Adnan Binyazar

Hiç yoktan!

11 Aralık 2020 Cuma

Gazetelerin ilk sayfalarını, TV ekranlarını her gün sonu ölümle biten tüyler ürpertici haberler kaplıyor. Çoğu kız-erkek arkadaşlar arasında çıkan tartışma, aileler arasındaki geçimsizlik, mal paylaşımı, kıskançlık, şoförler arasında müşteri kapmak, kadına tecavüze kalkışmak, gövde gösterileri, namus temizlemek gibi olaylardan doğuyor.

Babanın oğlu, oğlun babayı, öğretmenin öğrenciyi, insanın eşini çocuklarıyla birlikte öldürmesi, geçim derdine bağlı intiharlar, “Ben seni kimseye yâr etmem!” diyerek beş on yerinden bıçaklanarak sevgili öldürmeleri, arkadaşın arkadaşının kanına girmesi bugüne değin nerde görülmüş...

Son yıllarda ne oldu da her gün ekranlarda çat pat sesleri, yere serilmiş cesetler, uzaktan duyulan cankurtaran düdükleri...

Birilerinin beynine sanki kötülük tohumları ekilmiş, sokaklar kan gölü!

Çatışmalar 

Çatışmaların temeline inince, birçok olayın hiç yoktan çıktığı anlaşılıyor. O anda birinden biri sesini yükseltip, saldırı sırasında öfke çılgınlığına uğrayan saldırgana, “Biz neyi paylaşamıyoruz, yıllardır birbirimizden hiç ayrılmadık, birlikte yedik birlikte içtik, nice zorlukları yendik, nice sevinçler yaşadık, bırak elindeki bıçağı da aramızda ne oldu da bu duruma düştük, karşılıklı konuşup, kendimizi bu kör öfkeden kurtaralım...” deyiverse, inanıyorum ki bir anda ikisi de duygulanacak, gözleri yaşararak birbirini kucaklayacaklardır.

Yaşlılar

Bir filmde görmüştüm. Gençliklerinde aynı kızı seven iki arkadaş, nasıl bir sevgi olmalı ki bu, yaşlılıklarında her yıl, genç yaşta ölen sevgilinin mezarını ziyaret eder. Önce gelen, kızın mezar taşına bir mektup bırakmıştır. Onu uzaktan izleyen arkadaşı, ne yazıldığını merak eder, mektubu öfkeyle yerinden alıp okurken birden öfkelenir, mektubu yırtıp atar. İlk gelen, bir olay çıkmasın diye, oradan ayrılmak üzere kendini arabasına atar. Terslik işte, ne yapsa arabasını çalıştıramaz. Arkadaşı önüne geçer. Tam o sırada, birden çalışan araba sıçrayarak hareket edince, gitmesini önleyen arkadaşına çarpar. Adam yere düşüp baygın yatar. Telaşa kapılan arkadaşı onu hastaneye yetiştirir.

Ertesi gün ilk işi arkadaşını hastanede ziyaret olur. Arabayı üzerine kasıtlı sürmediğini açıklayarak ondan özür diler. Birkaç gün sonra taburcu olan arkadaşını yalnız yaşadığı evine götürürken, eski günleri anarak gülüşürler.

İso

İso, Köy Enstitüsünde sınıf arkadaşımdı. Gençlik işte, aramızda hiç yoktan itişmeler kakışmalar olurdu. Bütün sınıf çevremizi alır, “Hadi, goçum!” diye bağırarak bizi dövüşe kışkırtırdı. Yağmurlu bir gün, yine birbirimize girdik. Benden uzaklaşsın diye itiverince ayağı kaydı, içi su dolu kireç kuyusuna düşüverdi. Çukurdan sırılsıklam çıkmaya çalışırken, “Görürsün, bunu sana bırakmayacağım!” dedi.

Uzun süre birbirimize laf sokuşturarak geçti. Bir gün yolumu kesti, “Yarın kavaklıkta bekleyeceğim seni, el mi yaman bey mi yaman, göreceksin!” dedi. “Tamam!” dedim. Ertesi gün yola koyulduk. Yorgun görünüyordu. “İso” dedim, “arkadaşlar bizi kışkırtıyor. Oysa ne alıp veremediğimiz var! Gel, kavgayı dövüşü bırakalım...

Sözümü bitirmemiştim ki İso koynundan bir bıçak çıkardı, “Böyle konuşmasaydın, bununla seni delik deşik edecektim!” dedi, bıçakla sağ kolunda bir yere batırdı. Sızan kanı gösterip “Dilini çıkar yala, seninle kan kardeşi olacağız” dedi. Dediğini yaptım. O da yaladı. Yüzlerimize bakıp güldük. Her şeyi unutmuş, bir iki dakika içinde kan kardeşi olmuştuk...


Yazarın Son Yazıları

Ekran utandıranlar 26 Şubat 2021
Doğan Cüceloğlu 19 Şubat 2021
Karayel’den üç kitap 12 Şubat 2021
Kutsal dil 5 Şubat 2021
Kültür dostluğu 29 Ocak 2021
Eğitim düzenimiz 22 Ocak 2021
Sağır kulaklara... 15 Ocak 2021
Eleştiri ahlakı 1 Ocak 2021
Balarısı 25 Aralık 2020
Einstein’ın mektubu 18 Aralık 2020
Hiç yoktan! 11 Aralık 2020
Tolstoy’un bisikleti 4 Aralık 2020
Aydınlanma bilinci 20 Kasım 2020