Türkiye’nin önde gelen hukukçuları Cumhuriyet’e verilen cezaları değerlendiriyor-13

Boğaz’daki kaçak yapılar tüm yurttaşları ilgilendirmez mi? Ya da gelen bir hediye paketinin virüs riski taşıması her birimizi endişelendirmez mi? Demokratik, basının özgür olduğu bir ülkede, bütün bunlar haberdir elbette. Peki, bu haberler nedeniyle Cumhuriyet’e ceza yağdıranlar, yaptıklarıyla ülkemizi basın özgürlüğünde dünyanın son sıralarına taşıdıklarının farkında değiller mi?

06 Temmuz 2020 Pazartesi, 06:00
Türkiye’nin önde gelen hukukçuları Cumhuriyet’e verilen cezaları değerlendiriyor-13
Abone Ol google-news

Özkan Yücel

İzmir Barosu Başkanı

Cumhuriyet gazetesi, Basın İlan Kurumu’ndan gelen cezalarla mücadele ediyor. Sanki gizli bir el bir düğmeye basmış da “Cumhuriyet’i yok edin” demiş gibi. Haberler mi ararsınız cezaya çarptırılan, yoksa köşe yazıları mı; siz seçin. Toplamda ve şimdilik, 88 güne ulaşmış ceza süresi. Gerekçesi vardır mutlaka, diye düşünüyorsanız; bu nafile bir düşünce... Mevzuattan iki maddeye gönderme yap, oldu sana gerekçe. Mevzuata ne surette aykırı davranıldı, hangi söz ihlal sayıldı, hangi kusurdan dolayı cezalandırılma yapıldı; bilgi yok. Zira aynı madde birçok cezalandırma gerekçesi içeriyor. Peki, aslında hangisi bu cezanın kaynağı, belli değil. Adeta biz verdik cezayı, siz seçin bulun hangisini ihlal ettiğinizi, der gibiler.

HABERLERİN DAYANAĞI

Baktım gerekçelere, yalan haber yaptın diyorlar mı diye. Yok. Baktım, haberlerin dayanağı var mı? Evet. E, devlet sırrı da değil paylaşılanlar; hani bazı habercilerin devlet sırrını paylaştıkları iddia ediliyor ya.. Yani ifşa edilen bir sır da yok ortada Peki, kimi/neyi rahatsız ediyor ki bu haberler? Pelikan iddiasının yayına taşınması... Siz, biz , hepimiz zaten bilmiyor ; duymuyor muyuz bu iddiaları? Siyasi iktidar içerisindeki güç çekişmelerini, cemaat kavgalarını? Kamudan ihale alan şirketlerin isimlerinin duyulması; kimi, neden ve niçin rahatsız eder ki ihalelerde bir hukuka aykırılık olmadıkça? Kayıtlar ve tapular açıklansın, şeffaf olsun demenin neresi yanlış olabilir ki? Gazetesine açılan bir davaya ilişkin lehe gelişmeyi gazete sütunlarına kim taşımaz ki? Boğaz’daki kaçak yapılar tüm yurttaşları ilgilendirmez mi? Ya da gelen bir hediye paketinin virüs riski taşıması her birimizi endişelendirmez mi? Demokratik, basının özgür olduğu bir ülkede bütün bunlar haberdir elbette. Peki bu haberler nedeniyle Cumhuriyet’e ceza yağdıranlar, yaptıklarıyla ülkemizi basın özgürlüğünde dünyanın son sıralarına taşıdıklarının farkında değiller mi? Daha onlarca soru sormak mümkün elbette. Ama cevabı biliyorsanız, soru sormak da anlamsızlaşıyor bir yerde.

SUSTURMAK İSTİYORLAR

Amaç belli, amaç aynı. Özgür basını susturmak, halkın haber alma hakkını engellemek, gerçeklerin önüne koydukları perdenin açılmamasını sağlamak. Ceza veriyorlar, ilan kesiyorlar, basın kartlarını iptal ediyorlar. Zaten bin bir güçlükle yayın hayatını sürdüren bağımsız gazeteleri susturmak istiyorlar. Bu konuda da ilk değiller. Tarih, benzerlerini kendi halkına, ülkelerine reva görenlerle dolu. Ama her biri silindi gitti tarihten. Geriye özgürlükleri için mücadele edenler ve özgür basın kaldı yine de. Çünkü bir şeyi unutuyorlar. Cumhuriyet özgür basının kalesidir. Halkın haber alma hakkı için, özgürlükler için, demokrasi için, laiklik için hayatını feda eden basın emekçilerinin yuvasıdır. Ve onların vazgeçmeyen mücadeleleri, Cumhuriyet’in genlerine işlemiştir. Bunu söküp almak mümkün değildir. Bu nedenle: Vazgeçin, çünkü vazgeçiremezsiniz.

İktisadi sansür

Cumhuriyet gazetesi, basın etik ilkelerinden ayrılmadan yürütmekte olduğu gazetecilik faaliyetinde iktidarın hoşuna gitmeyen haberler yaptığı gerekçesiyle BİK tarafından sansürün günümüz versiyonuna uğratıldı.

Cumhur Uzun

Muğla Barosu Başkanı

Anayasamızın “Basın Hürriyeti” başlıklı 28. maddesi, “Basın hürdür, sansür edilemez” demektedir. Klasik anlamda sansür, basın aracılığı ile halka duyurulacak haber ve yazıların önceden otorite tarafından incelenmesi ve izin verilenlerin yayımlanması, diğerlerinin kısıtlanmasının adıdır. Kişilerin haber alma özgürlüğünün engellenmesi sonucunu doğuran ve yüzyıllar boyunca verilen mücadelede kazanılan sansür yasağı, bizim anayasamızın da temel güvencelerinden birini oluşturmakta ve “ Basın hürdür, sansür edilemez” şeklindeki veciz bir söz ile ifade edilmiş bulunmaktadır.

Günümüzde, siyasal iktidarı elinde bulunduranlar, anayasamızın bu açık hükmüne ve bununla korunmak istenen değerin “halkın haber alma özgürlüğü” olduğuna aldırmaksızın, yazılanların kendi düşünce ve davranışlarına uygun olup olmadığına göre tavır geliştirmekte, gerçek haberi yayımlayan gazeteleri salt işine gelmediği gerekçesiyle cezalandırma, sindirme, yıpratma ve mümkünse yok etme taktiği uygulamaktadırlar.

Habercilikte temel ve evrensel kural, “Kamunun bilgi almasına yarayan gerçek olaylar haberdir” şeklindedir. Bu iki kurala, “kamunun bilgi alma yararı” ve “gerçek olma özelliğine” sahip olayları haberleştiren gazete, “kimin yararına ya da zararına bunu yapmıştır?” şeklinde bir bakış ile irdelenip değerlendirilemez.

“Henüz kesinleşmemiş olsa bile 88 güne ulaşmış bulunan bu yasaklamaların hukuken yerinde olmadığına, yapılan haberin gerçekliğine ve kamunun bu olayı bilme ihtiyacına bakarak, yani haberin haber değerinin olduğunu bakarak söylemek hiç de zor olmasa gerek...”

Bu haberciliğin objektif yapısına aykırıdır. Temel ve evrensel bu değerlendirme kriterinin dışına çıkılarak, elinde bulundurduğu gücü “gazete üzerinde ilan ve reklam yasaklaması” şeklinde uygulamak sansürün günümüzdeki versiyonu ve iktisadi görünümlü olanıdır. Zira bir gazeteyi ekonomik olarak yıldırmak, gazetenin bundan bıkarak yazılarını yazmamasına yada tümden kapanmasına yol açacağından, halkın haber almasına hizmet veremeyen, bu hizmeti kısıtlanan ve sonuçta sansürlenen bir gazete ortaya çıkacaktır.

Hukuk devletlerinde, hukukun üstünlüğüne inanarak ve bunu gözeterek yönetim sergileyen iktidarların, basını kısıtlamak şöyle dursun, basının daha özgür olmasını ve yaptıklarını kamuya duyurmalarını istedikleri gibi, diğer yandan yapılanları eleştirisel bir gözle görüp kendilerine yol gösterici, eksiklerini tamamlama fırsatı tanıyan birer güç olmasını isterler ve buna uygun özgürlük ortamı oluştururlar.

Yöneticilerin kendilerini, kendi koydukları ve herkese uygulanan kurallarla bağlı saydıkları ülke anlamına gelen hukuk devletinde, yöneticiler, kendilerinin işine gelmediği ya da keyfi davranışlar sergileyecekleri zaman bunun duyulup bilinmesini istemezler ve “yapsınlar ama duyulmasın” anlayışına sahip olurlar..

Bu anlayış için en büyük tehlike, yaptıkları ve fakat duyulmasını istemedikleri iş ve eylemlerin halka duyurulması, yaptıkları nedeniyle halkın tepkisinin onlara yönelmesidir. İşte tam da bu yüzden halka bunları duyuracak basını kontrol altına almak, istediklerini yazan, istemediklerini saklayan bir basın yaratmak isterler.

Ülkemizde AKP yönetimi iktidara geldiğinden hemen sonra, istediklerini yazan, iktidarın istemediğini saklayan -görmezden gelen ya da doğrudan halkın bir konuda yöneticiler gibi düşünmesine zemin hazırlayan algı operasyonlarına zemin oluşturan bir basın yarattı. Böylelikle yarattığı basın ile kendi amaçlarına hizmet eden, yaptıklarına eleştiri getirmeyen bir güç oluşturdu. Kısaca kendi basınını kurdu.

Ancak, aralarında Cumhuriyet gazetesi gibi, iktidarın yaptıklarını eleştirel gözle ve tam bir gazetecilik anlayışıyla değerlendiren ve bu nedenle de iktidarın yarattığı basın içinde yer almayan gazetelerin halen var ve halka hizmet etmeye, özgür gazetecilik yapmaya devam ediyor olması, iktidarın kendi basınına rağmen basından beklediği etkiyi yeterince alamamasına, özgür basın yoluyla halen dahi gerçeklere ulaşılabiliyor olmasının yarattığı rahatsızlığa yol açtı.

Her şeye rağmen gerçekler özgür basın eliyle halka duyuruluyor, halktan yanlışlara büyük tepkiler yükseliyordu. Bu olmamalıydı. Nasıl olur da iktidar gücü elinde olduğu halde halkın öfkesine sebep olacak ve iktidarı kaybettirecek haberler yapılabiliyordu? Olmamalı, yaratılan basın dışında basın ortada kalmamalıydı.

Basın bizim istediğimiz kadar özgür, bizi haklı çıkardığı kadar hizmet verebilmeliydi. Kişilerin haber alma özgürlüğü, haberin gerçek olup olmadığı ile değil, haberin bize zarar verip vermediği ile ilgili ölçülmeli, gerçek olsa bile bize zarar veren haberleri gazeteler yazamamalıydı. Basın özgürlüğü bizden daha değerli, halkın haber alma hakkı bizden ve iktidarımızdan daha değerli olamazdı, olmamalıydı. Öncelikle bu gazetelerin basın açıklamalrına vb. davet edilmemesi, bu gazetelerle bilgi paylaşılmaması denendi ama yetmedi.

Daha etkili bir yol olmalıydı. En etkilisi “sansür” akla geldi ama günümüz dünyasında olmaz, anlatılamazdı. Öyleyse sansürün günümüz sürümü-versiyonu olan “iktisadi sansür” devreye sokulmalıydı. Buna ilişkin güç ve oluşum vardı. Öyle de oldu; Yayın hayatı neredeyse 100 yıla yaklaşmış Cumhuriyet gazetesi, basınımızın ulu bir çınarı olarak basın etik ilkelerinden ayrılmadan yürütmekte olduğu gazetecilik faaliyetinde iktidarın hoşuna gitmeyen haberler yaptığı gerekçesiyle Basın İlan Kurumu tarafından ilan yasaklamasına çarpıtılarak sansürün günümüz versiyonuna uğratıldı.

Henüz kesinleşmemiş olsa bile 88 güne ulaşmış bulunan bu yasaklamaların hukuken yerinde olmadığını, yapılan haberin gerçekliğine ve kamunun bu olayı bilme ihtiyacına bakarak, yani haberin haber değerinin olduğunu bakarak söylemek hiç de zor olmasa gerek. Haber sansürlemek ya da sansürleme anlamına gelecek ekonomik sansür uygulamak yerine bu haberlerde hoşa gitmeyenlerden ders çıkarmak ve davranışlarını buna göre hukuka uygun hale getirmektir doğru ve erdemli olan...

Öte yandan kamu gücünü elinde bulunduran bu gücü iyi niyet ve kamu yararı ilkelerine göre, eşit ve adil olarak uygulamakla yükümlüdür. Bazı gazetelerin etik kurallara aykırı tutum ve davranışlarını görmezden gelerek yaptırıma tabi tutmazken, Cumhuriyet gazetesinin ahlak ve etik ilkelere aykırılığı bulunmayan ama iktidar tarafından yazılmasından hoşlanılmadığı için yaptırım uygulanan yazıları, toplumun adalet duygularını da incitmekte, bu kurulun kararlarına olan güveni ortadan kaldırmaktadır. Hiç kimse, hiç kimseye haksızlık yapmamalıdır. Haksızlıklar da dahi eşitsizlik ise hiç yapmamalıdır.