Romain Gary nerede? Feridun Andaç'ın yazısı...

Bazı yazarlar bir insan ömrüne geldiklerinde orada yer eder, hiç gitmezler. Kitaplığınızda bir konuk değil, iyiden iyiye kendilerine yer yurt edinmişlerdir.

18 Eylül 2020 Cuma, 15:32
Abone Ol google-news

ROMAIN GARY DİYE BİRİ!

Öyle ki; artık o uzun yolculuklar bitmiş, yerleşik düşünceye dönüşmüştür aranızdaki her şey. Evet, her şey… Öyküleri, yaşanmışlıkların, getirdikleriyle, tanıklıklarıyla, izdüşürmeleriyle okuma dünyanızın bir parçasıdırlar artık. Ve aranızda iklimsel bir bağ vardır. Romain Gary, kendi payıma bu soy yazarlardan biri.

Yüzümü nereye dönsem karşıma çıkan bir anlatıcıdır. Tanıştığımız yaz, Cennetin Kökleri’ni (1989) çeviriyordu öykücü Gülderen Bilgili. Buluşup söyleştiğimiz günlerde ara ara Romain Gary’den söz ederdi.

Emile Ajar adıyla yayımladığı Onca Yoksulluk Varken’i konuştuğumuzda, Attilâ İlhan’dan dinlemiştim ilkin Gary’nin romancılığını. André Malraux, Jorgé Semprun adlarının yanına koyuyordu onu da dönemin Avrupa romanında.

Attilâ İlhan, çevresindeki genç yazar adaylarına kendi yazarlarından söz etmeyi sever, hatta okumaya da yöneltirdi. Gülderen Bilgili’nin de bu romanın çevirisine ilgisi biraz bundandı. Erdal Öz’ün de ısrarıyla bu roman Türkçeye kazandırılmıştı.

Cennetin Kökleri hem okurunu şaşırtan, hem de Romain Gary’nin romancılığını ve yaşamını merak ettiren bir romandır.

Semprun ve Gary okumalarımda biraz da Attilâ İlhan’ı, onun romancılığını görür gibi olmuştum.

Bu üçlüyü, hatta Malraux’yu da yan yana getirdiğimizde; roman yazan, düşünsel iklimlerde gezinen bir yazar için ivme olabilecek “dört as” olarak görebileceğimizi söyleyebilirim.

“Zamanın ruhu” kavramını yaşadıkları çağın tanıklıklarıyla yansıtmaları sanırım en belirgin ortak yanları.

“Yeni roman” düşüncesinin egemen olduğu yıllarda; “başka roman” yazma, hatta bunu da adlandırmadan yazma eylemleri de birbirine denk düşer.

Attilâ İlhan’ın yolunun her biçimde de Semprun / Malraux / Gary’le kesiştiğini düşünürüm.

Gary’den ilkin Cennetin Kökleri’ni okumak, sanırım onun romancılığını keşif, roman düşüncesini anlamak için iyi bir başlangıç.

Biletiniz Buraya Kadar, Koca Tembel, Kadının Işığı, Yıldızyiyiciler’den sonra Şafakta Verilmiş Sözüm Vardı’ya geçiş; artık onun Romain Gary olma, yazarlığını oldurma öyküsünün (özellikle annesi Nina Kacew’in oğula adanışının) tanığı olmanız; size, yazıda yaşamın ne denli önemli olduğu gerçeğini de anlatıyordu.

Şafakta Verilmiş Sözüm Vardı her ne kadar özyaşamsal anlatı/roman olsa da; eninde sonunda bir kurmaca.

Gary, bize, yaşanan bir hayatın kurmacaya nasıl dönüşebileceğini de anlatır aslında. Tıpkı, yıllar sonra, onun eşi Jean Seberg’le yaşadığı tutkulu aşkı Diana: Yalnız Avlanan Tanrıça anlatısında romana dönüştüren Carlos Fuentes’in de yaptığı gibi.

Kurmaca anlatı, hayatların kesişme noktalarıyla oluşur. Orada elbette ki anlatıcının bilinci/bakışı ve yaşamı vardır. Yaşamsız kurmaca ne mümkün sonra!

İşte bu soy yazarlar bize kurmacayı kurmaca kılanın ne olduğunu anlatan, gösteren; hatta öğretendir.

BİYOGRAFİK ROMAN YAZMAK

Bay Piekielny Adında Biri romanını okurken, ki buna biyografik-roman demek yerinde olur, kitabın yazarı François-Henri Désérable’ı merak ettim doğrusu.

Romain Gary vari bir yazarı konu edinmek biraz da cesaret isteyen bir çaba. Gene de biyografi yerine kurguya seçmesi de onun merakı olabilir!

Gary üzerine Dominique Bona’nın yazdığı biyografiyi okurken, bu ilginç edebi kişiliğin yaşam yolunun dehlizlerine girmek romanları kadar merak uyandırıcı gelmişti bana. Bir bakıma Bona, iyi bir biyografinin nasıl yazılabileceğine dair ipuçları da veriyordu yapıtında.

Benim için ikna edici olan ise şuydu: İyi bir biyografinin ancak o sanatçı göçüp gittikten, hayatını/yapıtını tamamladıktan sonra yazılabilirliği. Yaşanmış bitmiş bir hayat…

Biyografi ya da kurmaca yazarı artık kendi sözüyle o hayatı yeniden tümlemeyi göze alır. Bir bakıma parçaları bütünleştirmeye çalışır.

Bona’nın, yazdığı biyografideki çıkış noktası anlatıcının kurmaca yapıtlarıdır. Onlardan iz sürerek Gary’nin yaşamına, anlatı dünyasına açılır. Tanımlar getirmez; onu anlamaya, açıklamaya, hatta tanıtmaya çalışır. Öyle ki; bir yerde de şunu diyecektir Bona: “Gary, oyuncu, dümenci, gözüpek bir hilecidir, başarının güldürüyle ilerleyeceğini deneyimleriyle bilmektedir.”

Gary, bunlarla da yetinmeyen bir anlatıcı, yaşam gözlemcisidir aynı zamanda. Yani dönüştüren bir anlatıcı. Ona 1956’da Concourt Edebiyat Ödülü’nü getiren Cennetin Kökleri bize Morel’in öyküsüyle bambaşka bir dünya sunar. Trajedinin hayatın her yerinde, her çağda nasıl biçimlendiğini; Alman faşizmiyle Afrika’da fillere yapılanın ne olduğunu da okurun algısına taşıyarak gösterir.

Ötede ise Kadının Işığı’nı yazarken, aşkı/kadını Jean Seberg için adeta bir “ağıt” kurar. Bir bakıma onun trajik öyküsünü, aşkın aşkınlığını anlatır burada da.

BİR BAŞKA BAKIŞLA

Romain Gary’nin öyküsü şaşırtıcıdır, bir o kadar da romanlıktır! Anne Nina Kocew, adeta onun yaşamsal yazgısı yaşama ivmesi olmuştur. Ender görülen bir ana-oğulun adanış öyküsüdür onlarınki.

Yüzyılın başında, Polonya Yahudisi olarak sürgünden sürgüne giderek gelip Fransa’nın güneyinde Nice’te göçmen yaşamayı seçen Nina ile Romain, kendilerine yeni bir yurt edinmişlerdir artık. Bütün dertleri ayakta kalarak bu yere tutunmaktır. Nina, oğluna adamıştır kendini, öngörülüdür de; ileride onun yaşam çizgisini bilmektedir.

François-Henri Désérable, Bay Piekielny Adında Biri romanında Romain Gary’nin izini sürer. Onun “Romain Kacew” olarak başlayan (Polonya/Wilno/Vilnius) öyküsünün ardına düşer.

Bir tür kurmaca yolculuğudur bu.

Bir anlatıyı okurken kendinleştirmek; oradan hem kendine hem de anlatıcının anlatıcılığına bakmak…

İşte Désérable, Romain Gary anlatılarıyla çıktığı yolculuklarda ilkin bunu yapıyor. Sonrasında ise onun “hikâye”sinin ardına düşüyor.

Eğer Şafakta Verilmiş Sözün Vardı’yı okuduysanız, Romain ile annesi Nina’nın birbirine bağlı/adanış öyküsünü hatırlarsınız, hatta “Bay Piekienly”nin ordaki imgesini…

“Wilno’da, Grande Pohulanka Sokağı 16 numarada Bay Piekienly diye biri yaşardı…”

Romain Kacew’in öyküsü işte oradan başlıyordu. Annesi Nina’nın ona dair düşleri, beklentileri de…

Her yaşam bir kurmacadır, işte Romain Gary de bize bunu en iyi anlatanlardan biridir sevgili okurum. Hem yaşadığı, hem de yazdıklarıyla.

OKUMA ÖNERİLERİ

Romain Gary:

• Cennetin Kökleri; Çev.: Gülderen Bilgili, 1989, Metis Can Yay., 448 s.

• Şafakta Verilmiş Sözüm Vardı, Çev.: Alev Er, 2012, Agora Yay., 402 s.

• Kadının Işığı, Çev.: İsmail Yerguz, 1996, Can Yay., 108 s.

• Koca Tembel, Çev.:Müntekim Ökmen, 1997, Can Yay., 167 s.

• Biletiniz Buraya Kadar, Çev.: Aykut Derman, 19988, Can Yay., 204 s.

• Dominique Bona, Romain Gary; Çev.: Ertuğrul Efeoğlu, 2017, Tefrika Yay., 439 s.

• François-Henri Désérable, Bay Piekielny Adında Biri; Çev.:Aylin Yeğin, 2020, Can Yay., 240 s.

• Carlos Fuentes, Diana: Yalnız Avlanan Tanrıça; Çev.: Pınar Kür, 1996, Can Yay., 208 s.

• Maurice Guichard, Jean Seberg; Çev.: Ender Bedisel, 2010, Agora Yay., 223 s.