” sözcüğü geçmişteki toplumsal kullanılışı açısından basit bir “öneri” anlamının çok ötesinde manalar kazanmış:

Birinci olarak, resmi bir tavır, resmi bir davranış anlamında kullanılmış.

Ben annemin yemek için konukları masaya davet ederken, “Teklif, tekâlüf yok, herkes istediği yere otursun” dediğini gayet iyi anımsıyorum.

İkinci olarak üst bir makamdan geldiğinde, emir, görev anlamında kullanılmış.

Üçüncü olarak, dini anlamda Müslümanların görevlerini belirliyor.

Dördüncü ve buradaki anlamı, vergi; özellikle tekâlîf olarak kullanıldığında vergiler anlamına geliyor:

Örneğin Tekâlîf-i Şeriyye; Dinin emrettiği vergiler. (Zekât gibi, haraç gibi) (Ayrıca: Dini vecibeler.)

Tekâlîf-i Örfiyye: Devleti yönetmek için gerek görülen konularda, din dışındaki vergiler.

Tekâlîf-i Ayniyye: Servet ve/veya üretim üzerinden alınan vergiler.

Bu uzun ve ayrıntılı açıklamaları Tekâlîf-i Milliye” adının o dönemdeki önemi vurgulamak için yaptım.

Mustafa Kemal o dönemde, kendine başkomutanlık ve Meclis yetkileri verilmesinden sonra yayımladığı emirlere, Kurtuluş Savaşı’nın “milli” özelliğini vurgulamak için “Milli Vergi” adını koyuyor.

Tekâlîf-i Milliye”yi doğru anlamak ve düzgün değerlendirmek için gerekli olan dönemin olaylar zinciri ve Atatürk’ün sözleri yarına!


Yazarın Son Yazıları