Alternatif yaşam için: Ekoköyler

İngiltere Sheffiel'daki Heeley Kent Çiftliği, bir kent bostanı ya da bahçesi değil; bir kent çiftliği. Organik sebze bahçelerinden, seralara, hayvanların beslendiğini açık alanlardan enerji merkezine dek “ortak niyetli bir topluluk” olmanın nasıl bir durum olduğunu gösteriyor. Bu haliyle de önemli bir örnek teşkil ediyor.

30 Eylül 2014 Salı, 16:59
Abone Ol google-news

İngiltere Sheffield'daki Heeley City Farm (Heeley Kent Çiftliği), ekolojik çözümler, organik tarım, topluma hizmet, eğitim ve en çok da “ortak niyetli bir topluluk” olmanın nasıl bir durum olduğunun göstergesi. 9-15 Temmuz tarihleri arasında Buğday Derneği'nin katılımcısı olduğu “Community Goes Farming” projesi kapsamında Heeley Kent Çiftliği'ni ziyarete gittiğimizde bunu net bir şekilde gözlemledik. Daha önce projenin diğer katılımcı ülkeleri olan Slovenya, Türkiye, Almanya, Polonyada yapılan bu buluşmaların sonuncusu için İngiltere'deydik. Ev sahibi kuruluş olan Heeley City Farm, bir kent bostanı veya kent bahçesi değil, kent çiftliği olarak karşımızdaydı.
Bu çiftlik, şehrin merkezi bir yerinde yaklaşık 16 dönümlük bir arazide, 1981 yılında başlamış. O zaman da belediye, boş bulunan bu araziden bir yol geçirmek istemiş. Halktan gelen itirazlar üzerine projeden vazgeçilmiş. John ve arkadaşlarının girişimi ve mücadelesiyle burada bir mahalle bahçesi kurulmuş. Günden güne emeklerle büyümüş ve şimdiki etkileyici haline kavuşmuş. Peki Heeley'de neler mi yapılıyor?
Çiftlikte organik sebze bahçeleri, seralar, keçi, at, tavuk, domuz gibi hayvanlar için açık alanlar ve barınaklar, bir ekolojik kafe ve bir enerji merkezi var. Zihinsel engelliler, yaşlılar, çocuklar ve dezavantajlı gruplar başta olmak üzere halka çeşitli eğitimler (bahçecilik, hayvancılık, el becerileri), ayrıca staj ve geçici/yarı zamanlı iş olanakları sunuyorlar. Giriş ücretsiz. Ziyaretçiler çiftlik hayvanlarını sevebiliyor, bahçe işlerine katılabiliyor. Çocuklara yönelik yabanıl yaşam kursları, herkes için tavuk yetiştirme gibi çeşitli kurslar var. Daha geniş düzlemde enerji verimliği gibi konularda bilgilendirme çalışmaları yapıyorlar. Yani bir tür uygulamalı halk eğitim merkezi gibi çalışıyorlar. Ayrıca dördü mahalle/topluluk bahçesi olmak üzere kent çevresindeki 20 küçük bostanı yönetiyor veya destek sağlıyorlar.
Zaten Sheffield şehrine bakarsak, ilginç bir tarihsel arka planı göze çarpıyor.
Sanayi devriminin ana merkezlerinden biri. Bir yandan sermayenin gelişip palazlandığı, diğer yandan işçi hareketlerinin damgasını vurduğu ve sosyalist düşüncenin geliştiği bir yer. Bir yandan sanayi kaynaklı çevre kirliliğinden çok çekmiş, diğer yandan yemyeşil bir şehir merkezi ve kırsal çevre; serbest otlayan sürüler, yüzlerce yıllık ağaçlar...

İngiltere genelinde tarımsal üretim


İngiltere'nin iklim koşulları doğal et ve süt üretimi için çok uygun, Serbest gezinen hayvan sürüleri çok. Sheffield çevresinde, hayvan ırklarını korumaya özen gösteriyorlar. Yeşil yapraklı sebzeler, soğanlı ve rizomlu bitkiler, şifalı otlar ve üzümsü meyveler için ideal.
İngiltere'nin tamamında endüstriyel tarım ve hayvancılık ürünleri pazara egemen. Çokça da ithal ürün var. Doğal/organik tarım yapma imkanları sınırlı, çünkü araziler yüzyıllar içinde parsel parsel ayrılıp özel mülkiyete geçmiş. Memleket kalabalık olunca da haliyle hem şehirde hem kırda toprak çok değerli, yani pahalı hale gelmiş. Ne olsa de buralar bütün bu “özel mülkiyet” hikayesinin başladığı yerler. Yüzyıllar içinde küçük aile çiftçiliğinin yok edildiği, kırsal arazilerin devlet eliyle sermaye sahiplerine sunulduğu, üstelik bu yolla şehirlerde ucuz emek gücünün toplandığı yerler. 21. yüzyıl Türkiye'siyle benzerlik görüyor musunuz?
Şimdinin İngiltere'sinde sosyal devlet denen bir şey var ve hala önemli ölçüde gücünü koruyor. Ama bir yandan da Londra'nın merkezi sermayenin koca gökdelenlerine teslim oluyor. Tarım-ekoloji-beslenme konularına dönersek, İngiltere kanserin dünyada en yaygın görüldüğü yerlerden biriymiş. Muhtemelen bu sebepten dolayı yerel, organik, doğal gıdalara talep gittikçe arttıyor. Kentin kenar mahallelerinde bile doğal, organik ürün dükkanları açılıyor. Fakat yerel ve organik ürünler ulusal ve küresel konvansiyonel ürünlerle fiyat rekabetine giremiyor. Heeley City Farm'ın bahçıvanlarından Darren'in dediği gibi: “Büyük çaplı konvansiyonel sebze üretim dünyası başka bir dünya, onlarla yarışamayız. Güney İngiltere'de kocaman arazilerde ilaçlı tarım yapılıyor ve göçmen işçiler çok ucuza çalıştırılıyor.” Yani orada da, bizim bir türlü vazgeçemediğimiz şu “ucuz gıda” arayışımızın açmazlarını görüyoruz.

City Farm'ın işleyişi:

Çalışanların tam sayısını bir türlü öğrenemedik, anlaşılan onlar da tam bilmiyor. Galiba 5 ile 10 arası tam zamanlı çalışan, 15-20 civarı yarı zamanlı çalışan var. Bunlar prensipte de olsa maaş alanlar. Bir de yönetimden bahçe işlerine kadar da onlarca gönüllü var. Ayrıca sosyal hizmet kapsamında maaşlarını devletin verdiği, çoğu engelli veya dezavantajlı kesimlerden çiftlik çalışanları, stajyerler, kursiyerler...
Gözlemim o ki orada şey bir kişinin; aynı zamanda baş yönetici olan John Le Corney'in çevresinde dönüyor. John çiftliğin kuruluşundan beri oradaymış, yani girişimin öncülerden. Diğer çalışanlar ve gönüllüler gibi o da her tür işi yapıyor: konukların ağırlanması, çiftlik işleri, eğitim, evrak işleri ve en çok da parasal kaynak bulma. Heeley City Farm, kısıtlı üyeli bir dernek ve aynı zamanda bir şirket. Başından beri Sheffield Belediyesi'nin desteği olmuş ve bu destek hala sürüyor. Ama oradan gelen para giderek azalıyor. Kafenin geliri ve sebze satışlarından gelen para da bütçenin çok azını karşılayabiliyor. Çeşitli yerel ve ulusal fon kuruluşlarına sürekli proje yazmaları gerekiyor. Bize söyledikleri kadarıyla işlerin en zor yönü bu: Yılda en az 50 farklı kuruluşa proje sunma, projelerin yönetimi ve raporlanması... Bu işler en çok John'un üzerinde. Elinden kağıt-kalem eksik olmuyor. Neyse ki yönetim kurulunda çiftliğe ve John'a gönüllü destek ve danışmanlık sunan değerli insanlar var.

 


Not: Yazarın izni ile Yeşil Gazete'de yayınlanan yazısından derlenilmiştir