Alev Coşkun

Kamu Yönetimi ve F. Altun

10 Aralık 2020 Perşembe

Kuşkusuz bir vatandaş olarak Sayın Altun’un da eleştiri hakkı anayasamıza göre vardır. Ancak öncelikle bağlı olduğu 657 sayılı Devlet Memurları Yasası ile ilişkisini kesmesi ve devlet memurluğundan istifa etmesi gerekiyor. Bundan sonra istediği gibi konuşur, yazar. İstediği kişiyi eleştirebilir.

Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanı Sayın Fahrettin Altun, iç politika alanında açıklamalar yapıyor, muhalefet partisi liderini ya da milletvekillerini hedef alarak eleştirilerde bulunuyor.

Bu yazıda, politika ile kamu yönetimi arasındaki ilişki ve bu konuyla ilgili hukuksal düzen üzerinde durulacaktır.

Çağdaş ve evrensel devlet sisteminde, siyaset adamı ile kamu yönetimi ve kamu yöneticisinin hukuksal durumu kesin çizgilerle birbirinden ayrılmıştır.

Türk anayasa ve hukuk sisteminde de bu ayrım açıkça ortaya konulmuştur.

ANAYASAL DURUM

Anayasamıza göre yasama yetkisi TBMM’de, yürütme yetkisi Cumhurbaşkanı ve onun atadığı Bakanlar Kurulu’nda, yargı yetkisi de Türk ulusu adına karar veren bağımsız mahkemelerdedir.

Anayasamızın 123. maddesi “İdare” ve “İdarenin Esasları”, başlıklarını taşımaktadır ve aynen şöyledir:

“İdare, kuruluş ve görevleriyle bir bütündür ve kanunla düzenlenir.

İdarenin kuruluş ve görevleri merkezden yönetim ve yerinden yönetim esaslarına dayanır.

Kamu tüzelkişiliği, ancak kanunla veya kanunun açıkça verdiği yetkiye dayanılarak kurulur.”

Politik sistemde yer alan milletvekilleri, anayasanın ve Seçim Yasası’nın koyduğu kurallar çerçevesinde yapılan seçimler sonucu TBMM üyesi olur. Millet Meclisi’nde siyasi parti üyesi olarak siyasal konuşmalar yapmak, siyasal görüşlerini yazılı ve sözlü olarak bildirmek hakkına ve özgürlüğüne sahiptirler.

Anayasanın dördüncü bölümünde belirtilen “Siyasi haklar ve ödevleri”ni kullanırlar.

KAMU GÖREVİ VE KAMU HİZMETİ

Hukuka bağlı çağdaş devletlerde, devletin çeşitli görevlerini yerine getirmek amacıyla merkezi yönetim ve yerel yönetimler oluşturulmuştur. Bunlara genel olarak kamu yönetimi adı verilir. Kamu yönetiminde “kamu görevlileri”, yani memurlar çalışırlar.

Türkiye Cumhuriyeti Anayasası, kamu görevlilerinin nitelikleri, atanmaları, ödevleri, yetkileri ve özlük işlerinin kanunla düzenleneceğini belirtmiştir.

Kamu görevlileri, kamu yönetiminin insan öğesini , insan gücünü oluşturur. Ülkemizde kamu görevlileri, 23.7.1965 tarihli ve 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu adını taşıyan yasaya bağlıdır.

Bu kanun, 236 maddeden ve yüzlerce ek maddeden oluşur, tüm devlet memurlarının uyması gerekli olan kuralları içerir.

Devlet memurlarının işe alım, yükseltme ve görevlerini tanımlayan bu yasa, ayrıcalık gözetilmeden tüm devlet memurlarına uygulanır.

Bu yasanın 2. bölümü “Ödevler ve Sorumluluklar” başlığını taşımaktadır. Bu yasanın “Tarafsızlık ve Devlete Bağlılık” başlığını taşıyan 7. maddesi memurların durumunu ve siyasal konumunu tanımlamaktadır. Şöyle ki:

Devlet memurları siyasi partiye üye olamazlar, herhangi bir siyasi parti, kişi veya zümrenin yararını ve zararını hedef tutan bir davranışta bulunamazlar, görevlerini yerine getirirken dil, din, ırk, cinsiyet, siyasi düşünce, felsefi inanç, din ve mezhep gibi ayrım yapamazlar, hiçbir şekilde siyasi ve ideolojik amaçlı beyanda ve eylemde bulunamazlar ve eylemlere katılamazlar.

Bu maddenin hukuksal unsurlarını irdeleyelim:

1- Devlet memurları siyasi partiye üye olamazlar.

2- Herhangi bir siyasal parti, kişi veya zümrenin yarar ya da zararı için herhangi bir davranışta bulunamazlar.

3- Görevlerini yerine getirirken dil, din, ırk, cinsiyet, mezhep ayırımı yapamazlar.

4- Hiçbir şekilde siyasi ve ideolojik amaçlı açıklama yapamazlar ve eylemde bulunamazlar. 

ALTUN’UN DURUMU

Bu ilkeleri ortaya koyduktan sonra Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanı Fahrettin Altun’a gelelim. Altun kamu görevlisidir, bir üst düzey memurdur. Özlük işleri, hak ve ödevleri, sorumluluk ve yükümlülükleri yönünden sözü edilen 657 sayılı yasaya tabidir.

Anayasanın 80. maddesi, “Milletvekilleri, seçildikleri ilin veya kendilerini seçenleri değil, bütün Türk milletini temsil eder” ilkesini kabul etmiştir. Buna anayasa hukukunda ve siyasetbiliminde “Milletin Temsili İlkesi” adı verilir. Altun, bir milletvekiline karşı çıkmakla, eleştirmekle, sınırlarını aşıyor, milletin temsilcisine karşı geliyor.

Altun, İletişim Başkanı olarak bağlı olduğu Cumhurbaşkanı’nın talimatı çerçevesinde kendi alanında, teknik konularda açıklama yapabilir, bilgileri kamuoyu ile paylaşabilir, dış politika alanında da açıklama yapabilir. Zaten bunları yapıyor.

Ancak Meclis’teki siyasi partilere, siyasi parti liderlerine ve milletvekillerine karşı ve onları “muhatap” alarak bildirimler yapamaz. İç politika konularında görüş bildiremez, parti liderlerini suçlayıcı politik konuşmalar ve açıklamalar yapamaz.

Bunları yaparsa ne olur? 657 sayılı Devlet Memurları Yasası’na karşı gelmiş olur. Türk siyasal sistemini “zaafa” uğratmış olur. Türk demokrasisini sakatlamış, hukuk devleti ilkesini tartışılır bir duruma getirmiş olur.

İletişim Başkanı, üst düzey bir kamu görevlisidir. Özlük hakları ve kamu hizmeti faaliyetleri çerçevesinde 657 sayılı yasaya bağlıdır. Bu yasayı “ihlal” etmiş olur. Suç işlemiş olur.

ALTUN KENDİSİNİ POLİTİKACI OLARAK GÖRÜYOR

Altun’un işgal ettiği makam kuşkusuz çok önemlidir. Ancak Sayın Altun, şu anda görev yaptığı makamın önemini ve hukuksal boyutunu kavrayamamış durumdadır.

Yukarıda belirtilen hukuksal durum nedeniyle aslında Cumhurbaşkanı’na ve zaten tartışmalı olan Cumhurbaşkanlığı hükümet sistemine daha da zarar veriyor. Oysa İletişim Başkanı olarak herkesten önce bu sisteme zarar vermekten kaçınması gerekir.

SAMİMİ İNANÇ

Sayın Altun, iç politikayla ilgili konuşmalar yaparak görevini samimi olarak yerine getirdiğine inanıyor olabilir... Oysa kendisi yasaya göre önemli bir makamda, üst düzey bir kamu görevlisidir, üst düzey bir memurdur.

“Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanı olarak benim iç politika konularında konuşma hakkım vardır, siyasi parti liderlerini yanıtlamak, eleştirmek hak ve yetkim vardır” diyerek büyük bir yanılgı içine giriyor. “Ben iç politika ile ilgili konuşmaları Cumhurbaşkanı’ndan aldığım yetkiye dayanarak yapıyorum” diye bir savunmaya girerse bu kez daha da “vahim”, daha da sakat ve kötü bir durumun yaratılmasına neden olur.

Çünkü böylesi bir modelde, rejimin adı anayasaya dayalı Cumhurbaşkanı sistemi değil, krallık ya da sultanlık olur.

Şimdi, bu anayasal ve hukuksal görüşün temelleri üzerinde duralım.

TÜRK ANAYASA SİSTEM

Yukarıda belirttik, evrensel hukuka dayalı demokrasilerde ve Türk hukuk sisteminde, hangi düzeyde olursa olsun, devlet memurları günlük politika ile ilgili açıklama yapamaz, polemiklere giremezler.

Ancak aşiret devletleri, krallık ya da sultanlık rejimlerinde üst düzey memurlar böylesi açıklamalar yapabilir.

Şimdi Sayın Altun’u uyarmak gerekiyor:

“Bir devlet memurunun Türkiye Cumhuriyeti’nin anayasal sistemini, dünya kamuoyunda böylesi alçaltıcı bir düzeye indirgemeye hakkı yoktur.”

ALTUN’UN ELEŞTİRİ HAKKI YOK MU?

Kuşkusuz bir vatandaş olarak Sayın Altun’un da eleştiri hakkı anayasamıza göre vardır. Ancak öncelikle bağlı olduğu 657 sayılı Devlet Memurları Yasası ile ilişkisini kesmesi ve devlet memurluğundan istifa etmesi gerekiyor. Bundan sonra istediği gibi konuşur, yazar. İstediği kişiyi eleştirebilir.

Bir başka olasılık, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın, Altun’un statüsünü değiştirmesidir.

Örneğin Altun, bakanlıklardan birisine atanabilir. Bu durumda Altun siyasal bir statü kazanacaktır. O zaman siyasal açıklamalar yapabilir. Bir başka olasılık da şudur: Altun görevinden istifa etsin, AKP’nin il başkanı olsun. İlk seçimlerde de milletvekili olsun. Böylece istediği gibi konuşabilir, parti liderlerini istediği gibi en sert biçimde eleştirme hakkı kazanır.

“Bunlar beni ilgilendirmez. Ben devlet memuru olarak kalırım, İletişim Başkanlığı çok havalı bir makamdır, ben bu koltuktan ayrılmak istemem, ancak partileri, parti başkanlarını ve milletvekillerini de eleştiririm. Siyasal açıklamalar da yaparım” derse anayasaya, kanuna ve hukuka karşı çıkmış olur.

Daha açık belirtelim: Hukuku çiğneyen bir noktaya gelmiş olur.

Hukuk herkese lazımdır. Unutulmasın ki demokrasilerde, bir gün gelir hukuka karşı yapılan hareketlerin hesabı hukuk önünde sorulur.


Yazarın Son Yazıları

Siyasette hareketlilik 7 Şubat 2021
Kamu Yönetimi ve F. Altun 10 Aralık 2020