Sahnede Efruze, evde Elif’im

Geçenlerde elime yeni çıkan bir albüm geçti: Assolist. Kapağına, içine şöyle bir göz attım. Türk Sanat Müziği’nin en bildik, en güzel şarkıları vardı içinde. Gözleri Aşka Gülen, Gizli Aşk Bu, İçin İçin Yanıyor, Kalbe Dolan O İlk Bakış...

18 Ekim 2020 Pazar, 02:00
Sahnede Efruze, evde Elif’im
Abone Ol google-news

Hadi biraz dinleyeyim diye cd çalara koydum. Tam üç gündür orada. Sabahtan akşama, hatta uyuyuyana kadar dinliyorum. Bu en güzel şarkılar, en temiz ve sanıyorum doğru şekliyle söylenmiş. Hiçbir fazladan nota eklemeden, uzatmadan, bükmeden, kırılmadan. O en eski plaklardaki gibi. 1950’lerde bilinen bir Radyoevi sanatçısından dinliyormuşsunuz gibi. Tanışmak farz olmuştu artık. Galata’da buluştuk, tam da hayal ettiğim gibi bir kostümle gelmişti. Opera geçmişinden, oyunculuğundan, çocuklardan, hayallerden ve tabii ki albümden konuştuk. Uzun uzun...

    - Efruze ne demek?

Babaannemin ismi. Eskiden hiç sevmezdim... Etrafına ışık saçan, ışıldayan demek. Camla sanat yapmaya da deniyor herhalde. 

    - Nerelisiniz?

Baba tarafım eski İstanbullu. Göztepe’de yaşadık hep. Dedem Mısır Çarşısı esnaflarındandı. Babaanne tarafım da Bulgaristan göçmeni.

    - Sizle tanışmadan önce özgeçmişinizi okudum. Sanatla ne kadar içiçe bir hayatınız olmuş... Küçükken anne babanın yönlendirmesi de var herhalde.

Biz aile apartmanında yaşadık. Aile köşkü apartmana dönüşmüş, malum hikaye. Bütün apartmanda çok müzik dinlenirdi. Her daireden de başka bir müzik yayılırdı dışarıya. Pikaplardan tabii. Amcam İlhan İrem severdi, annem Julio Iglessias, babam Türk Sanat Müziği severdi. Gazino gibi bir ortamda büyüdüm. Aslında müziği seçmem çok da tesadüf değil herhalde. Hep içimde vardı. Ortaokulda okurken bile Güzel Sanatlar Lisesi’ne girmeyi hayal ederdim hep. Piyano dersleri aldım, müthiş hocalarla harika bir eğitim vardı o zamanlar.

    - Tabii tüm bu eğitime rağmen sanatı meslek olarak seçmeyenler de var.

Evet, ben seçtim. İstanbul Üniversitesi Devlet Konservatuarı’na gittim. İkinci sınıftayken operalarda oynamaya başladım. 19 yaşımda Saraydan Kız Kaçırma’da Blonde’yi oynadım, ki operanın başrollerinden biri. 

    - Aaa, ben de daha iki hafta evvel bu yılın prodüksoyununu seyrettim. Arkeoloji Müzesi’nin bahçesinde. Muhteşemdi.

Biliyorum, süper bir prodüksiyon olmuş. Oynayanların hepsi arkadaşım tabii. Dansın da girmesi çok zenginleştirmiş.

    - Ee, sonra?

Cemal Reşit Rey’de çok söyledim. Mezun olduktan sonra İstanbul Operası’nda birçok rol oynadım.

    - Kadrolu muydun?

Ne yazık ki hayır... Tabii ki ben opera çok seviyorum, opera söylemeyi çok seviyorum; ama şu anda free-lance çalışan bir sanatçıyım. Sözleşmeli 13 sene çalıştım. Opera’ya 17 yaşındayken başladım ben, çok küçüktüm.

    - Peki operadan assolist albümüne geçiş nasıl gerçekleşti? Acaba çocukluktaa dinlediğiniz değişik müzik türlerinin etkisi mi?

Şöyle oldu aslında, bir Nesrin Sipahi albümü dinledim. O zamanlar da Senfoni Orkestrası ile konserler yapıyordum, Türkiye’nin her yerinde. Çok etkilendim albümden, çok beğendim. Tabii Nesrin Sipahi’yi tanıyordum, ama can kulağıyla dinlemek başka demek ki. Ne kadar güzel söylemiş. Şimdi Nesrin Hanım’a gitmek, CD’mi ona kendim götürmek istiyorum. 

    - Acaba o “güzel” dediğiniz şey neydi o albümde?

O eski albümler yok artık. Zeki Müren’in, Behiye Aksoy’un, Gönül Yazar’ın ilk zamanlarındaki gibi söylenmiyor şarkılar. Sanat müziği, aslında tertemiz bir müzik. Ne yazık ki son yıllarda arabeskten çok etkilenmiş. Arabeskin o ağdalı, nameli yapısı, Sanat Müziği’ni kötü yönde etkilemiş. 

    - “Assolist” albümünün çok temiz olduğunu hemen fark ettim.

Evet. Elimden geldiğince öyle yapmaya çalıştım. Olabildiğince sade, olabildiğince notalara sadık kalarak. Son haftalarda bestecilere ziyarete gittim, albümü ben götürmek istedim. Gündoğdu Duran Bey, “bunca yıldır bu meslekteyim, ilk defa şarkılarımın bu kadar doğru okunduğunu duydum” dedi. 

    - Hangi şarkılar onundu albümde?

Gözleri Aşka Gülen ve Ankara Rüzgarı. Ben de bu şarkıları çok severim aslında... Ne bileyim, işi doğru yapmak, temiz yapmak çok mutlu ediyor beni. 

    - Albümün adı neden Assolist?

Biraz iddialı bir isim aslında... Projeyi ilk Samsun Demir’e götürdüm. Çok beğendi, arşivlik bir albüm, dedi. “Adı assolist olsun” dedi. Bana önce biraz fazla iddialı gibi geldi. “Sizin alt yapınız bunu hak ediyor bence, hem de ilgi çeken bir isim olur” dedi. 

    - Devam albümleri gelecek mi? Assolist 2, Assolist 3?

Bilmem. İnşallah. 

    - Siz aslında zor bir yoldasınız Efruze. 30 sene evvel Fahrettin Aslan’ın dikkatini çekip, bir gecede gerçek, çok büyük bir assolist olabilirdiniz gerçekten de. 

Değil mi! Aslında belki de doğru zamandır. 30 sene evvel assolistler vardı zaten. Şimdi yok olan birşeyi tekrar canlandırıp bir marka haline getirip insanlara hatırlatmak çok daha değerli. Bu müzikler çok değerli, çok keyifle dinlenen müzikler. Benim yaptığım şarkılar tiktok’la binlerce dinleniyor. Gençler dinlemiyor diyenler de çok doğru söylemiyorlar yani.

    - Siz kaç yaşındasınız?

40 yaşındayım. 

    - Maşallah, nasıl bir 40 yaş bu böyle! Hiç müdahale var mı?

Yani, ufak tefek şeyler var tabii. Doktorum çok yakın bir arkadaşım.

    - Kostümlerle, çekimlerle de tam assolist olmuşsunuz. Eşiniz sizi kıskanmıyor mu?

Bilmem... Neredeyse on yıllık evliyiz. Beni seyredip gurur duyuyor. Çok destek veriyor. Bazı insan eşinin göz önünde olmasını istemez... Ama ben de onun göz önünde olmasını çok seviyorum, çok destekliyorum. 

    - İnsanın göz önünde olması ayrı birşey, zaman zaman eşiyle göz göze gelip güven vermesi ayrı birşey.

Evet, çok doğru. İnsan hayatta bir yola çıkıyor, fazla da deşmiyor aslında. 

    - Çocuklar ne yapıyorlar?

Onların tepkileri enteresan. Hoşlarına gidiyor. Baba da sürekli televizyonda. Eşim de İSAD, İstanbul Sigorta Acentaları Derneği Başkanı idi, şimdi onursal başkan. Yani onlar bizi biryerlerde görmeye çok alışkınlar.  

    - Aslında insanın dünyada birçok rolü var tabii. Opera’da bir prenses olursunuz da, evde iş de yaparsınız, marketten alışveriş de.

Çok doğru. Maria Callas’ın bir lafı var: “Sahnede Maria Callas’ım, evde Maria’yım”. Gerçekten benim için de öyle. Sahnede Efruze’yim, evde Elif’im. İyi ki iki ismim varmış, birini sahnede, birini evde kullanıyorum.

    - Düğmeye bastınız Efruze, bir daha bastınız Elif. Hızlıca değişen iki ayrı kişilik gibi.

Aynen öyle. Bir anda öteki tarafa geçiyorum. Efruze, ayrıca sahneye de çok yakışan bir isim. Ben kadere, kısmete innanırım. Bu ismin bana verilme sebebi belki biraz da hu yüzdendir.

    - Gelelim tekrar albüme. Şarkıları neye göre seçtiğinizi çok merak ettim. 

Aslında sahnede en çok tepki alan, insanların en çok katıldıkları şarkıları seçmeye çalıştım. Tabii bir de kendi sevdiğim şarkılar. Bazı şarkılar insanı farklı etkiliyor. Kalbe Dolan O İlk Bakış’ı defalarca dinleyebilirim mesela. 

    - Söyleme tarzınızda opera tarzı da var mı sanki biraz?

Çok az. Tabii ki o renkler var. Senelerce söyledim, öyle bir eğitimden geliyorum. Olmasını da çok seviyorum ayrıca. Türk Sanat Müziği’ne parlak vurguları çok yakıştırıyorum. Zeki Müren, bunun en yüksek noktası bence. Kesinlikle bir dünya star’ı.  

    - Ama sahneler çok azalmadı mı Efruze, ne dersiniz? Bu albümü gerçek bir assolist edasıyla söyleyecek sahne de yok misal.

Evet, ama şimdi çok iyi bir menajerlik firmasıyla çalışıyorum. Passion Turca. Yollarımız, fikirlerimiz çok paralel. Onlar olmasa da yaratan, proje geliştiren bir ekip.  

    - Bir de sanatçı çalışmadığı zaman daha depresif bir kişilik yapısına bürünür, değil mi?

Yüzde yüz öyle. Şimdi bu projeyi uluslararası bir arenaya taşımayı hayal ediyorum. Zihnim sürekli onunla meşgul. Bizim müziğimiz evet, ama yurt dışında da çok seviliyor. Kanada’da bir caz festivaline gittiğiniz zaman, herkes kendi dilinde söylüyor. Biz nasıl burada fado söyleyen bir sanatçıyı büyük bir sevgiyle dinliyorsak, onlar neden bizi dinlemesin? Biraz sazları değiştirmek lazım belki de.

    - Sahnede görselliği güçlendirecek birşeyler yapıyor musunuz? 

Hayır. Kıyafetler sadece. Sahnede bence kıyafetler çok önemli. Sahneye çıkan bir kadın şarkıcının kıyafetleri ciddi vakit alıyor. Çok şükür bizim ürünümüzün altı çok dolu. 

    - Artık yeni birşey yapıp da marka olabilmek de çok kolay değil aslında.

Çok zor. Marka olabilirsek inşallah, önümüzün çok açık olduğunu düşünüyorum. Şu pandemi bir geçsin, bakalım ne yapıyoruz. Çok festivaller var Türkiye’de. Bütün yaz festivallerine; karpuz, kiraz, şeftali; hepsinde konserler yapılabilir.

    - Oyunculuk devam etmeyecek mi bu arada?

Projeye göre değişir. Çok zor, insanın suyunu çıkartıyorlar. En son iki sene evvel TRT’ye çok güzel bir dönem projesi yaptık, Çırağan Baskını. Sekiz bölümü üç ayda çektik, çalışma günlerimiz belliydi, tam gününde bitti. Bçyle bir teklif gelirse yaparım. Ama dizide çalışmak çok zor. O sektöre çok da güvenemiyorum. Ben New York’da da müzikal oyunculuğu okudum Konservatuar’dan sonra. Oyunculuğu da seviyorum, ama doğru proje olması lazım. 

    - Amerika’da şansınızı deneseydiniz keşke...

Denedim. İnanın çok zor. Lobiler var bir kere. Rekabet çok yüksek. 

    - O zaman şu anda doğru yerdesiniz. Belki çok şöhret olmaya da gerek yok.

Bence de yok. Popüler kültüre hizmet etmek çok yorucu. İnsanın kendi hayatı kalmıyor bir kere. Gerekli değil. Dozunda kalmak çok önemli bence.