Türkiye’nin önde gelen hukukçuları Cumhuriyet’e verilen cezaları değerlendiriyor-6

Bugün Basın İlan Kurumu’nun yanlı tutum ve uygulamaları bir demokrasi karşıtlığıdır. Devleti yöneten siyasal irade, bu kurumu bir sansür organı gibi kullanmakta kararlı gözüküyor. Cumhuriyet gazetesinin asırlık yayın niteliğini, içeriğini eleştirmek, değerlendirmek, geri kalmış bir devletin bile yapmayacağı kökten bir yanlıştır.

29 Haziran 2020 Pazartesi, 06:00
Türkiye’nin önde gelen hukukçuları Cumhuriyet’e verilen cezaları değerlendiriyor-6
Abone Ol google-news

Hüsamettin Cindoruk

Eski TBMM Başkanı

İyi işleyen demokratik rejimlerde, ayrıntılar da temel değerleri oluşturur. Özgür ve özgün basın organlarının ekonomik bağımsızlığı için devletin eşitlikçi, koruyucu davranması, kollayıcı olması vazgeçilmez bir sistem koşuludur.

Devlet, basın ve yayın organları karşısında tam bir tarafsızlık çizgisi içinde olmaz ise güvence niteliğini yitirir. Devlet, basın ve yayın alanına bir iktidar yanlısı olarak el uzatırsa demokrasi üstüne tartışmalar, gerilimler başlar. Bugün Basın İlan Kurumu’nun yanlı tutum ve uygulamaları bir demokrasi karşıtlığıdır.

Devleti yöneten siyasal irade, bu kurumu bir sansür organı gibi kullanmakta kararlı gözüküyor. Basın organlarının, siyasal ve düşünsel seçimlerini, yayın politikalarını, gerçekçi verileri göz ardı ederek denetlemek için Basın İlan Kurumu, siyasal iradenin güdüsüne girmiştir.

GEÇMİŞTE DE SINANDI

Demokrasi platformunda bu uygulama bir ayrıntı olarak görülemez. Basın ve düşünce özgürlüğüne aykırı fikirleri ifade ve yayın hakkına bir devlet müdahalesi söz konusudur. Ulusal ve yerel basın organlarının ekonomik zorluklarını azaltmak demokrat devletin vazgeçilmez görevidir. Özellikle ülkemizde çoksesli ve yaygın bir basın-yayın alanı henüz kapsayıcı değildir.

Demokratik bir devlet; her kişinin ve kesimin sesini, eleştirisini duymak için özgün, özgür ve ayakları yere basan araçlara gerek duyar. Devletin, bu nedenle Basın İlan Kurumu’nun maddi olanaklarını, demokrasinin buyruğuna göre kullanması bir sistem şartı ve koşuludur. Cumhuriyet gazetesinin asırlık yayın niteliğini, içeriğini eleştirmek, değerlendirmek, geri kalmış bir devletin bile yapmayacağı kökten bir yanlıştır.

Üstelik bu uygulama geçmişte de sınanmış, sonuç vermemiştir. Devlet hortumu ile sulanan basın organları, zamanla iktidar partilerinin el ilanları, broşürleri gibi etkisiz ve yanlı nitelikte eriyip gitmiştir. Geçmişteki besleme gazetelerin yazarları-çizerleri de kayboldular. Besleyen iktidarlar da silindi. Biz onlara mütareke basını, Ali Kemal’in takipçileri diyorduk. Haklı çıktık. Onlar gitti. Hür basın kaldı. Cumhuriyet yaşıyor. Demokrasi yaşıyor.

YARGIYLA SUSTURMAK

Anayasal bir nitelik olan “hukuk devleti” gereklerine aykırılığı açık, baskı ve yıldırma sayılacak işlemleri anayasanın 25., 26. ve 28. maddelerine aykırı buluyorum.

Yekta Güngör Özden

Eski Anayasa Mahkemesi Başkanı

Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşunda basın bayrağı gibi yaşamına başlayan Cumhuriyet gazetesinin günümüzde karşılaştığı ve bağlı tutulduğu işlemleri ibretle izliyorum.

Çağımızın gerekleri karşısında hepimizi düşündürecek ve utandıracak kimi sözde “hukuk uygulamaları” kapsamında gösterilmeye çalışılan hukuksuzluklar karşısında, bir yurttaş olarak derin üzüntü duyuyorum.

Yargının siyasal güce bağlı olması görünümünü veren, yargı bağımsızlığı için olumsuz düşüncelere ve kimi kaygılara neden olan durumu, işlemleri ibret veren gerekçeleriyle endişeyle karşılıyorum.

SERT, GEREKSİZ, YARARSIZ!

Anayasal bir nitelik olan “hukuk devleti” gereklerine aykırılığı açık, baskı ve yıldırma sayılacak işlemleri anayasanın 25., 26. ve 28. maddelerine aykırı buluyorum. İktidara karşı özgürce toplumsal tepkileri dile getirmeyi sakıncalı görüp yasaklayan anlayışın demokrasi kavramıyla hiçbir ilgisi olmadığı gibi yargıyla susturmaya çalışmak, aynı zamanda yargıya saygıyla ve güvenle bağdaşmayacak bir tutumdur.

Yaşamın günlük koşulları ve kimi çekincelerle kaçınmalar nedeniyle yayınlardan yakınılması doğal olduğu gibi, özellikle siyasal kanada bağlılık ve ondan çekinerek gerçekten uzak anlatım ve sözden dönmeler de izlenmektedir. Bu durumda yayını kınamaktan çok “yanlış anlatım, gerçeklere aykırı yayın” yakınmasıyla düzeltme istenebilir.

Gerekirse dava yoluna da gidilebilir. Ama yayını “Basın Ahlak Yasası’na aykırılıklarla” suçlayıp cezalandırmak yoluna gitmek, sert, gereksiz ve yararsız bir uygulamadır. Öncelikle ilan ve reklamları kesmek, sert ve sindirme görünümlü bir uygulamadır.

Siyasal kesimden gelen yakınmalarla alınan kararı demokratik ilkelere ve yayınların içeriğine göre ağır ve aşırı buluyorum. Basın özgürlüğü savunmalarını gölgede bırakan uygulama, bu savunmalara uygun bir işlem değildir. Demokrasinin anlayış ve hoşgörü özellikleriyle bağdaşmayan işlem ve uygulamaları uygun bulmuyorum.