Deniz dili ve edebiyatı

Su. Hayranlıkla karışık hayret, yakıcı oksijenle yanıcı hidrojenin bir araya gelişiyle oluşan söndürücü şey. Su, hayat. Ta ilk metinlerden günümüzdekilere değin edebiyatın konu ettiği.

29 Eylül 2020 Salı, 02:00
Deniz dili ve edebiyatı
Abone Ol google-news

/Bulut mu olsam/gemi mi yoksa/balık mı olsam/yosun mu yoksa?/Ne o, ne o, ne o/Deniz olunmalı, oğlum/bulutuyla, gemisiyle, balığıyla, yosunuyla

“Dünya bir deniz idi, ne gök vardı, ne bir yer, 

Uçsuz, bucaksız, sonsuz, sular içreydi her yer”

(Altay Türkleri Yaratılış Destanı, Verbitskiy)

Su. Hayranlıkla karışık hayret, yakıcı oksijenle yanıcı hidrojenin bir araya gelişiyle oluşan söndürücü şey. Su, hayat. Ta ilk metinlerden günümüzdekilere değin edebiyatın konu ettiği. Kimi zaman “Dede Korkut Kitabı”nda Salur Kazan’ın yurdunun yolunu sorduğu: “Çağıl çağıl kayalardan çıkan su/Ağaç gemileri oynatan su /.../Yurdumun haberini biliyor musun söyle bana/Kara başım kurban olsun suyum sana”. Kimi zaman da deniz olup aşılamayan tuzdan, ya da aşılmak istenmeyip içinde sonsuz kalınan; “Demir kargı olsun orman/Av yerinde yürüsün kulan/Daha deniz daha müren/Güneş bayrak gök kurıgan” (Oğuz Kağan Destanı, Kaplan).

Denizin altındaki, yüzeyindeki, üstündeki tüm dünyalar insanı ilgilendirir, ilgilendirmelidir.  İnsan yosundan giysiler, tuzlu sudan tatlı su yapabilir. Yüzeyinde yaşayıp günlerce seyretmek için tonlarca ağırlıkta çelik, ahşap, cam elyaftan gemiler inşa edebilir. Göğünden kentine, ovasına, vadisine mavi günler, mehtaplı geceler örtebilir. “Denizin üstünde ala bulut/yüzünde gümüş gemi/içinde sarı balık/dibinde mavi yosun/kıyıda bir çıplak adam/durmuş düşünür/Bulut mu olsam/gemi mi yoksa/balık mı olsam/yosun mu yoksa?/Ne o, ne o, ne o/Deniz olunmalı, oğlum/bulutuyla, gemisiyle, balığıyla, yosunuyla”. Nâzım Hikmet’in oğluna dediği gibi.

DENİZİN DİLİ VAR

Ayrıca dili var denizin, konuşur insanla, bağırır, kahkaha atar, şarkı söyler, azarlar, sarılır öper... Çok zengin, cömert, doğurgan hem de katmanlı bir dil bu. Nuh’un Gemisi’inden Odysseia’ya, Robinson Cruise’dan Moby Dick’e, Define Adası’ndan Aganta Burina Burinata’ya... Halikarnas Balıkçısı’nı okuyup da arkadaşlarıyla merhaba yerine “Aganta!” diye selamlaşan kim bilir kaç çocuk vardır.

YURDUN MAVİSİ

Metinden metne, romandan şiire, türlü anlatım söylem, anlam imge ile seyreder deniz. Kutludur, onu geçene sihirli bir kuvvet hediye edebilir. Engeldir, doğaya karşı verilen mücadelesi duyguya karşı da olabilir, koyu özleme. Sonsuzluk, ölümsüzlük, özgürlük, birlik, egemenlik, cömertlik, genişlik, zenginlik, yoğunluk, kapsayıcılık, yok edicilik, tekinsizlik, ayrılık, öteleyicilik, yakıcılık, avutuculuk, eğlencelik... Aşk, huzur, mutluluktur. Elle tutulmaz, gözle görülmezi tutulan görülen eder. “Yürü! Hür mâviliğin bittiği son hadde kadar!/ İnsan âlemde hayâl ettiği müddetçe yaşar” (Yahya Kemal Beyatlı). Elbette elle de tutulur deniz, gözle de görülür. Avcılık, üreticilik, yüzücülük, gezicilik, gemicilik... devinen üreten insan varoluşunun yurdu, yurdun mavisidir.

Hatta MAVİ VATANDIR